FELAKET ATEŞİ HARLANIYOR / Halit Emre Yaman

0
933

Felaket tellallığı yapmak istemiyorum ama Türkiye’nin her geçen gün daha da kötüye gittiğinin farkındasınızdır. Yaşı müsait olanlar, 12 Eylül 1980 öncesinde, toplumun askerî bir müdahaleye nasıl hazırlandığını hatırlar. Evet, maalesef farklı şekilde benzer bir senaryo bugün de oynanıyor Türkiye’de…

15 Temmuz’a dair çok şey yazılıp çizildi ve bir kurmaca olduğunu AKP’liler bile itiraf eder hale geldi. Her Türk bilir ki, asker, yönetimi ele geçirmek istese bunu kimse engelleyemez. Bakmayın öyle manipüle edilerek “demokrasi” diye, “Reis’i yedirmeyiz” diye sokağa çıkanlara…

Son zamanlarda yapılan sokak röportajları, mafya babalarının silahlanma çağrıları, kulüp başkanı, cami imamı gibi makam sahiplerinin basın toplantıları, muhalefetin dolaylı olarak iktidarı desteklemesi ve daha birçok gelişme bir şeyler için hazırlık yapıldığına dair insanda şüphe uyandırıyor.

Dananın kuyruğu, 31 Mart seçimlerinden sonra kopacak gibi görünüyor. Kim bilir, zinde güçler belki de o kadar sabretmez. Kim, kimden ne koparır? Pazarlıklarla alınan-verilen şeyler tarafları memnun eder mi? Şimdiye kadar bir konsensüs sağlandığı ve bunun için de her kesimin Hizmet Hareketini günah keçisi olarak kullandığı ortada. Yoksa düşünce yapısı ve hayat tarzı olarak çok farklı insanların aynı noktada hemfikir olmaları mümkün değil.

Bir kesim, Türkiye’yi Batı’dan koparıp, Avrasya’ya monte etmeye çabalarken, Batı da, Türkiye’yi kaybetmemeye çalışıyor. Zavallı Erdoğan ve ekibi de, bu iki güç arasında oyuncak olduğunun farkında değil. Kendilerini, dünyaya nizam veren kişiler sanıyorlar. Hâlbuki hiçbiri o birikimde insanlar değiller. Öyle araştırma ve inceleme yapmaya gerek yok. Bunu görebilmek için her gün, Erdoğan veya bir bakanın, medyaya düşen saçma sapan ifadelerine bakmak yeter.

Muhalefet milletvekilleri, aldıkları maaşın ürettiği konforu, sigortayı, emekliliği, VIP ayrıcalığını kaybetmek istemediklerinden, kendilerine çizilen çerçevede “muhalefetçilik oyunu” oynuyorlar. Çerçeve dışına çıktıklarında, bir sabah erkenden kapılarının çalınacağını biliyorlar. Zira toplumun her kesiminde olduğu gibi onların da Hizmet Hareketi ile bir şekilde irtibatı olmuştur ve F…’cülükle suçlanmaları için dosyaları bir yerde hazır bekletiliyordur.

Bu tavırları ile ülkedeki rejim değişikliğine çanak tuttukları yetmiyormuş gibi, Türkiye’nin ve çocuklarımızın geleceğini de karartmış oluyorlar. Bırakın milletvekili olmayı, insan olmaktan azıcık nasipleri olsaydı, gelmekte olan tehlikenin farkında olur, uykuları kaçardı. Sadece onlar değil tabi, onlardan daha çok, güya dindar olan iktidar milletvekillerinin de kara günlerin gelmesinde büyük payları var.

Gelmekte olan tehlike ile ilgili olarak halkın hiç mi suçu yok? O konuya girmeyelim derim, çıkamayız…

Neyse konuyu dağıtmayalım… Son zamanlarda ufak bir muhalif söylemde bulunanlar hakkında soruşturma, gözaltı, tutuklama yapılıyorken, iktidara yakın kişilerin halkı tahrik edici ve suç unsuru taşıyan ifadelerine herhangi bir işlem yapılmaması da dikkatlerden kaçmıyor. Bu tavrıyla, iktidar da bir tehlikenin gelmekte olduğunu ve hazırlık yapmakta olduğunu gösteriyor.

Mafya babalarının tehditleri, kurumsallaşan çeteler, cemaat-tarikat liderlerinin beyanları ve iktidarın bunlarla işbirliği içinde olması, emniyet ve yargı teşkilatının sosyal medya trolleri tarafından yönlendirilmesi gösteriyor ki “kaybedersek, bizi kazığa oturturlar” sözünün gerçekleşme ihtimali var. Takdir edersiniz ki, iktidarda kaldığı süre içinde kirli işlere bulaşmayanlarda böyle bir korku olmaz. Bu sözü söylemiş olmak, iktidarın gelmekte olan tehlikenin farkında olduğunu ve ona göre hazırlık yapıldığını gösteriyor.

Her gün yapılan açıklamalar veya basit gibi görünen olaylarla, zinde güçler birbirlerine mesaj veriyorlar. Bu mesajları ve kimin ne ile tehdit edildiğini anlamak kolay değil. Yorum yapabilmek için o kapkara dünyayı bilmek ve orada yaşayan insanlıktan nasip almamış kişileri tanımak gerekir. İşin acı tarafı, o dünyaya azıcık bulaşınca, siz de kirlenmiş oluyorsunuz. Bir anda, ne olduğunu anlamadan ya “öteki” ya da “vatan haini” olup çıkıyorsunuz.

AKP ve Erdoğan, kendileri gibi cahil bir güruhu arkasına almak suretiyle iktidarını devam ettiriyor. Karşılarına yalan söylemeyen, nitelikli, bilgili ve başarılı insanlar çıktığında da zor durumda kalıyorlar. Bu açıklarını kapatmak için daha çok yalan söylüyor, daha çok algı operasyonu yapıyor, elindeki emniyet ve yargıyı daha çok kullanıyorlar.

Beğensek de, beğenmesek de eskiden “devlet adamlarımız” vardı. Tamam, onlar da iktidarda kalabilmek için siyasetin bütün ayak oyunlarını kullanırlardı ama bugünkü akılsızlar gibi değillerdi. Onlar, bugünküler gibi ülkeyi ve insanlarımızı bile bile uçuruma götürmediler ve şahsi hırsları yüzünden soykırım yapmadılar. Mevcut iktidar, hep eleştirdiği “tek parti” döneminden çok daha kötü bir yönetim sergiliyor. O dönemde devleti yönetenler birçok haksızlık yaptı ama bu konuda AKP ve Erdoğan’ın eline su dökemezler.

Zinde güçler nasıl bir senaryo yazdı bilmiyorum ama görebildiğim kadarıyla Ortadoğu’da yaşanan “Arap Baharı”ından rol çalmış durumdayız. Toplum, bir iç savaşa doğru sürükleniyor, çeteler hazırlık yapıyor ve bir illüzyonla halk da buna hazırlanıyor. Soğan, patlıcan fiyatları derken, market poşetlerinin ücretli olması, kenevirden yapılmış torbalar ve son olarak da Erdoğan’ın mitingde çay ve poşet reklamı yapması halkı bir şeylere hazırladığını gösteriyor. Bütün bunlar, ülke olarak bir çıkmaz sokağa girdiğimizin işareti aynı zamanda.

15 Temmuz kurmacasında, kimliği belirsiz kişiler tarafından yapılan vahşice infazlar, gelmekte olan felakette, yaşanması muhtemel olaylar hakkında bizlere ipucu veriyor. O günden sonra Hizmet Hareketi müntesipleri mağdur oldu ama yakında ülkedeki herkesin canı yanacak.

Erdoğan’ın bir diktatör olduğunu artık tüm dünya kabul ediyor. Diktatörler, seçimle iktidarı terk etmezler. Zayıflamaya başladıklarında da ya halk ayaklanması veya dış güçlerin müdahalesi söz konusu olur. Yani her hâlükârda kaos, kargaşa, iç savaş kaçınılmaz bir gerçek olarak ortada duruyor.

Erdoğan, zinde güçlere vereceği tavizlerle iktidarını bir süre daha sürdürebilir ama unutmamak gerekir ki “Aç canavara karşı tahabbüb; merhametini değil, iştahını açar. Hem de diş ve tırnağının kirasını da ister”.

Hâsılı, Sultan Süleyman’a kalmayan dünya, Erdoğan’a da kalmayacak, öyle veya böyle gidecek… Türk ve İslam tarihi boyunca, bu tür saltanat sevdası yüzünden olan hep halka olmuştur. Görünen köy kılavuz istemez, diğer Müslümanların yaşadıkları ülkelerde olduğu gibi faturayı yine halk ödeyecek. Kurunun yanında yaş da yanacak.

Peki, halk bunu hak ediyor mu diye soracak olursanız, “Evet, hak ediyor” diyeceğim. Çünkü 14 asır önce Allah Rasulü (sav), “Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz” demiş, vesselâm…

HALİT EMRE YAMAN

@halitemreyaman2

 

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here