ÖNYARGININ İKİZ KARDEŞİ: GENELLEME

2
456

Genelleme özelden genele geçiş ya da zihnin genel düşünceler oluşturması işlemidir. Tek tek ya da özel durumlardan genel bir yasanın, genel bir önermenin çıkarılması, belirli bir küme ya da sınıfın sınırlı bir parçasından edinilen izlenimlere dayanılarak tümü üzerine öne sürülen yargıdır.

Pozitif ilimlerde, bilimsel çalışmalar bu yönteme sıkça başvurularak yürütülmektedir. İnsanlar için geliştirilen birçok ilaç önce gen yapısı insana yakın hayvanlar üzerinde denenmektedir. Sonuçların pozitif çıkması neticesinde bu ilaçların insanlara da faydalı olacağı öngörülerek insanların kullanımına sunulmaktadır. Pozitif ilimlerde çokça başvurulan özel neticeleri genelleyerek, genel bir yasa, hüküm, teori ve kuram çıkarma işlemi doğru ve çalışan bir yöntem olsa da genelleme, sosyal topluluklar ve bireyler için hüküm ortaya koymada kullanılabilecek ve sağlıklı veriler elde edilebilecek bir yöntem değildir.

Nicholai Hell’in de dediği gibi “Genellemeler kişiler için kullanıldığında yanlıştır, ancak büyük kitleler için kullanıldığında doğru olabilir. Bu halde bile “genelleme yaparken kanatlarınıza demir ağırlık takmanız gerekir.” sözünü aklımızdan çıkarmamalıyız.

Kişiler üzerindeki genellemelerin yanlışlığını Üstad Hazretleri uhuvveti anlatırken “Belki 99 güzel hasleti olan kardeşinizi 1 kötü hasletinden dolayı eleştirmeyin, ona buğz etmeyin.” demesinden anlayabiliriz. Zira Şeytan bu bir tek kötü hasleti gözümüzün ve gönlümüzün penceresine getirerek kardeşimizdeki nur misali pırıl pırıl parıldayan güzellikleri görmemizi engeller. Lambanın üzerindeki bir siyah noktanın, kocaman bir alanın karanlıkta kalmasına sebep olması misali kardeşimize karşı bakışlarımızı karanlıklaştırır ve bizi ondan uzaklaştırır.

Arkadaşlar ve çiftler arası tartışmalarda taraflardan sıkça duyacağınız cümle “hep böyle yapıyor” olacaktır. Zaten Şeytanın da en sevdiği şey dostlar, eşler arasına girmektir. Eşler bu türlü genellemelere girdiklerinde Şeytan o öfkeli anlarda kanlarında dolaşarak belki ileride hatırlamayacakları kadar basit nedenlerden dolayı eşleri birbirine düşürmektedir. Hiç kimse yüzde yüz iyi değildir elbette ama onlardaki bazı kötü hasletlerden ötürü onları kötü ilan etmekte doğru bir yaklaşım değildir.

Soysal hareketler ve kişiler için yapılan genellemeler özellikle de kötü bağlamdaki genellemeler, bunu yapanları yanılgıya düşürecektir. Genellemeye, Üstadın Risale-i Nur’da belirttiği gibi hakikî ve sadık şakirtlerinin mâbeynlerindeki düstur-u esasiye olarak belirttiği iştirak-i a’mâl-i uhreviye kanunu açısından bakmak daha doğru olacaktır. Şöyle ki Hizmet Hareketi gönüllülerinin her bir sevabı nur hükmünde olması hasebiyle hepimizin hanesine aynıyla yazılacaktır. Ancak kesif ve karanlık hükmünde olan şahısların hataları ve günahları sadece o şahıslar için bağlayıcıdır.

Hizmet Hareketi için sözgelimi 500.000 bin müntesibi olsa ve bunun 10.000 (ki bu kadar fazla olduğu kanaatinde değilim) kötü desek kötülerin iyilere oranı 0.02’dir. İyilerin kötülere oranı ise 50’dir. 0.02 ye göre çok büyük olan 50’yi görmeyip sürekli 0.02’nin göz önüne getirilmesi hakperest bir yaklaşım değildir. Günümüzde en çok şikâyet ettiğimiz şey aşırı dincilerin aşırılıklarının İslam’a mal edilmesi ve insanların bu yapılanları genelleyerek İslam’ı yanlış tanımlamaları değil midir? Peki, aynı yanlışı bizlerde yapmıyor muyuz?

Şu aralar moda haline gelen “Hizmetteki abiler, ablalar bizi kısıtladı, şu kursa gidemedim, şunu yapamadım, bundan eksik kaldım …” ve benzeri sözleri doğru bulmuyorum. Geçmişte verilen kararlara şimdiki hal ile bakıp yanlış veya doğru demek yanılgıya sebep olacaktır. Buna kendimden şöyle bir örnek vereyim.

Üniversite sınavı sonucu geldiğinde rehber abim Ahmet Hoca’yla istişare ettik ve o ilk tercih olarak Bilkent Matematik Bölümünü yazdı. Bu bölümü yazmamızdaki gaye İngilizce bilen bir matematikçi olarak yurtdışında öğretmenlik yapmaya gitmemdi. Bana bu tercihi yaptıran kişinin babasının servetinin haddi hesabı yokken, dershanede öğretmenlik yapan, zayıflıktan kemikleri sayılabilecek kadar dünyadan elini çekmiş uhrevi bir zat olduğunu belirtmem gerek.

Zamanında kendisine “Hocam ben senin yerinde olsam çekerim altıma Ferrari’yi, baba parası yer, gezerim” diye çok takılmıştım. Şimdi temsiliyle dünyadan geçmiş bir rehberin bizde meydana getirdiği gerilimle o günlerde vermiş olduğum karara, şimdi “Abiler bıraksa, ben doktor olacaktım” demek o gün için Allah rızası için vermiş olduğum o karar neticesinde nail olacağım sevaptan da vazgeçmem anlamına gelecek ve yanlış olacaktır.

İnsanlar kendi haklarında değerlendirme yaparken çokta objektif olamamaktadır. Bu yüzden hayatta başarılı olan kişiler, kendini tanıyan, neyi yapabileceğini, neyi yapamayacağını kestirebilen kişiler arasından çıkmaktadır. Kimsenin NASA’da astronot olacaktı da engellendiği kanısında değilim. Bir şeyi gerçekten yapmak isteyenlerin hiçbir engele, engellemeye takılacağını düşünmüyorum.

Hâsılı geçmişte verilen kararları başkalarının (Hizmet Hareketinin) üzerine bırakarak nefisleri temize çıkarma gayreti çok yanlış olsa gerek. “Bıraksalar 2. Steve Jobs ben olacaktım” gibi bir anlık nefs ve enemize haz verecek sözlerin ne şu anımıza ne de geleceğimize bir faydası olmayacaktır. Kendimiz ya da herhangi bir konu için iyi araştırılmış her yönüyle düşünülmüş makul fikir ve düşüncelerin Hizmetteki herhangi biri tarafından reddedildiğini, reddedileceğini düşünmüyorum. Kendimden örnek verecek olursam, salon muhabbetleri, çay sohbetlerinde ölçülü olsaydım, halı saha maçlarını biraz daha az yapsaydım, biraz daha az uyusaydım, vs. vs. belki daha çok şey yapıp kendimi geliştirebilecektim. Kendi yapmadığım binlerce şeyi bana göstertmeyen nefsim ve Şeytan, Hizmetteki ufacık bir hatayı zihnimizde balon gibi şişirdikçe şişirmekte ve bizi gerçeklerden uzaklaştırmaktadır.

Peki, “Yukarıda bahsi geçen 0.02’lik kesim söylediklerinin aksini yaptı, onlar ne olacak?” derseniz, benim o kadar kişiyi bulup düzeltmeye ne vaktim ne de gücüm yeter. Bu düzeltme, “herkes kendi evinin önünü süpürse tüm dünya tertemiz olur” önermesinde olduğu gibi olacak. Ben önce kendimi sonra hanemi sonra küçük dairede gördüğüm yanlışa yanlış deyip düzeltmeye çalışacağım.

Tekrar söylüyorum kötülükler, suçlar ve hatalar kesif karanlık hükmündedir ve sadece muhatabı bağlar. Ve hukukta temel ilke olmuştur ki suçun şahsiliği vardır. Hukukun olduğu hiçbir yerde suç işleyen kişinin, ne anası, ne babası, ne de başka bir yakını suçlu ilan edilemez. Hizmetteki bir şahsın hatasından tüm Hizmeti yargılamak günümüzün tiranlarının yaptığı gibi bir kişiden dolayı tüm aileyi yargılamaktan pek farklı olmayacaktır.

Hocaefendi, birçok kitabında ve vaazında hususiyetle şahıslara takılmama mevzuna değinmiştir. Münferit yanlışlar bizi Hizmetten alıkoyacak değil. Hocaefendi, Hizmet Eri (Dava Adamı) yazısında Hizmet insanının tarifini yapmıştır. Bunu okumayan Hizmet insanı yoktur; ki ilk okutulan yazıdır. Bunu okuyup kabul edip sonradan mırın kırın etmekte doğru değildir.

Empatiyi ve farkındalığı çok iyi özetleyen “tok, açın halinden ne anlar” sözüdür. Tüm değerlendirmelerimizi kendimizi Hizmetin içinde bulmuş bireyler olarak yapmaktayız. Ayrıca “Ya Hizmet olmasaydı, nice olurdu halimiz?” diyerek durumumuzu bir de böyle değerlendirsek…

Son sözüm Akif’ten; “Allah’a güven, sa’ye sarıl, hikmete râm ol / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol” olacak.

ABDULLAH TUNÇ

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here