Davasına İhanet Eden Adamın Kendine İtirafı

0
1426

İTİRAFÇI

Siz benim ne çektiğimi nereden bileceksiniz.

Dilinde mırıldandığı bu satırlar, elleri paltosunun cebinde, başı yerde yürüyordu. Hava soğuktu, belki de değildi de O üşüyordu. Elleri terlemiş miydi, yoksa yıkadıktan sonra kurulamamış mıydı? Ama evden çıkmadan yıkamıştı. Uzun zamandır yürüyordu. Çoktan kurumuş olmalıydı. Soğuktu, üşümüyordu, elleri terliyordu. İhanetin bedeli bu muydu?

Yoruldum çok yoruldum.
Siz benim neler çektiğimi,
Nerden bileceksiniz!

Bir şarkı duydu, dilinde dolanan cümleye ait. Sesin geldiği yeri aradı gözleriyle. Kim söylüyordu? Yakında bir yerlerde cafe mi vardı, ya da eğlence merkezi? Oradan geliyor olmalıydı ses. Bakındı . Fakat önünde uzayıp giden yol boyunca bir kaç bahçeli ev dışında bina yoktu. ” Evlerden birinden geliyor olabilir mi bu ses?” diye düşündü. Geride kalan evin bahçe duvarının önüne geldi dinledi. Ses seda yoktu. Yürümeye devam etti. Yürürken geçtiği evleri dinledi sesin geldiği yeri bulabilmek için. Ama nafile. Çok yakından gelmesine rağmen sesin kaynağını bulamıyordu. Durdu, bir duvar dibinde. Başını ellerinin arasına aldı. Yere çömeldi. Sesi yeniden duydu. Dinledi. Dinledi. Neden sonra fark etti. Ses kendi içinde yankılanıyordu. Vicdanı şaha kalkmış haykırıyordu.

Yoruldum çok yoruldum
Siz benim neler çektiğimi
Nerden bileceksiniz

“Evet” dedi. “Evet. Kim bilecek benim ne çektiğimi? Bir ben bilirim dört duvar arasında, soğuk betonlarda kıvrandığım geceleri.”

Hızla ayağa kalktı. Aynı hızla gitmekten vazgeçti. Evine dönmek için yolları adımlamaya başladı. Zaten nereye gittiğini de hatırlamıyordu artık. Evden niye çıktığını da.
Evden çıktığında sabahın erken saatleriydi. Şimdi vakit ikindiye yaklaşıyordu. Bu kadar zaman yürümüş müydü? Hiç fark etmemişti. Şimdi yolları olanca hızıyla arşınlamasına rağmen bir türlü evinin sokağına yaklaşamamıştı. Kestirme yollar aradı. Bir an önce eve gitmek için bir sokağa saptı. Sapmaz olaydı. Bu sefer duyduğu ses beyninde yankılandı.

Babaaaa! Babamı istiyorum. Ne yaptı babam size? Kimseye bir zararı olmadı ki bu güne kadar. Çok iyi kalplidir benim babam. Anne babam ne zaman gelecek? Suçu neymiş babamın? Neden söylemiyorlar?” hıçkırıklara boğulan çocuğu teskin etmeye çalışan annenin feryadı arşa kadar çıkıyordu.

” Bu yaştan sonra bizi maddi manevi başkalarına muhtaç eden , baba evinde sığıntı gibi yaşamak zorunda bırakanların da Allah belasını versin.
Yükü sadece kendi aileme bırakan eşimin olmaz olası ailesinin de Allah belasını versin.
Evimden, eşimden aşımdan mahrum birakanin da ……

Gözünden süzülen damlalar çocuğa acıdığı için mi yoksa kadının bedduasında kendini bulduğu için korkudan mı bilemedi. Bildiği bir tek şey vardı. Bu çocuk ve annesi kendi yüzünden ağlıyor olamazlardı. İtirafçı oldu diye, ilk ağlayan aile sebebi kendi olamazdı herhalde. Bir an önce oradan ayrılmalıydı.
Vicdanının sesini yeniden şaha kaldırdı.

Siz benim neler çektiğimi
Nerden bileceksiniz?

Ama bu sefer öyle kolay olmayacaktı. Zihni oyunlar oynuyordu izinsiz, fütursuz.
Kah bir çocuk çığlığı yankılanıyordu zihninin derinliklerinde ” Baba, götürmeyin babamı!Babam size ne yaptı?”

Kah bir mahzun eşin arşı titreten duası” Yarabbi yuvamı yurdumu dağıtanları sen kahreyle. Benim gücüm yetmez. çaresizim. Elim kolum bağlı. Bizi bu hale koyanları sen beter eyle!”

Kah eli kelepçeli şaşkın biri bakıyordu acıyarak.” Oldu mu abi? Yakıştı mı sana? Ben kendi halimde bir ayakkabı tamircisiyim. Ne işim olur darbe ile. Örgüt ile. Benim tek derdim tamir ettiğim ayakkabılar. Ben sadece ekmeğimin peşindeyim abi, neden yaktın beni?”

Zihnine hücum eden onca sureti kovmak için koşmaya başladı. Bir an önce evine varmalıydı. Sanki evine girince bütün sesler kesilecekti. Koştu. Daha hızlı koştu. Dalağı şişene kadar, acıdan durana kadar koştu. O koştukça sesler daha da gürleşti.” Ben ne yaptım? Peki ya ben? Beni neden yaktın abi? Babamı tanıyor musun? Biz dağıttın. Ocağımı söndürdün……”

“Yeterrrrr!” diye bağırdı susturmak için zihnindeki sesleri. Vicdanına seslendi. “Söylesene, söyle! Benim ne çektiğimi bilmiyorlar. Ben nereden bilebilirdim böyle olacağını? Ben de düştüm hücreye?”
Eve vardığında kan ter içinde kaldı. Hava soğuktu. Kış ayazında yaz sıcağında kavrulmuş gibi sırılsıklamdı. Uyusa unutur muydu? Yatsa uyur muydu? Uyusa, kabus görmeden uyanır mıydı? Her yalandan uyku yirmi ailenin feryadında boğulduğu için gözlerini kapatabilir miydi? İtirafçı olmak isteyince verdiği yirmi isim, yirmi eş, yirmi çocuk, belki de yirmi çocuktan fazla kişi gelir miydi rüyalarına? Uymadan bir köşeye kıvrılsam, küçülsem küçülsem yok olsam, yokluğa karışsam. Hayatı dondursam ya da yaşananları dondursam. Bu seslerden kurtulsam. Vicdanım neredesin? Haydi al sazı eline, yeniden aynı şarkıyı söyle.

Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz.

Deniz Zengin

Not: Yaşanmış bir hikayeden derlenmiş hayal ürünüdür…

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here