TÜRKİYE’DEN, YURTDIŞINDA YAŞAYAN KARDEŞLERE MEKTUP / Halit Emre Yaman

3
2149

Belki kızacaksınız bana ama kızmayın, kızmak bile mutsuzluk verebilir size, siz mutsuz olun istemiyorum.
Ben Anadolu’da cam kenarından sizi gururla takip eden biri.
Sizin hayalleriniz olmazsa bitmeyecek bir günün ardından kağıdı kalemi alıp selamı yazmak, pardon selamımı yazmak istedim.
Çocuğuma yemek yerine umut verdim dün gece, “yarın kapıyı çalan biri çıkar” deyip uyuttum. Siz aksatmayın işinizi, kiranızı, mutfağınızı aksatmayın., Bir gün ödeyemezseniz elektriğiniz kesilir veya gazınız kapanır sonra karanlıkta kalırsınız, üşürsünüz bir günlük, üzülürüm burada…
Ben pencere kenarında oturdum odam aydınlık… Çocuklarımla da sarıldık birbirimize ve şu anda mahpus babamızla ailece geçirdiğimiz güzel günlerin birindeki sıcak tebessümle ısındık.
Muhacir-Ensar sohbetini dinledim geçen hafta… Hocamız “100 € veya 100 $ verilemez mi ayda bir? dedi.
Düşündüm… Şimdi bütçenizi daraltır sofranızda bir çeşit eksik olur, İştahınız kaçar, mutsuz olursunuz sonra, istemem…
Biz öğün düşürür, gideriz bir süre, siz bizi düşünmeyin. Şimdilik iyiyiz böyle, sizi bize bağışlayan Rabbime hamdolsun. Varsınız ya, yokluğumuz umutla aşılır bizim.
Ne güzeldik değil mi sizinle?
Hey gidi günler diyoruz Canan Hoca’yla bir araya geldiğimizde… Ne güzel günlerdi…
Kermes deyip, börek çörek pişirirdik bir talebenin bursu çıksın diye, çıkıyordu da hamdolsun. O sevinçle avucumuzdaki yetmez diye kalbimizi söküp koymak isterdik.
Abi, abla olacaklar, sevgiyi anlatacaklar ama sevgiyi sevmeyenler gün olur da dünyanın herhangi bir yerinde kardeşlerinden birine bir fiske vurulursa dünyayı ayağa kaldırırlar diyorduk, bu yetmez deyip dahasını yapmaya koyuluyorduk.
Okusunlar istiyorduk, okudular okullarını ve şimdi anavatanlarındaki zulümden çoook uzak güvenli beldelerdeler, mutluyuz.
Aklıma geldi acaba bir gün oralara gelirsek eski günlerdeki gibi her aya bir kermes, belki ihtiyaca binaen haftalığa da indirebilir miyiz? Sonra düşündüm, siz oralardasınız girmeyin buna ailenize ayırın o hafta sonunu, ne bileyim altı gün az gelirse mutluluğunuz kaçar istemem.
Mutluluk ne zaman kaçar bilemediğimiz için gün hesabı yapmakta zorlanıyoruz babamız hapse düştüğünden beri.
Hem bilirim kermesin yoğunluğunu birkaç gün bir araya geleceksiniz, börekler, çörekler pişireceksiniz, beyler masa açacak…
Oooo! Unutuyordum az kaldı… Bir de toplaması var değil mi? Bunca işi kim yapacak şimdi? Sonucunda birkaç ailenin bir aylık ekmek ve peynir parası çıkacak, değmez siz işinizi aksatmayın.
Abilerim de birkaç saat daha UBER yapsın, duvar boyasın, seramik döşesin… Taksiti var aldığı arabanın ve kiralar da yüksek kaldığı semtin, belki yaşadığı şehrin hayat standartları yüksek ve ağır. Altında da yaşamak olmaz, hem hayatta kalmak da önemli, siz hayatta kalın gerisini istemem.
Siz umudumuzsunuz, var olduğunuz bilmek umut veriyor bize.
Sabah uyanacaklar ya çocuklar, öğlene kadar oyalar, sonra komşulara ziyarete giderim. Belki bir ikramla yarını da geçeriz, olmazsa babamlara, olmazsa bizimle aynı fikirde olmasa bile yengemlere uğrarız, siz düşünmeyin bizi zinhar, iyiyiz biz öyle.
Instagram’da, Facebook’ta, Twitter’da paylaştığınız resimlerinize bakıp imreniyoruz. Çocuğum soruyor; “Onlar bizim abilerimiz, ablalarımız” diyorum, gururla. “Can kadar sevdiklerimiz, çok mutlular Allah bozmasın” diyorum.
Oğluyla top oynayan, yemyeşil parkta koşturan babayı izliyorum… Kızıyla uçurtma uçuran baloncuklar şişiren anneyi gözlüyorum bir de, mutlu oluyorum… Bakmayın uzaklığa, sizi takip ediyorum gururla. Mutluluğunuza gölge düşmesin.
Babamız hapisten çıkarsa, bir iş bulur elimize ekmek fazlası para geçerse ilkin bir uçurtma alırım çocuğuma ve kızıma pembe balon, o zaman unuturlar yaşanmamış çocukluklarını, siz bakmayın bize.
Yarın yine toplu çıkın eğlenceye, resimler paylaşın, videolar çekin sıcak gülüşlerinizin sesini de alan, biz onlara bakıyoruz evimizin penceresinden mutlu oluyoruz.
Birlikte kermes açtığımız ablamızın eşi kaçırıldı geçen hafta, çok üzüldünüz biliyorum, biz de üzüldük çünkü. Sosyal medyada kaçırılanlar serbest bırakılsın diye tag açılmıştı… Yurtiçi, yurtdışı nerdeyse bin kişi katılmıştı ve paylaşımlarda bulunmuştu.
Çok sevindik… Çok büyük rakam…
İşini gücünü bırakıp sahip çıktınız, nasıl sevindik bilemezsiniz. Biz de yazmak istedik ama ne yazan bir telefonumuz, ne internet koyacak 20 liramız vardı. Hoş, olsa da komşunun kulağı duvarda, polis takipte… Ama üzülmedik, siz sahip çıktınız zaten, onca işinizin ortasında, var olun, yokluğunuzu vermesin Allah…
“Türkiye’de ve dünyada neler oluyor?” sorusunu sordurdunuz, çok mutlu olduk. Binnnn kişi ile el birliğiyle duyurdunuz sesimizi soluğumuzu. Çıkmayan nefesimiz oldunuz ya çok sevindik. Zaten kaç kişiyiz ki topu topu? Birkaç yüz bin var mıyız? Her neyse siz takmayın biz iyiyiz burada.
Seccadede sesinize ses olmaya çalışıyoruz. Bir gün internet koyacak kadar para bulur, polisi atlatırsam 1001. kişi ben olurum destek veren, diyor Canan öğretmen…
Dünya kamuoyunun dikkatini çekmek için de gayretinizi duyuyoruz, geçen yurtdışındaki bir abimiz, komşusunu davet etmiş mangala ve et ile tavuk arasında bizim hikayemizi anlatmış, çok etkilenmiş komşusu, öyle diyor…
Canan öğretmen ile bu hikayeyi çevirip çevirip okuduk bir daha… Bir kişi bir kişidir dedi Canan öğretmen, öyle dedim ben de gururla. Sizinle ne kadar gurur duysak az. Biz yapamıyoruz burada…
Komşu kapıyı çalınca dizimizin bağı çözülüyor. Kapıyı açınca tabakta bir yemekle selam verince selamette olduğumuzu anlıyoruz ama ziyanı yok…
Bir gün babamız çıkarsa hapisten ve imkanımız olursa Meriç’i geçmeye omuz veririz biz de.
Belki aylara yayılan zulmü anlatan sergiler, belki “mağdur çocuklara bir uçurtma da sen al” festivali, profesyonelliğe bakmadan elimizde telefonla bizi bize anlatan kısa filmler, belki haftalık yardım kermesleri, belki “sanki yedim ayda bir kahvaltıları”, büyük büyük şirketlerin kapısına gidip elimizde mağdurların hikayesini anlatan dergilerle yardım kampanyaları… Bir çocuk uçurtma alsın diye size destek veririz.
Duydum ki Türkiye’de sevdikleriniz var, onlara zarar gelir diye Amerika, Avrupa, Kanada gibi özgür ülkelerde olup biraz çekingen davranan abilerimiz ablalarımız varmış. Haklısınız, ne olur zorlamayın kendinizi.
Bahar gelecek inanıyoruz, bu zulüm öyle böyle bitecek. Güzel günler gelince Anadolu huzur yurduna dönünce inanıyorum siz yine yaparsınız yapacağınızı… Türkçe Olimpiyatları gibi hani binlerce insanın önünde gür bir şekilde ve çekinmeden zulmü haykırırsınız dünyaya…
Ne kadar teşekkür etsek azdır…
İyi ki varsınız…
Her hapishane ziyaretine gittiğimde eşim soruyor “Var mı bir umut?” Ben de tek tek fedakarlıklarınızı ve koşuşturmalarınızı anlatıyorum. Demir parmaklıkların yüzünde oluşturduğu gölge dağılıyor, sizlere dua ettiklerini söylüyorlar.
Haftaya bir daha gideceğim, kızımla birlikte. Hayallerini anlatacakmış babasına, hani sosyal medya paylaştığınız o güzel resim ve videolar var ya onlardan esinlenmiş. Çocuğuma ilham olduğunuz için ne kadar mutlu ettiniz bilemezsiniz…
Abilik ablalık buymuş meğer…
İyi ki varsınız…
Size dua ediyoruz, vaktiniz olursa siz de duanızda unutmayın.
Duanıza muhtaç Anadolu’daki kardeşiniz…
20 Haziran 2019
***
Genel olarak bana gelen mektup ve notlara bazı ilave ve yorumlar yaparak bu sayfaya taşıyordum. Ne var ki yukarıdaki mektuba herhangi bir yorum veya ilave yapabilecek durumda değilim. Ablamızın yazdığı her şeye katılıyor ve hep birlikte muhasebe yapmamız gerektiğini düşünüyorum…

HALİT EMRE YAMAN
@halitemreyaman2

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here