HDP Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Bedia Özgökçe İle 31 Mart Seçimleri Üzerine Konuştuk

0
327

Bedia Özgökçe Ertan Kimdir?

1975 Van doğumlu olan Bedia Özgökçe Ertan, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi.İnsan Hakları Derneği Van Şubesinin kurucularından olup yönetim kademelerinde görev aldı ve İHD MYK Üyeliği yaptı.

Van Bölge Barosu İnsan Hakları Merkezi ve Van Barosu Kadın Hakları Merkezinin kurucularından oldu. Baroda, ayrımcılıkla mücadele, mülteci hukuku ve işkencenin önlenmesi alanlarında çalıştı. Ayrımcılıkla mücadele ile ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası eğitimde yer aldı. Bunların yanı sıra İnsan Hakları Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 2004 Yerel Seçimlerinde Demokratik Halk Partisi listesinden seçilerek Van’ın ilk kadın il genel meclisi üyesi oldu.26. Dönemde Van Milletvekili seçildi. Plan ve Bütçe Komisyonu ve NATO Parlamenter Asamblesi (NATOPA) Türk Grubu Üyeliğinde bulundu.

Çok iyi düzeyde İngilizce ve Kürtçe bilen Ertan bu sene ise Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı olarak çalışmalarına devam etmektedir.

1- Bedia Hanım öncelikle Eş Başkan Adaylığınızı kutlar ve merakla beklenen ”seçim vaatleriniz nelerdir” sorusunu sorarak röportajıma başlamak isterim. Öte yandan Van’ın en büyük eksiği nedir sizce? Bu yöndeki çalışmalarınız nasıl olacak?

Van Büyükşehir Belediyesini kazanmamız halinde en önemli projemiz tüm karar alma mekanizmalarına halkın dahil olduğu gerçek anlamda bir yerel yönetimler örneği göstermek ve şehrimizi bir kadın yurdu kent yapmak olacaktır. Kentimizi ayrımcılıktan, eşitsizlikten, cinsiyetçilikten arındırmak en önemli hedefimizdir.

Kadın eksenli, çeşitliliği ve çoğulculuğu gözeten, kadının yaşam hakkını, sağlık, eğitim, barınma, ulaşım, güvenlik hakkını içeren ekolojik kent planlaması bizi erkeklerin yönettiği belediyelerden ayıran en önemli fark olacağı inancındayım. Kadınlar için daha eşit ve özgür bir yerel yönetim modeli için eşbaşkanlık ve eşit temsil mor çizgimizdir.

Eşbaşkanlığa önem veriyoruz çünkü Türkiye’de ilk kez HDP ve HDP’nin geldiği siyasi geleneğin bir kazanımı, kadınların bir başarısı olan eş başkanlık sistemi Türkiye’nin tüm dünyada örnek gösterilen neredeyse tek başarısı kabul edilmektedir.

Tek sorun alanı yönetim mekanizmalarında erkeklerin olması değildir. Kentlerin eril organizasyonu,  kadınların ekonomik, toplumsal, sağlık, güvenlik gibi sorunlarının büyümesine neden olurken, kadınlar şahsında ayrımcılığın genişlemesi de bu nedenle kentlerle paralel genişlemektedir. Hedefimiz bu sorun alanlarını bir an önce bertaraf etmektir.

Van’ın en büyük eksikliği demeyi doğru bulmuyorum ancak Van’a dayatılan ve Van’ın sahip olduğu en büyük sorunun yoksulluk olduğu bir gerçekliktir. 100 yıldır yoksulluğa mahkum edilen Van yöresini bu dertten kurtarmak için azami çaba göstereceğiz. Yoksulluk Van’ın kaderi değildir.

2- Van Barosu kadın hakları merkezinin kurucuları arasındasınız aynı zamanda. Özellikle kadınları, kadın haklarını baz alan bir plan veya projeniz var mı?

Parti tüzüğümüze de uygun olarak kadının kendini gerçekleştirmesi önündeki tüm engelleri ortadan kaldırmak bütçe ve yönetim olanaklarını kadın lehine pozitif ayrımcılık yaparak gerçekleştirmek projelerimizin perspektifini oluşturacaktır.

Bir kadın tanımlayıp onu topluma ve kadına dayatmak gibi bir yanılgı içinde değiliz ve olmayacağız. Aslolan bir hakkın süjesinin kendisini tanımlama hakkının kendisinde olmasıdır. Onun kendisini gerçekleştirmesinin yol ve yönteminin ne olduğunu dikte eden tüm bakış açıları buyurgandır ,yanlıştır, iticidir ve yenilmeye mahkumdur.

Biz göreve başladığımızda bu kentte kadının kendini gerçekleştirmesine hizmet eden bunu amaç edinen ve bunun önündeki engelleri ortadan kaldırmaya çalışan tüm kişi ve kurumlar ile birlikte çalışacak , sahip olduğumuz bütçe ve kamu olanakları ile onları daha güçlü kılacağız. Yüzümüz onlara dönük yüreğimiz onlara açık olacak.

Kadınları baz alan en önemli çalışmamız Van’ı kadın kenti yapmak, kamusal alanlar kent meydanları ve caddelerinin kadınlar için potansiyel şiddet ve saldırı alanları değil kadınların kendilerini güvende hissedecekleri alanlar olmasını sağlamak olacaktır. Elbette kadın odaklı hazırlıklarımız vardır. Nitekim bu konuda önceki belediyelerimiz anlamında deneyimimiz de bulunmaktadır. Kayyum öncesi yerel yönetimler deneyimlerimizde büyükşehirlerde Kadın Politikaları Daire Başkanlıkları, diğer il-ilçe belediyelerinde ise Kadın Politikaları Müdürlüklerini oluşturduk. Bu birimlere bağlı Kadın Ekonomi, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele, Kadın Eğitim birimleri ve Kadın Destek Evlerini, Kadın Kooperatiflerini, Kadın Merkezlerini kurmuştuk. Yerel yönetimlerde kadın politikalarının etkin uygulanabilmesi için kayyumlar tarafından kapatılan bu birimlerimizi yeniden açarak, çoğaltıp yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.

Van Büyükşehir Belediyesinin eş başkanı olmam halinde farklı diller, kültürler, kimlikler ve inançları gözeterek demokratik, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan parasız, laik, bilimsel ve anadilde eğitimin savunucusu olacağız. Bu noktada kadın eğitimini geliştirme müdürlükleri/Birimlerini belediyelerde yaygınlaştıracağız.

Eril yönetim anlayışının da bir tezahürü olan kayyumlar belediyelerimizde ilk olarak sığınma evlerini kapatmışlardır. Fakat şu gerçek sığınma evlerinin kapatılmasıyla ya da merkezlerimizin adlarında yer alan “kadın” sözcüğünü çıkarıp “aile” sözcüğünü getirmekle ortadan kalkmamıştır: “Kadına yönelik şiddet politiktir, ideolojiktir.”

Erkek şiddetini sonlandırmak, haklarımıza ve hayatlarımıza sahip çıkmak için yerel yönetimlerdeki kadın dayanışmasını esas alan, kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarımızı geliştirmeye ve yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.

3- Seçim usulsüzlükleri bilhassa ”Siyasal İslamcı” parti ve savunucularının olmazsa olmaz bir parçası haline geldi. E tabi hal böyle olunca diğer partilerin hakları da gasp edildi. Ne dersiniz bu seçimlere adil ve eşit koşullarda girer mi her parti?

Biz seçimlerin adil ve eşit koşullarda gerçekleşmesi için  saptadığımız hukuksuzlukları her zeminde dile getirmekteyiz. Seçim öncesi, seçim esnası ve sayım ve birleştirme aşamalarında hukuka aykırı tutum ve davranışlar hakkında hem ulusal hem de uluslararası mercilere yasal başvuruları yapacağız. İlgili kişiler hakkında yasaların olanak verdiği saptama ve deliller ile birlikte suç duyurularında da bulunacağız. Ayrıca tüm bu hususları raporlaştırıp gerekli başvurularda bulunacağız.

Kentlerimizde ezici mağlubiyetler alan iktidar, AKP_MHP koalisyonu ve onların yıkıcı ayrıştırıcı politikaları da nazara alındığında Kürt seçmenin oyunu alamayacaklarını genel olarak yerellerimizde oylarını arttıramayacaklarını bildikleri için dışarıdan seçmen getirme ,sandık yönetimi ve güvenliğini sağlamakla görevli kişileri saptamada eşit ve adil davranmak yerine kendi kontrollerindeki ve daha ziyade kendi yandaşlarına görev vererek , sayım ve birleştirmenin halka açık ve şeffaf olması konularında engeller çıkararak yer yer yerel kolluk birimlerinin de dahli olarak toplu ve açık oy kullandırtarak ve belki de bu seçimde şahit olacağımız yeni hileli yöntemler ile seçim sonuçlarını kendi lehlerine manipüle etme gayreti içindedirler.

Demokratik devlet olma iddiası ile çelişen bu tutumlar ile mücadelemiz sürecektir.

4- Gasp edilmek demişken değinmeden geçemeyeceğim. HDP’nin belediye binaları kayyum kontrolü altında. 31 Mart sonrası da kayyum atamaları devam eder mi? Seçilirseniz buna karşı önleminiz ne olacak?

Öncelikle mevcut kayyum atamasına asla rıza göstermediğimizi gösterecek bir sonuç elde ederek en güçlü cevabı vereceğiz. Seçim sonuçları mevcut hükümete şunu anlatmış olacak “sana değil HDP ye güveniyorum. Senin kayyumuna değil kendi iradem ile seçtiğim belediye başkanıma güveniyorum”. Net ve güçlü olan bu mesaja rağmen hükümet yeniden bir pervasızlık içine girer ise bu da ne demokrasi ile ne de insan hakları ile açıklanır. Bunun yaratacağı travmanın telafisi olamaz.

Bizler kendisini demokratik devlet gerekleri ve hukukun üstünlüğü ile bağlı gören bağlı sayan bir partiyiz. Her türlü hukuksuzluğa karşı meşru zemin içinde karşı dururuz.

5- İktidarın muhalif gördüğü kesimi susturma uygulaması var. Ya Şahıslar tutuklanıyor yada az önce bahsettiğim gibi kurumlarına kayyum ataması yapılıyor. CHP, Saadet partisi,  İYİ parti de muhalif iken sizce neden en çok HDP’nin sesi bastırılmak isteniyor?

Sanırım biz çerçevesini iktidarın ve de iktidarın yanında olan görünmez egemenlerin çizdiği sınırlar içerisinde muhalefet yapmak yerine gerçek anlamda halkın taleplerine cevap olacak bir politika uyguladığımız içindir. Bizi kendi tabirleriyle terbiye etme gayretleri vardır. Ancak biz tüzüğümüz ve insanlığın ortak, üstün değerleri çerçevesinde muhalefet etmeye yerellerde ise halktan aldığımız meşru temsil ile iktidar olarak çizgimizi koruyacak ve sürdüreceğiz.

6- Bedia Hanım sizi İnsan Hakları Savunucusu kimliğiniz ile de tanıyoruz. Türkiye’de yaşanan hak ihlallerini şöyle bir sıralasam epeyce vaktimi alır. Ama bunun yerine ben hemen soruma geçeyim.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş AİHM kararına rağmen halen tutsak durumda. Bunun yanı sıra Figen Yüksekdağ, Gültan kışanak gibi isimlerde mahkum. Birde Leyla Güven var tabii açlık grevinde; Sağlık durumu ise her geçen gün kötüye gidiyor. Tutuklanma sebeplerini hepimiz biliyoruz ki suçlu olmaları değil muhalif olmaları.

Milyonların gözü önünde bu şekilde insan hakları ihlal ediliyor. Başlatılan açlık grevleri, meclise taşınan böylesi hukuksuzluklar, yapılan eylem ve direnişler insan haklarının geri kazanılmasında etkili olacak mıdır ne düşünüyorsunuz?

İnsan hakkı ihlalleri hükümetlerin bir tercihi olarak ortaya çıkıyorsa o zaman biz insan hakları savunucularının iyi bildiği “sistematik insan hakkı ihlali”  sorunu gündeme gelir.

Kürt sorununa barışçıl bir yol arayışı ile uyuşmayan bu konudaki hükümet samimiyetini tartışmaya açan uygulamalar yaklaşık on yıl öncesine dayanır.

14 Nisan 2009’dan başlamak üzere üç yıl boyunca Türkiye genelinde KCK operasyonları adı altında 10 bini aşkın parti üyemiz, yöneticimiz tutuklandı. Ve hemen hepsi 5 yıl tutuklu kaldı. Sonra tutuklama 5 yılla sınırlanınca tahliye oldular. Şimdi ceza aldılar, istinaf mahkemesi dosyaya bakmadan onayladı Yargıtay’a gönderdi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da şu anda onama istiyor. On binlerce sayfa, binlerce klasör! Tek tek incelemenin dahi yıllarca süreceği dosyalarda savcı birkaç ayda onama istedi. Bunların hepsi o dönem başlayan siyasi operasyonların, AKP-Cemaat işbirliği ile başlayan operasyonlarının hala devam ettiğini, aynı siyasi saikle hareket edildiğini göstermektedir. Bir devlet bütün kurum ve kuruluşlarıyla, yargısıyla, Anayasa Mahkemesiyle, parlamento ve hükümetiyle “ülkedeki bir siyasi gruba karşı topyekun mücadele ediyoruz” diye bir karar almış olabilir ki almış, MGK kararlarında var bunlar. O grup da biziz. Bizi de teröre müdahil çevre olarak tanımlıyorlar. Kimiz biz peki? 6 milyon oy almayı başarmış, aileleriyle birlikte en az 15 milyonluk bir nüfusuz. Bu nedenle bugün HDP en çok baskıya maruz kalan siyasi partidir.

Siyasetçilerimizin karşı karşıya kaldıkları hukuksuzluklar karşısında yürüttükleri mücadeleler elbette Türkiye’de hak ve özgürlüklerin yeniden kazanılmasında etkili olacaktır. Çünkü haksız olanların iktidarı hiçbir zaman sonsuz değildir. Bunu tarih her zaman bizlere göstermiştir. Bakın 5-6 yıl öncesine. O dönem korumasından danışmanına, bakanından valisine, milletvekilinden il başkanına. Çünkü Cemaate yakın olmayanın AKP’liliği sorgulanıyordu. Bugün insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alanların kimliği değişmiş olabilir ancak bu durum bu toplumun haklı mücadelesini engelleyemeyecektir.

O dönemin Cemaat-AKP ortaklığıyla yürütülen kirli operasyonlarından herkes temizlenirken, herkes, bir dönem Cemaat faaliyetlerine yönelik mağdur olmuş herkes aklanırken bizler yine o dönem Cemaatin yürütmüş olduğu kumpaslarla suçlanıyoruz, yargılanıyoruz.

HDP olarak bizlerin çabası devletin yönetim kademelerinde bulunanların hak ve özgürlüklere, toplumsal taleplere saygı duymaları, hukuka uymaları ve yasaların onlar için de bağlayıcı olduğu gerçeğini kabul etmeleridir.

İnsan hakları mücadelesi gibi siyasi mücadeleler de dinamiktir, süreklidir. Her türlü eylem ve etkinliğin etkisi de ister lehe ister aleyhe olsun etkisi sonuç olarak nispidir. İtirazlarımız sonuç olarak lehe etki yaratan nispi itirazlardır.

Selahattin Demirtaş –Türkiye AİHM kararı , uygulanmadığı takdirde bir sonraki aşama konunun Avrupa Konseyi önüne gelmesidir. Siyasi manevra ile bir başka dosyadan mahkumiyet kararı verilmesi kanaatimce bu durumu değiştirmez.zira AİHM kararı genel olarak Selahattin Demirtaş hakkındaki tüm iddiaların siyasi faaliyet hakkının engellenmesine dönük iddialardan ibaret olduğu yönündedir.  Böyle bir durum hükümetin insan hakları ihlali konusunda karşılaşacağı en ağır durumlardan biridir. Umarız ve dileriz ki hükümet işi buraya kadar vardırmaz.

7- İnsan Hakları Savunucusu bir ismi bulmuşken fikrinizi almak istediğim bir konu daha var. Tutuklu olan sadece siyasi isimler değil. Şaka olmasını dilerdim ama cezaevinde 700’den fazla bebek var. 700’den fazla bebek demek 700’den fazla annenin, kadının da mahkum olması demek. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de, annesi hakkında hapis hükmü verilen 0-6 yaş çocuklar için 1) Dışarıda kendisine bakacak yakınları varsa onların yanında kalma; 2) kendilerine bakacak kimse yoksa hapishanede anneleriyle hapsedilme; 3) Devletin çocuk yuvasına yerleştirilme seçenekleri sunulmaktadır. Ancak bunların hiçbiri çocuğun üstün yararı ilkesini gözeten durumlar değildir. Olması gereken doğrudan birebir bakım gerektiren bu bebeklerin anneleriyle özgür bir ortamda kalmaları ve büyümeleridir.

Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi “çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir” der. Bu bakımdan ceza yasalarının hakkında tutuklama kararı verilmiş ya da hüküm verilmiş 0-6 yaş grubunda çocuğu olan kadınların adli kontrol şartlarına veya erteleme gibi hükümlere tabi tutulmalarına dönük düzenlemeler içermesi gerekmektedir. Meclise gelecek bir teklifle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un denetimli serbestliği düzenleyen maddeleri ile “kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı bölümlerinde değişiklik yapılması halinde birçok annenin çocuğu ile birlikte hapiste tutulmasına son verilebilir.

Çocuklar oyuncaksız büyümemeli, çocuklar dört duvar arasında gökyüzünün maviliğinden mahrum büyümemeli, çocuklar annelerinden uzakta büyümemelidir. Bu konuda devletin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uyması ve gerekli düzenlemeleri yapması en acil işlerin başında gelmektedir.

Röportaj: Ela IŞIK

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here