Umut Yolcusundan Notlar: Çantalarım / GÜLER ORHAN

0
341

Yokluğunda tarifi olmayan bir boşluk yaşadım. İlk günler daha zordu. Devamlı istemsiz şekilde elimi uzatıp, gözlerimle arıyordum. Boş bir arayıştı. Aradığım yoktu. Yanımda olmayacağını kabullenmem birkaç ayımı aldı.

Neden yanımda değil, sorusuna mantıklı bir cevabım da yok üstelik.

Çantalarım…

Tatlı, güzel, özgür günlerimin vazgeçilmez parçası…

Dışarıdaki dağınıklığımın sırrını kimseye vermeyip gizleyen, fedakar dostum. Kitabım; kulaklığım, telefonum, anahtarım, aynam, cüzdanım gibi, beni ben yapan nesnelerin kısa süreli ev sahibi.

Sonra neleri içine almadı ki? Bazen bir bebek bezi, bazen bir ev ayakkabısı, kızım büyüyünce devamlı kullanmak zorunda olduğum büyük paket ıslak mendil. Şimdi düşünüyorum da, ne çok şeyi toparlamış benim için küçük definem.

Çantalarımla kurduğum bağ oldukça eskiye dayanır. Çocukluğuma.

Bayramlarda şeker toplamak için olmazsa olmazdı. Çantamın olmasından daha önemli konu ise, çantamın yeni bayramlıklarıma uygun olmasıydı. Eğer uygun değilse saatlerce ağlayıp, istediğim çantanın alınmasını sağladığımı utangaçlık içinde hatırlıyorum bugün. İlkokul yıllarımda annemin de titizliğiyle neredeyse küçük bir ev haline gelmişti okul çantam. Üniversite yıllarımda, nişanımda, düğünümde hep yanımdaydı. Çalışma hayatında ise artık daha prensipli kullanmaya başlamıştım.

Sayıları fazla değildi. Duruma göre, farklı çantalar kullanırdım. Bazen el çantası, bazen koluma takılabilecek şekilde olanından. Bir çantam muhakkak olmalıydı. Üstelik ayakkabıma ve dış kıyafetime de uyumlu şekilde.

Çanta alırken dikkat ettiğim noktalar vardı, neler mi?

Kesinlikle altı kalın olmalı. Alt kısmının dışında ise dört adet küçük, yuvarlak metal bulunmalı. Herhangi bir durumda, yere koyduğumda pislenmemesi için. Fazla süslü boncuklu sevmem. Sade ve aynı zamanda şık olanını tercih ederdim.

Kızım dünyaya geldiğinde, her annenin kullandığı bebek çantalarını reddedip,  yine kendi çantalarımı kullanmıştım. Arkadaşlarım gülüp dalga geçtiler.

“Senin için kefene uyumlu bir çanta yaptıralım!”

“Şu çantaların bizden kıymetli” der, annem de bazen gönül koyardı… Eşim çantalarla olan ilişkime saygılıydı. Ama alışveriş yaparken onu bile bezdirdiğim olurdu.

Şimdi mi?

Yok…

Onsuz yapamam dediğim eşim gibi, olmadan asla! dediğim çantalarım da yanımda yok.

Yaşanıyormuş meğer. En kıymetlilerimiz olmadan da yaşanıyormuş. Nefes alıyormuş insan. Hayat devam edebiliyormuş.

En sevdiğim çantam ile tutuklandım. İçeri çanta almadıklarından bir müddet depoda kaldı. Sonra kayınpederimle memlekete gitti.

Gardiyan içeri alabileceğim eşyaları ayırırken, ağlamaktan şişmiş gözlerimle şaşkınlık içerisinde;

“Ne yani, çanta da mı yasak?” diye sordum. Bu sözümün üstüne cevap verme lüzumu dahi görmedi. Ufak bir tebessüm etti.

Evet çanta da yasak.

Hatta olur da çanta yerine kullanırız diye el poşetleri de yasak.

Çanta yerine kullanabileceğimiz tek nesne, büyük boy siyah çöp poşetleri.

Eskiden mavi renk geliyordu. Şimdi siyah getiriyorlar. Çantalarımızı alıp, yerine siyah çöp poşetleri vermeleri, zorunlu bir nefis terbiyesine itiyor bizi. Ne garip değil mi?

Sadece bir çöp poşeti…

Bir çöp poşeti hatırlatıyor bize dünyanın ne kadar boş olduğunu…

Belki de sadece bu düşünceleri yaşamak için buraya gönderilmiştik, kim bilir?

Çevremiz eşya kalabalığı ile doluyken, bunları düşünebilir miydik?

Ama dört duvar arasında, çaresizliklerin diliyle ne çok şey öğreniyor insan…

Çaresizliğin dili, yarın hangi kelimeyi öğretecek, dört duvar arasında bekliyorum…

Tıpkı özgür günlerimi beklediğim gibi…

Yazan: GÜLER ORHAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here