BİR SEÇİM DE BÖYLE GEÇTİ / Halit Emre Yaman

0
311

31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimler belki de hayatımda en az ilgilendiğim seçim idi. Fildişi kulemde kendimle ilgileniyorken kızımın telefonu beni seçim sonuçlarına bakmaya sevk etti. AKP’nin Ankara’yı kaybettiğini, İstanbul’u da kaybetmek üzere olduğunu söylüyordu.

Elimdeki kitabı bırakıp, cep telefonu üzerinden sosyal medyaya göz attım. Her seçimde olduğu gibi manipülasyonlar, kazandığını ilan edenler, çalınan oylar, tutanaklar, seçim merkezlerine baskınlar, oy çuvallarının üstünde uyuyanlar, ölenler, yaralananlar, demeçler, balkon konuşması vs. vs. Kısaca demokrasinin yerleşmiş olduğu hiçbir ülkede görülmeyen şeyler…

Normalde bu konuda yazı yazma niyetinde değildim ama bazı sürprizler olduğundan ve belki de yeni bir sürecin başlama ihtimalinden dolayı tarihe not düşme adına bir şeyler yazsam iyi olur diye düşündüm. Gündemi takip edenler için tekrar olacak ama o gün ve sonrasında dikkatimi çeken birkaç konuyu kısaca paylaşmak istiyorum. Zira benim gibi Türkiye gündeminden çok uzak olan birçok insan var; onlara bir özet geçeyim…

Neredeyse istisnasız olarak bütün medya organları ve yorumcular normal bir seçim yapılmış gibi davranıyorlar. Seçim sonuçları ile beraber, kazanan ve kaybedenlerle ilgili yorumlar, aday seçimi, seçim stratejisi, hatalar vs. ile ilgili yazıyorlar, konuşuyorlar. Yahu seçime gidilirken normal bir durum yoktu ki… Faşist bir yönetimin baskısı altında seçimler yapıldı, muhalefete söz hakkı verilmeyen bir süreç yaşandı, devletin bütün imkânları AKP lehine kullanıldı, konuşma ve kendini gösterme delisi olan Erdoğan her an bütün medya organlarını istila etti…

Son 10 yıldır AKP’nin haricindeki bütün partiler çalınan oylardan bahsedip haklarının yenildiğini söylüyordu. Tabii ki en üst düzeyden AKP’li bakanlar bunun mümkün olmadığını, en güvenli seçimlerin Türkiye’de olduğunu söylüyorlardı. Nasıl olduysa bu seçimde roller değişti ve AKP’liler çalınan oylardan bahsettiler. Üstelik yaptıkları itirazlar sonucunda kendi oylarının düştüğü ortaya çıktı. Hırsız bu, arsız oluyor işte…

AKP’li troller çalınan oylardan Hizmet Hareketi müntesiplerini sorumlu tuttular. Hangi dünyada yaşıyorlar, ne içiyorlar belli değil… Türkiye’de Hizmet Hareketinden kaç insan dışarıda elini kolunu sallayarak geziyor? İnsanlar ya hapiste, ya gaybubette ya da yurtdışında… Ama ne yapsınlar ağızlarında bir sakız çiğneyip duruyorlar işte…

İstanbul’da, daha oylar sayılırken bir kukladan öte vasfı olmayan AKP adayı kazandığını açıkladı ve hemen arkasından teşekkür afişleri şehrin dört bir yanında arz-ı endam etti. İlerleyen saatlerde ise o afişlerin üstü kapatıldı veya kaldırıldı. Benzer davranışı da CHP adayı Anıtkabir’i ziyaretinde imzasını İstanbul belediye başkanı olarak atmak suretiyle yaptı. Hangi cenahtan olursa olsun siyasetçi budur işte…

Seçimler, medya tarafından yeni liderlerin ilan edildiği dönemlerdir. Daha önce Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce için algı çalışmaları bu seçimlerde Ekrem İmamoğlu için yapıldı. Herkese kucak açan, dik duran, hakkını yedirmeyen vs. vs. Bizde lider adayları bitip tükenmez; küçük bir farklılıkla herkes hemen lider olabilir. Yıllardır yapılması gerekenleri yapmayanlarla muhatap olan insanlar, işini yapan birini görünce hemen lider elbisesi giydiriyor. Acınacak bir durum…

Anadolu Ajansı, Cihan Haber Ajansı’nın yokluğundan istifade ederek iktidar adına elinden geleni yaptı. Bir kukladan ibaret olan genel müdürü sonraki günlerde bunu deklare etti. İşin ilginç tarafı, YSK başkanı basın toplantısında, AA’nın verileri kendilerinden almadığını söyledi. Bunun tek izahı sandıklarda görevlisi olmayan AA’nın sonuçları AKP teşkilatlarından aldığıdır. YSK başkanının açıklaması gösteriyor ki AKP ve Erdoğan o kadar da güçlü değiller ve kullan-at türünden piyonlardan ibaretler. Hala derinlerde varlığını sürdüren bir güç var ve duruma göre varlıklarını hissettiriyorlar.

Yıllardır buna benzer birçok şeyi sorgulamayan ve çözüm arayışına girmeyen muhalefet, bu saatten sonra Türkiye’nin hangi derdine çare bulur bilemiyorum. Zaten öteden beri kendilerine verilen “muhalefetçilik rolü” ile ancak bu kadarını yapabiliyorlardı. Bundan sonra da kendilerine izin verildiği miktarda icraat yapabilirler. Dostlar alışverişte görsün…

AKP İstanbul il başkanı bir sandıkta 25.000 oyun geçersiz sayıldığını söyledi. Oysa normal şartlarda, bir sandıkta en fazla 350 oy kullanılabiliyor. Bu da, AKP’de işlerin ehline verilmediği, karanlık bağlantılarla birilerinin göreve getirildiğini gösteriyor. Teşkilatlarda böyle olduğu gibi devletin her kademesinde durumun böyle olduğunu 17 yıldır görüyoruz. Görmeyen veya görmezden gelenlere ne denebilir ki?

Havuzda bir şekilde köşe kapmış gazeteci kılıklı tipler 31 Mart’ta Türkiye’ye seçim üzerinden darbe yapıldığını yazdılar. Bu güruhun mağduriyet hikâyeleri bitmez; sanki hep kazanmaları gerekiyor. Kendi beceriksizliklerini fatura edecek bir yer bulmada üzerlerine yoktur. Gezi, 17-25 Aralık, sebze-meyve lobisi, dış güçler, dolar, ekonomi, Yahudi-Siyonist, Hizmet Hareketi, ABD… Say say bitmez…

Sandıktan AKP veya Erdoğan çıkınca “milli irade”, muhalefet çıkınca darbe… Evet, insanın aklı kıt olunca her şeye darbe diyor işte… Nasıl bir hazımsızlıktır bu, anlamak mümkün değil.

Erdoğan gibi narsist, faşist diktatörler böyle bir seçim sonucunu kabullenmez. 7 Haziran 2015’de yapılan seçimde AKP tek başına iktidar olamayınca ortalığın nasıl karıştığını hatırlatsam yeterli olur sanırım. Bununla birlikte Erdoğan’ın ipini elinde tutanların tavrı da önemli ya, neyse o konuya girmeyelim.

Aslında yukarıda birer paragrafta dile getirdiğim konuların uzun uzun irdelenmesi, her birinden yola çıkılarak Türkiye’deki kurumların ve siyaset anlayışının yeniden ele alınması gerekiyor. Ne yazık ki, bunu yapacak bir irade yok; ne iktidar ne de muhalefet cenahından. Herkes günü kurtarma derdinde ve popülist söylemlerle durumu idare ediyor.

Ekonomik açıdan ülkenin batması, eğitim sisteminin dibi görmesi, yargıdaki keyfilikler, güvenlik alanındaki beceriksizlikler kimseyi rahatsız etmiyor. Bu konularla ilgili veriler görmezden geliniyor. Kısacası ülke göz göre göre uçuruma doğru ilerlerken kimsenin kılı kıpırdamıyor. Varsa yoksa siyaset…

Hâlbuki bizim, bir ülkeyi ayağa kaldıracak, insanlarının huzurlu yaşamasını sağlayacak, dışarıdan gelecek her hangi bir müdahaleye karşı güçlü şekilde karşı durabilecek ve dünyada sözünü dinlettirebilecek bir yapıya ihtiyacımız var. Yıpranmış ve yıpratılmış mevcut kişilerle bu mümkün görünmüyor. “Zaman en iyi ilaçtır” derler. Bekleyip göreceğiz…

HALİT EMRE YAMAN

@halitemreyaman2

halitemreyaman@hotmail.com

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here