BU SAVAŞ KİMİN? / Halit Emre Yaman

0
425

İslam’da savaş, özel durumlarda ortaya çıkan bir durumdur. Savaşa girişilmesinin şartları, savaş sırasında nasıl davranılacağı ve benzeri birçok konu İslam alimleri tarafından sorgulanmış ve genel prensipler ortaya konmuştur. Bu prensiplerin başında ise savaşa girilmemesi için gereken her şeyin yapılması şartı vardır.

Hangi dinden, ırktan, düşünceden olursa olsun, içinde kin, nefret ve düşmanlık gibi duyguları besleyen insanlar tehdit eder, huzursuzluk çıkarır, kavga, kaos, şiddet ve nihayet savaşlara sebep olurlar. Böyle durumlarda can, ırz, mal, vatan ve dini korumak için müdafaa veya karşı koyma insanlığın gereği, yerine göre de İslam’ın emridir.

Einstein, “Propagandayla zehirlenmedikleri sürece kitleler asla savaş düşkünü değildir.” der. Dünyada cereyan eden savaşlara baktığımızda toplumlardan ziyade liderlerin hırslarının ve saçma-sapan konuşmalarının savaşlara sebebiyet verdiğini görürüz.

Türk ve İslam tarihindeki savaşlara bakıldığında genel olarak töre’nin ve dinin ortaya koyduğu kurallara uyulduğu görülür. Zaman zaman devleti idare edenlerin ihtirasları yüzünden gereksiz savaşlar da yapılmıştır; tıpkı bugünlerde kuyruğu bir yerlere sıkıştırılmış Erdoğan’ın Suriye’ye asker çıkarması gibi…

Erdoğan, her seçim öncesinde veya zor durumda kaldığında, iktidarını devam ettirebilmek için operasyonlara başvurdu… Sun’i krizler çıkartarak “Ey…” diye efelenmeler, yıllar önce açılmış tesisleri tekrar açma törenleri, zamanın şartlara göre Kürtleri, Kemalistleri, Gezi eylemcilerini, Ergenekoncuları ve son olarak Hizmet hareketi düşman ilan etme çalışmaları, zor durumda kalınca faiz lobisi, iç ve dış düşman icat etme, kaybettiği 7 Haziran 2015 seçiminden sonra yaşanan şiddet olayları, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını “darbe” diye adlandırması, 15 Temmuz tiyatrosunu “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirmesi… Bütün bu olayların öncesi ve sonrasına baktığımızda hep bir şeylere hazırlık yapıldığını görüyoruz. Şimdi sırada Suriye operasyonu var…

Erdoğan ve ona destek veren derin yapılar, son birkaç asır boyunca istikrarlı bir yapıya kavuşamamış Anadolu topraklarında yaşayan insanların fakirlik, cehalet ve korku duygularını sömürüp, iktidara gelme ve orada kalma tekniği olarak kullandılar, kullanıyorlar. Yaşananlardan dolayı tedirgin olan Anadolu insanı da, maalesef “elde olana sarılma”, “ehven-i şer” ve “çalıyorlar ama çalışıyorlar” reflekslerinde bulunup düzenbaz, kurnaz, yalancı ve bütün bunları bünyelerinde barındıran münafıkları iktidara getirdi.

Bizim coğrafyamızda neredeyse bütün siyasetçiler pragmatisttir. İktidara gelen her parti veya siyasetçi, günü kurtarmaya, iktidarını sağlamlaştırmaya öncelik verir. Hatta muhalefet bile yapacağı eylem veya söylemin kendisinin konumunu koruyup-korumayacağına bakar. Yani hem iktidar hem de muhalefet ülkenin ve milletin çıkarından ziyade kendi çıkarını düşünür ve ona göre hareket eder. Birçok konuda birbirlerine muhalefet eden milletvekillerinin kendi maaş ve özlük hakları söz konusu olduğunda her zaman mutabık kalır ve aynı yönde oy kullanırlar.

Her parti ve lideri büyük vaatlerle ortaya çıkar ve halka demokrasi, huzur, zenginlik sözü verir. Seçimler olup bittikten sonra da bütün bunlar kulak arkası edilir. AKP ve Erdoğan da böyle yaptı. Halbuki arkasına aldığı halk desteği ile ilk zamanlarda olduğu gibi güzel icraatlar yapabilir, her türlü vesayeti ortadan kaldırabilir, gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi ülkenin şeffaf bir şekilde yönetilmesini sağlayabilirdi. Ama öyle yapmadı; diğerleri gibi güç zehirlenmesine uğradı ve battıkça battı. Sonra da denize düşenin yılana sarılması gibi paçayı kurtarmak için her türlü derin yapıyla işbirliği içine girdi.

Mevcut durum, “Türkiye’nin gelecek vizyonu” yerine “Erdoğan’ın gelecek vizyonu” üzerine kurulmuş durumda… Münafıklığın zirve yaptığı siyaset arenasında Erdoğan bunu çok güzel kullanıyor. Yaptığı hamlelerle kendisi gibi olan Trump ve benzerlerine pas veriyor ve arkasından da oyununu oynuyor. Aslına bakılırsa iyi siyaset yapıyor denebilir ama şahsının kifayetsizliği bilindiğinden onu kontrol eden kuklacıyı alkışlamak gerekiyor. Hadi Erdoğan’ın da hakkını verelim; kötü de olsa kendisine verilen rolün başını-gözünü yararak oynuyor…

Suriye operasyonu üzerine neredeyse bütün dünya Türkiye’yi kınarken şaşırtıcı bir şekilde gördük ki geçmişte Erdoğan’ı yerden yere vuran gazeteciler, yazarlar ve HDP hariç bütün partiler ona destek veriyor. Destekçilerin niyetlerini veya ne gibi çıkar sağladıklarını bilmek mümkün değil ama siyasetin, menfaatin ve beklenti içinde olmanın ne kadar çirkin bir şey olduğunu bu yaşananlardan rahatlıkla görebilirsiniz. İşin trajikomik tarafı, Erdoğan, bu konuda kendisine destek olan “Millet İttifakı”nın dağılması gerektiğinden bahsediyor ama muhatapları çıkıp iki kelam etmiyor.

Vatan-millet edebiyatı yapanlar da siyasetçiler gibi sadece “günü kurtarıyor”, askerlerin ölmeden geri dönmesini temenni ediyor ama kimse o topraklarda ne işimiz olduğunu, nasıl bir tehditle karşı karşıya kaldığımızı, bu duruma nasıl geldiğimizi sorgulamıyor, böylece Erdoğan’ın kendi geleceği üzerine kurduğu senaryoda figüran olmaktan kurtulamıyor.

Dünyada söz sahibi olma ve haklılığını gösterebilme, diplomasi tecrübesi, etkin lobicilik ve ekonomik güce bağlıdır. Oysa Erdoğan son birkaç yılda Türkiye’nin sahip olduğu bütün bu kazanımları yerle bir etti. Bunun sonucunda dünyada yalnız kaldık ve kimse bunu sorgulamıyor. Bunu sorgulama becerisini kaybeden sağcısından solcusuna, gazetecisinden yazarına, siyasetçisinden bürokratına kadar herkes elbette vatan-millet-Sakarya algı operasyonundan nasibine düşeni alacaktır.

Savaşın çirkin yüzünü göstermemek için “Askerlerimizin burnunun kanamadan geri dönmesini” dileyenler var. Sanki askerler insan öldürmeye, işgale, yağmaya değil de çocuk bahçesine gidiyor. Askerler gittikleri gibi dönmeyecek; ya ölü, ya da maddi-manevi yaralı olarak dönecekler… Peki ne uğruna? Gerçekten vatan, din veya namus için mi? Yoksa bir diktatörün iktidar hırsı için mi?

Evet, Erdoğan daha önceki hasta ruhlu devlet adamları gibi bir savaş çıkarttı. Zira diktatörler kaos, kargaşa ve savaşla ayakta dururlar, çünkü bunlar toplumun dikkatlerini dağıtır. İnsanların kötüye giden ekonomiyi, zamları, iktidardakilerin yolsuzluklarını unutturur.

Kapalı kapılar ve karanlık odalarda ne gibi planlar yapıldı, Türkiye’yi ve dünyayı ne gibi şeyler bekliyor bilmemiz mümkün değil. Şer odaklı, münafık kafalarda neler kaç tilkinin dolaştığını o alemin içinde olmayanlar bilemez. Bize düşen vatanımız ve içindeki masumlar için dua etmek… Bununla beraber dünya üzerinden her türlü şirretliğin def edilmesi için kendimizi yetiştirmek suretiyle çalışmak, çalışmak, çalışmak…

HALİT EMRE YAMAN

@halitemreyaman2

halitemreyaman@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here