İYİLİK PERDESİ ve MAHALLENİN İYİSİ 1 / Abdullah Tunç

0
448

Her insan, diğer insanların mutlak manada iyi olmasını bekler. Ancak bunu diğer insanlardan beklerken aynı zamanda kendisinin de iyi olması gerektiğini unutur. İkinci olarak insanların bazı iyiliklerini gözlerine perde yaparak diğer tüm kötülüklerini görmezden gelirler ya da görmek istemezler. Çoğu zamanda iyilik tüm kabiliyetlerin ve gerekliliklerin üzerinde görülür ve onların yerini alır. En kötüsü ise hiç kimsenin kendi “mahallesinin iyi”sine toz kondurmamasıdır.

Öncelikle herkesin %100 iyi olması beklenemez, ki bizi yaratan Rabbimiz bile hesap gününde %50.00000000……1 iyi olmamız halinde cennetle mükâfatlandıracağını bildiriyor. Yani Allah, mutlak iyi olmayı önümüze hedef olarak koyuyor. Kuran-ı Kerim’inde de bize, bu hedefe ulaşabilmek için her şeyin daha hayırlısını, iyisini öğretiyor.

Peygamber Efendimizde (sav) sahabelerine Rabbimizin buyruklarını tatbik ettirerek, onları bu gayeye doğru amudi olarak yükseltmiştir. Efendimiz (sav), “Bunu yaparsanız hayırlı bir iş yapmış olursunuz ama böyle böyle yaparsanız sizin için daha hayırlıdır” diyerek onlara bu doğrultuda rehberlik etmiştir.

İnsanların kendilerini düzeltip, kendi iyilik düzeylerini artırmaktansa, sürekli başkalarının iyilik düzeylerine odaklanması nefis ve şeytanın onlara kurduğu en büyük tuzaktır. Kendi iyilik düzeyine odaklanmayıp onları sürekli başkaları ile meşgul ederler ve nihayetinde kısa ömür sermayesi tükendiğinde Allah muhafaza ellerinde hiçbir şey olmadığı gerçeğiyle yüzleşirler. Bu yüzden en önemli dualarımızdan biri de “Allah’ım bize hüsnü hatime ihsan et”tir. Nokta konulduktan sonra geriye dönüş olmayacaktır. Rabbinin lütufları ile karşılaşan kulların daha fazlasını yapabilseydik hayıflanmaları da, cezaya düçar olacak kulların pişmanlıkları da işe yaramayacaktır. Her iki kesimin de Allah’tan yeniden şans dileme sahnelerini Kuran bize bildiriyor.

Büyüteçlerimizi kendimize tutup kendimizi öyle kritik etmeli başkalarına ise küçülteçlerimizi doğrultmalıyız. Kendi yaptıklarımızı hep küçük görmeliyiz. Sürekli iyi kalabilmek için Efendimizi (sav) ve onun sahabelerini hatırımızdan çıkarmamalıyız. Cenneti ve Cemalullah’ı gördüğü halde bizim kirli ve günahkâr âlemimize yeniden dönen ve gördüğü güzelliklere bizleri de ulaştırmak isteyen mutlak iyiliğin, güzelliğin timsali Efendimiz’e (sav) ve onun sünnetine sıkı sıkıya sarılmalıyız.

Sahabe efendilerimiz, doğdukları, büyüdükleri ve en önemlisi Efendimiz (sav) ve O’nun anılarıyla dolu yurtlarından hicret edip atalarımızın bulunduğu topraklara gelip iyiliği, güzelliği, hayrı ve şerri onlara öğretmişler. Bir vefa borcu olarak ne olursa olsun, iyi kalmaya, Rabbimizden Efendimize, O’ndan sahabe efendilerimize, onlardan da bize ulaşan güzellikleri yaşamalı, yaşatmalı ve bunu tüm insanlığa ulaştırma gayesinde olmalıyız. Ne zamanki kendi iyiliklerimizi küçük, hata ve kusurlarımızı ise büyük görüp, başkalarının iyiliklerini bir fincan kahve miktarı, kötülüklerini ise çöldeki bir kum tanesi gibi görebilirsek her şey çok daha güzel hale gelecektir.

Üstadımız bu hakikati “Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.” şeklinde ifade etmiştir. Güzel görmenin de en güzel örneğini, Efendimiz (sav) ashabıyla beraber yolda yürürken onlara göstermiştir:

Yol kenarında bir köpek ölüsüne denk gelirler. Sahabelerden bazıları manzara karşısında “Bu leş ne kadar da pis kokuyor” demekten kendilerini alamazlar. Bu durum karşısında Allah Rasûlü’nün tepkisi hayli farklı olmuştur: “Köpeğin ne güzel dişleri var!”

Güzel düşünmeyi de Rabbimiz bize bir hadis-i kudsîsinde: “Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.” şeklinde bildirmiştir. Menkıbe odur ki, cehenneme gönderilen kul son kez arkasına döner ve bakar. Rabbimiz kendine malum olanın ilamı babında “Sorun kuluma, neden arkasına baktı”. Kul cevap verir, “Rabbin ben seni böyle tanımamıştım. Ben düşünmüştüm ki ne kadar günahım olursa olsun Rabbimin merhameti beni kuşatır ve beni cennetine koyar.” Bunun üzerine Rabbimiz kulunu cennetine koyar.

Hocaefendi bu hakikati bize “Eller yahşi ben yaman, eller buğday ben saman.” sözünü sürekli hatırlatarak aktarıyor. İnsan kendini yaman gördüğü sürece, iyiliğe ulaşma noktasında kendini bir “helmin mezid” helezonunda tutar. Ola ki ben yahşiyim düşüncesine kapılsa Allah muhafaza kendini esfel-i safilin çukurunda bulur.

İyilik perdesi göze inen onu kör eden en kötü perdelerden biridir. Şöyle ki, şimdiye dek başkalarına bakış açımızın nasıl olacağını konuştuk. Ama bunu yaparken dengeli olmak ve Rabbimizin bize Efendimiz vasıtasıyla öğrettiği düstur ve kurallara riayet etmemiz gerekmektedir. Dinimizde yalan söylediği tescillenen kişinin şahitliğinin kabul edilmemesi gerektiği belirtilmişken bizim iyi adam deyip bu düsturu çiğnemememiz gerekir. Günümüzde bu iyilik perdesi yüzünden birçok insan yanılgıya düşmektedir. Tabi bu, medya eliyle ama bilerek ama bilmeyerek yapılmaktadır. Şimdi bu anlattıklarıma birkaç örnek vereyim.

Schopenhauer deyince aklımıza Hocaefendi’den duyduğumuz “İnsanlığın üst üste problemler yaşadığı böyle bir dönemde, insanlık, tereyağından kıl çeker gibi problemleri çözen Hazreti Muhammed’e (sav) ne kadar muhtaçtır.” sözü aklımıza gelir. Bu sözü bize onun iyi bir adam olduğu hissini verir. Devlet idaresi üzerine fikirleri ile birlikte iyi, namuslu ve ahlaklı bir kişinin siyaseten asla ileri gidemeyeceği ve halk tarafından da seçilmeyeceği yönündeki fikirleri de dikkate değerdir. Buna gerekçesi de bu edepli kişinin diğer rakipleri gibi çirkefleşemeyeceği ve yalan söyleyemeyeceği olarak belirtmiştir.

Tüm bu anlattıklarım onu bize gayet iyi bir adam olarak gösteriyor. Ancak kadınlar hakkındaki fikirlerine baktığınızda neredeyse cahiliye dönemindeki bakış açısıyla aynı. Hocaefendi, Abdülhamit Han’dan cennetmekân (O’nun, İslamiyet’e açıktan ve galiz saldırıları ve bilhassa Efendimize (sav) hakareti engellemesi nedeniyle bende aynı fikirdeyim Allah cennetini nasip etsin) diye bahseder. Ancak Üstad ve Mehmet Akif istibdat uygulaması, medya sansürü gibi özgürlükleri kısıtlaması nedeniyle onu çok ağır eleştirmektedir.

O halde iyilik perdesinin gözümüzü kör etmesine izin vermemeliyiz ki şu an çoklarının yaptığı gibi ne Schopenhauer’un ne de Abdülhamit Han’ın mutlak iyi olduğu düşüncesini savunur durumda kalmayalım. İyiliklerine iyi, kötülüklerine de kötü diyebilelim.

ABDULLAH TUNÇ

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here