HASED YANGINI / Hased Yangını

0
260

Beyin zonklar durur, düşüncelere beşik

Bir sağa bir sola, uykular delik deşik

Çehreler nuru pak, alınlar ak, zekalar kıvrak

Milletin akıbeti, umudu tutsak

 

Öyleydi, böyleydi bunları bırak

Yolun âdetidir, kendini zindanda bulmak

İman güdük kalmış, yakînse hiç yokmuş

Namaz kılınmış, oruç tutulmuş, sanki folklormuş

 

Heva, heves, arzular pelesenk dillerde

Muciz’ül beyan incikli, boncuklu heybelerde

Kabir, kıyamet, hesap, ahiret… Dinler masal gibi

Yaşayışlar bohemce, ömür sermayesi tükenmez gibi

 

Ana, baba, eş, kardeş, evlad ü iyal

Üç günlük dünyanın süsü, imtihana mahal

Susun! Kâinat kitabı okunuyor, Furkan

Kur’an’a âlemler oluyor bürhan

 

Gece karanlığı şehrah baykuşlara, gulyabanilere

Tulu edince güneş, ışık saçar ümidin manilerine

Deniz mavisiyle, orman yeşiliyle coşturur gönülleri

Samed’den iste, ne istersen, sonsuzdur hazineleri

 

Yağmur iner yeryüzüne, rahmet getirir

Bağlar üzüm, çöller kaktüs bitirir

Zakir vızıldar, arı gibi anar Rabbini

Zevk u sefa içinde nesil, zayi eder kendini

 

Geçer akçe değil ahlak, dünya menfaatiymiş

Hesaplar yapılmaz, ahiret de neyin nesiymiş

Helal mi, haram mı, ondan ne haber?

Mideye iner mi, Hakk ne der, boş ver

 

Sağır kulaklar, kör gözler, topyekun vurdumduymaz

Azrail beldeler dolaşır, ihtiyara uğramakla kalmaz

Zalim de, zulüm de kapkaranlık, ebedi sürmez

Hakikat bahçesi budamakla tarumar olmaz

 

Çok evvelce saçılmış toprağa tohumlar

Atiye muştudur nazenin dallar, yapraklar ve başaklar

 

Ellerde bayrak, dillerde tekbir ve salavat, kalabalıklar

Gırtlaktan aşağı inmemiş iman ve Kuran, kalpler çorak topraklar

İftira hak, yalan marifet, aldatmakta  yetkin alçaklar

Mazluma hazan, doğruya zindan, birikmekte kullarda haklar

 

Hâkim söyler, kâtip yazar, mahkemeymiş gibi komedya

Kayıt tutar biri sağda, biri solda kirâmen kâtibin var ya

 

Dünya malı yığmış da, ecel çıkagelmiş

Ne dünya fayda vermiş, ne ahirete amel göndermiş

Mizan tartar, müflis kasasında bir şey bulunmaz

Bir şans daha Rabbim, benden abidi çıkmaz

 

Yiğit ayağına pranga, ellerine kelepçe, diline kilit vurulmuş

Korkağın elinde kırbaç, yiğide vurdukça vurmuş

Her şeyin sahibi, Malik’ül Mülk’e ol ki tutsak

Hür olasın olmadığın kadar, luzümsuz başka iltisak

 

Harikalar diyarından masallar, zihinler uyuşturulmuş

Yetim hakkı, devlet malı, ne fark eder yenildikçe yenilmiş

Hakk’ın sesi kesilmiş, susturulmuş, mazi olmuş

Bâtıl yüksekten seslendirilir, tasviri yapılır olmuş

 

Gülbahçesinin gülleri solmuş, vazoya yapay güller konmuş

Ayaklar baş, mühürdar olmuş, makama konmuş

Satır satır kaleme alınmış zulüm emirleri

Bugünler çile, bugünler ızdırap, bugünler sabır günleri

 

Sultan Süleyman yaşar mı, Karun’dan haber var mı?

Üç öğün, üç lokma, dahası mideye sığar mı?

Bir tane, bir tane daha, bir daha sonu nerede?

Kabir iki, kefen dört metre, daha zengini varsa, de

 

Sadaka-yı cariye, hayırlı evlat, sevaplar varsa eğer

Ameller devam eder, yok sana acı ve keder

Sanma ki her şey bitmiş, bu sonmuş

Tarihe dön bak, bu hep böyle olmuş

 

Âdeti ilahidir, aynıyla tecelli eder

Zalime mühlet verir, zulmü bir müddet sürer

Sert kışların ardından cennet asa baharlar gelmiş

Karın örttüğü tohumlar, baharda sünbüllenmiş

 

Fani dünya hep dolup dolup boşalmış

Olanlardan ibret almadıkça, hep aynı olmuş.

 

14.11.2016 / SİLİVRİ

Abdullah Tunç

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here