“Abi bana ütü yapmayı öğretir misin?” | FUAT BARAN

0
402

1991 yılının eylül ayının sonlarıydı.

Bir Cuma günü okul çıkışı 2 tane abi gelmişti okulun kapısında bizi bekliyordu.

Beraber yaklaşık 20 dakika yürüme mesafesinde bir eve gittik.

Ev iki katlı idi ve iki katta da öğrenci eviydi.

İkinci kata çıktık.

Giriş bir koridora çıkıyordu, sağ tarafta bir oda, girişin karşısında salon, koridorun solunda da mutfak vardı.

Salona aldılar bizi.

Sonradan tabut diye andığımız, üstlerinde sünger olan tahta koltuklarda oturduk.

Bizimle gelen abiler, “haydi tanışalım” dediler.

İlk abim olan Abdullah abi ile o gün tanıştım.

Abdullah abi, lise ikinci sınıfta bıyıkları yeni terlemiş biriydi.

Ben orta okul birinci sınıfa yeni başlamıştım.

Abdullah abi bizimle 3 yıl ilgilendi bize abilik yaptı.

Ben varoşlarda büyümüş ve yaşayan biriydim.

Gömlek pantolonu ütülemek falan, bizim hayatımızda olan bir şey değildi.

Peşmurde, ayağında lastik ayakkabı olan biriydim.

Bir gün Abdullah abi bana, “seninle konuşalım” dedi ve bir odaya geçtik.

Abdullah abi, “bak Fuat , bir sandalye en az 3 ayak üzerinde durur, bir müslümanda da en az 3 özellik olması lazım” dedi.

1- Tekkenin takvası.

2- Medresenin ilmi.

3- Askeriyenin disiplini.

“Sen de tekkenin takvası var, medresenin ilmi var ama askeriyenin disiplini yok” dedi.

“Nasıl abi” dedim.

“Çok pejmürde giyiniyorsun, ütülü pantolon gömlek giydiğini görmedim, bunu değişmen lazım” dedi.

Ben de, “abi bizde ütü yok ki, olsa da ben bilmem ki ütü yapmayı kimse bilmez bizim evde” dedim.

Abdullah abi inanamadı ve “gerçekten mi?” dedi.

“Evet” dedim.

Abdullah abi, “o zaman sana vazife veriyorum, hemen eve bir ütü alın” dedi.

“Tamam” dedim.

Eve geldim anneme, “ana bize ütü alalım” dedim.

Anam, “nerden çıktı” dedi.

Ben de anlattım olanları.

Anam, “tamam” dedi ve evimizin yakınında bir beyaz eşya satan küçük bir dükkan vardı oraya gittik.

Anam 5 taksitle, hiç unutmuyorum, beyaz ve pembe renkli bir ütü aldı.

Eve geldik, kullanmayı bilmiyoruz tabi.

Anama dedim, “ana ben Abdullah abiden öğreneyim sonra ben ütü yaparım artık.”

Abdullah abiye anlattım olanları ve bana ütü yapmasını öğretmesini istedim.

Abdullah abi bana pantolon ve gömlek ütülemeyi öğretti.

Eve geldim ve “ana bana pantolonları ve gömlekleri getir” dedim.

Anam da evde ne kadar varsa hepsini getirdi.

Ütü masamız yok tabi, tahta masanın üzerinde ilk ütümü yapmıştım.

O günden sonra üniversiteye gidene kadar, evdeki tüm ütüleri ben yapıyordum.

Kız kardeşlerimin elbiselerinden başörtülerine, gömlekten pantolona tüm elbiselerin ütüsünü ben yapıyordum pazar akşamları.

Diyeceğim o ki, ben hayatımda ütü yapmaktan başlayın hemen hemen her şeyi ben abilerimden ve Hizmet’ten öğrendim.

Eminim çok insan da benimle aynı durumda.

Bizi biz eden Hizmet oldu.

Bizi biz eden Hizmet, bizim nezdimizde tertemiz bir sayfa idi.

Ona hiç bir kiri pası yakıştıramıyorduk.

Biz de hayatımızı bu anlayışla yaşamaya çalışıyorduk.

2006 dan sonra Amerika’ya geldim, AKP dönemini bilmiyorum nasıldı Türkiye’de.

Bugün duyduklarım, gördüklerim bana öyle acı veriyor ki.

Bazen kendimi, evladını kaybetmiş bir baba gibi hissediyorum.

El bebek gül bebek büyüttüğün, üzerine titrediğin evladını kaybetmiş bir baba kadar acı çekiyorum.

Neden böyle oldu, neden bu hale geldi diye hayıflanıyorum.

Sevgimden dolayı ona kötü bir şeyi kondurmak istemiyorum ama gerçeklerden de kaçamıyorum.

Abi imajının yerle bir olması canımı yakıyor.

Biz abi deyince, birbirine kumpas kuran, kendi istikbali için makamını kullanıp mal-mülk edinen, makam sevdalısı, kendisini beğenmiş insanlar gelmiyordu aklımıza.

Abi, abi idi.

Örnek idi.

29 yılım bu hareketin içinde geçti.

Beni, ben etti bu hareket.

Anamın hep, “oğlum sigortalı bir işe gir, biraz para biriktir, geleceğini düşün” demelerine karşı, kafamda hiç öyle düşünceler olmadı.

Daha önemli işlerimiz vardı.

İnsanlığa hizmet ediyorduk, ev, araba, para, pul bunlar boş şeylerdi.

Olsa da olur, olmasa da olurdu.

Hep duam, Hz. Ömerin duasıydı.

“Allah’ım anamdan doğduğum gibi öteye gitmeyi bana nasip et.”

Dikili bir ağacım olmadı bugüne kadar.

Düşünmedim bile.

Ama ben bunları hep abilerimden öğrenmiş, onları örnek almıştım.

Peygamberane bir yaşam bunu gerektiriyordu.

Hocaefendi bize sahabiyi anlattığında böyle bir hayat ortaya çıkıyordu.

Şimdilerde abileri, dediklerini, yaptıklarını, yapmadıklarını görünce canım çok yanıyor.

Kendimi aldatılmış gibi hissediyorum.

Ama sonra, ne güzel bir hayat yaşadın bu harekette.

Günaha kapalı, kendini yetiştirdin, ne yaptıysan Allah için yaptın, kimseye bir zarar vermedin, hakkına girmedin.

Bu dünya öyle yada böyle bitecek ve madem sen bunları Allah için yaptın, sabret, sebat et, hizmet dediğin şeye devam et.

Ama bir grup içinde, ama kendi ailen ile.

Ve diyorum.

Kırgınım, ama bir daha dünyaya gelsem, yine aynı hayatı seçerdim diyorum.

Peki ya o abiler?

Herkes kendisi hesap verecek ötede.

 

FUAT BARAN

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here