İŞİN EHLİ OLMAK VE İŞİ EHLİNE VERMEK / Halit Emre Yaman

0
433

Hatadan müberra insan yoktur! Bunu biliyor olmamıza rağmen herkesten hatasız olmasını istiyor ve muhatabımız bir hata yaptığında yerden yere vuruyoruz. Geçmişinden girip bir yazısından, bir paylaşımından, çalıştığı kuruma kadar kulaktan dolma bilgilerle onu linç ediyoruz.

İnsanları ve olayları bulundukları mekân ve zamanın şartlarına göre değerlendiremiyoruz. Çünkü bunun için bilgi sahibi olmak ve araştırmak gerekir. Ne yazık ki bu, ne Anadolu’da yaşayan insanlarda ne de onların içinden çıkmış olan Hizmet Hareketi müntesiplerinde var.

Anadolu’da yetişen, onun kültüründen beslenen herkes, her şeyi konuşur, çünkü her konuda bilgi sahibidir(!). İlahiyatçılar, gazetecileri yerden yere vurur, gazeteciler eğitim konusunda ahkâm keser ve nihayet öğretmenler de bir gazetenin yayın politikasına müdahale etmeye çalışır. Bunun gibi kısır döngüler sarmalında yaşayan veya bunlara şahit olan insanlar da yaptıkları yorumlarla yeni tartışmalara kapı aralıyorlar. Herkesin her şeyi bildiği böylesine bir ortamda kafası karışanların sayısı çok olur.

Hz. Ali, “Akıl tamamlandığında söz noksanlaşır.” derken muzdarip olduğumuz bir derdin reçetesini de vermiş oluyor. Neredeyse hepimiz Türkiye’de iktidar partisini destekleyenler hakkında yorum yaparken bu sözün mefhum-u muhalifini dile getiriyoruz. Günümüzü ve yaşadıklarımızı çok güzel ifade eden bu durumdan ne yazık ki kendimize ders çıkarmıyoruz.

İlk dönemler itibariyle, Hizmet Hareketinde ünite ve birimlerinde âdeta kervan yolda dizilmiştir. İnsanlar yeni bir alanda o işi öğrenerek yol almış; zamanla işin ehli yetiştikçe de onlar devreye girmiştir. Bunun gerçekleşmesi o kadar kolay olmamış ve çok sıkıntılar yaşanmıştır. O güne kadar oluşturulan kurum kültürünün devamı, Hizmet prensiplerinin uygulanması gibi kaygıların yanı sıra bazı yöneticilerin insanî zaafları değişim/gelişim sürecini geciktirmiştir.

Kurumların başındaki insanların “Madem işin okulunu okuyanlar geldi, biz de kenara çekilelim…” demeleri güzel bir davranıştır. Sonradan gelen işin ehli kişilerin de “Abilerimiz bugüne kadar bu işi yaptılar, onların tecrübelerinden istifade etmemiz gerekir.” yaklaşımı da güzel bir davranıştır. Bu iki davranış ideal manada hayata geçirilemediği için küskünlükler, kırgınlıklar yaşandı.

Hocaefendi’nin bu tavsiyesi Anadolu kültüründen gelen reflekslerle kulak ardı edildiğinden, Hizmet’te birçok sıkıntı yaşandı, yaşanıyor. Yaşanmakta olan süreç bunu göstermekle birlikte artık hayata geçirilmesi gerektiğini de gösteriyor.

Hizmet Hareketi içinde bulunmak suretiyle insanların belli bir seviyeye veya konuma geldiğini kimse inkâr edemez. Ama bunu sadece tek şarta bağlamak da doğru değil. Eğer insan belli bir konuma geldiyse kendi kabiliyeti ve çalışkanlığı da etkili olmuştur. Hangisinin daha etkili olduğunu kişi bazında değerlendirmek gerekir. Hasbelkader bir konuma gelmiş olanlar da olabilir. Ki bu her zaman, her ülkede, herkes için söz konusudur…

Kabiliyet, liyakat ve çalışkanlığına rağmen hak ettiği konuma gelemeyen kişiler olduğu gibi tam tersi de olmuştur. Sosyal medyada bunun yansımalarına her geçen gün şahit oluyoruz. Kendisine haksızlık yapıldığını yazan ve hesap sorarken başka haksızlıklara sebep olanlar kadar, bunu dile getirirken daha objektif davranmaya çalışıp kimseyi kırmadan çözüm teklifinde bulunanlar da var. Hani atalarımızın “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır” dedikleri gibi…

Konuşulmamalı mı? Elbette hayır! Konuşmak gerekir… Yerinde, usulüne uygun ve üslubunca…

Hizmet Hareketi, “din merkezli” bir yapı olduğundan müntesipleri İslam’ın ölçülerini göz ardı edemezler. Hocaefendi’nin sık sık dile getirdiği gibi pergelin bir ucu dini hassasiyetlere uygun şekilde sabit, diğer ucu da gidebildiği her yere gidecek şekilde hareketli…

Gıybet, en büyük kul hakkı ihlallerinden biridir. Üzerinde kul hakkı olanların cennete giremeyeceğini ve buna dair ayet ve hadisleri herkes bilir… Bilir ama iş uygulamaya gelince maalesef birçoğumuz farkında olmadan bu fecaati işleriz. Sosyal medyada kimliksiz hesaplarla da bunu çok iyi becerir, rahatladığımızı ve birilerinin yazdıklarımızdan ders alacağını düşünürüz. Tıpkı bu yazıda olduğu gibi…

Oysa kendimize bakarak bunun ne derece etkili olduğunu görebiliriz. Vakt-i zamanında yaptığımız hataları unutmuş, şu anda yazılanları üzerimize almadığımız bir gerçek olarak ortada dururken başkalarının bunu uygulamasını bekliyoruz. Hâlbuki hatalarından ders çıkarmasını beklediğimiz büyük-küçük herkes bizim gibi yaşadı, gördü, öğrendi… Yani yok birbirimizden farkımız… Hal böyleyken yakın zamanda sorunlarımıza çözüm bulmak çok zor görünüyor.

Herkesin konuşmasını ve böylece sorunların çözüme kavuşmasını istiyoruz, sonra da konuşanları hemen linçe tabi tutuyoruz. Âdeta içimizdeki öfkeyi boşaltabilmek için zemin hazırlıyoruz. Konuşanın söylediklerinden, yazanın yazdıklarından işimize yarayan bir kısmını cımbızla çekip alarak onun üzerinden yerin dibine batırıyoruz. Hâlbuki konuşmanın veya yazının bütününe bakılırsa ne demek istendiği daha net anlaşılır. Kim bilir belki konuşanın dili sürçmüştür, yazanın da klavyesi bir azizlik yapmıştır. Bütüne bakılırsa bu durum anlaşılır ve ders çıkartılacak nice şeyler tespit edilir.

Kaldı ki, kim olursa olsun, konuşanın yazanın fikirlerine katılmak veya onaylamak zorunda değiliz. Kur’an, Sünnet, Risaleler ve Hocaefendi pratiğinde Hizmet’in prensipleri bellidir. Herkes kendi donanımına göre istifade eder, pratik hayatta uygular. Kim olursa olsun, fikrini beyan eden birinin görüşlerini beğenip beğenmemek kişiye kalmıştır. Kendisi gibi düşünmeyenlere hakaret etmenin, hele bunu sosyal medyada isim vererek dile getirmenin, bırakın Hizmet açısından, insanî açıdan kabul edilir bir yanı yoktur.

Hâlihazırda Hizmet Hareketi müntesiplerinden mağdur olmayan yok gibi… Medyada, şimdiye kadar yapılan hataları Hizmet’e zarar vermeden dile getirebilen, araştıran, çözüm yolları arayan çok az sayıda insan var. Bir de bunu medyaya yansıtmadan yapanlar var. Bunların sayısının artması ile yaşanmakta olan sürecin yaraları daha çabuk sarılacaktır.

Muhalif olmaya kilitlenmiş, yaşanan güzellikleri göz ardı eden, yapılması gereken işleri ihmal eden ve bütün yaşananların ardındaki hikmeti düşünmeyen insanların yapıcı olması, problemlere çözüm üretmesi mümkün değildir. Takdir edersiniz ki, “Her şeyi tenkit, her şeye itiraz, bir yıkma hamlesidir. Şayet insan, bir şeyi beğenmiyorsa, ondan daha iyisini yapmaya çalışmalıdır. Zira yıkmaktan harabeler, yapmaktan da mâmureler meydana gelir.”

HALİT EMRE YAMAN
@halitemreyaman2

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here