ELEŞTİRİ ÜZERİNE BİRKAÇ KELAM / Abdullah Tunç

1
1020

Eleştiri; “bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit” anlamına gelmektedir. Günümüzde ise sadece herhangi bir olay, durum, kişi ve grubun yanlış yanlarını ortaya dökmek manasında kullanılmaktadır.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere eleştirilecek insan, eser ve konu üzerinde bilgi sahibi olunması şartıyla doğru ve yanlış yanların ortaya çıkarılabileceği aşikârdır. Eleştirme işi “kirli çamaşırlarını ortaya dökme” şeklinde basit bir anlayışla yapılacak iş değildir. Eleştirmenin eleştirdiği konu üzerinde uzman (expert, eksper) ya da bizatihi yıllardır söz konusu işi yapıyor, işin alaylı eksperi olması gerekmektedir.

Örneğin pamuk eksperi çıkan ürünleri kritik ederek pamuğun kalitesini belirlemektedir. Film eleştirmeni filmle alakalı doğru ve yanlış yapılanları bir arada belirtmektedir. Tüm bu eleştiriler, eleştirilen kişi, durum, süreç ve eserin iyileştirilmesi çabasından başka bir şey değildir.

Bu tanımlamalar ışığında son zamanlarda sıkça gündeme getirilen eleştirme, eleştirmeme konusuna bakacak olursak;

  1. Yapıcı eleştiri noktasında herkes hem fikir ve bir hizmetin en güzel şekilde yapılması için de olması gerekir. Bu yapıcı eleştirinin hizmette karşılığı istişaredir. İstişarede yapılagelen ya da yapılması gereken, konunun enine boyuna tartışılması ve nihayetinde en doğru, isabetli kararın verilmesi ve yöntemin belirlenmesidir. İstişare meclisi üstten gelen konunun aynıyla onandığı bir meclis olmamalı, her konu hakkıyla kritik edilmelidir. Günümüzdeki deyimiyle beyin fırtınası koparılmalı ve sahili selamete çıkan fikirler uygulamaya konulmalıdır.
  2. “Üst kadro (hatta Hocaefendi) beceremedi, bırakıp gitmeliler.” deniliyor. Hizmet, kâr etmek için kurulan bir şirket mi muhterem kardeşim! Bugüne kadar kapanan okul, dershane, şirket oldu. Hocaefendi kâr zarar hesabı mı yaptı bugüne kadar? Bu konuda Hocaefendi’nin bakış açısını anlamak istersen şu hadiseyi dinle: Bir kurum, birçok sebepten dolayı belli ki batacak, çünkü sürekli zarar ediyor. Kurumun başındaki yönetici görevden alınsa küsecek, darılacak, uzaklaşacak ve belki de iman noktasında zaafa uğrayacak. Durum kendisine iletildiğinde Hocaefendi, “Onun imanını kaybetmesindense okulun batmasını yeğlerim.” diyor. Mesele iman kurtarma, mesele yangına koşan itfaiyeci olma meselesidir. Bizleri, herkesi cehenneme yuvarlayan diyanet imamlarının elinden kurtarıp yitirilmiş cennete doğru sevk eden Hocaefendimizden Allah ebeden razı olsun.
  3. “Hocaefendi iyi de etrafında adamlar kötü, hain olabilir.” deniliyor. Bu da Türkiye’deki münafıkların dillerinden düşürmediği bir iddiadır. Bu, Hizmet gönüllülerinin şevkini kırmak, onların ellerini gevşetmelerini sağlamak için ortaya atılmış bir iddiadır. Bundan, “böyle insanlar yoktur, olmayacaktır da…” gibi bir anlam çıkarmayınız. Demem o ki, gerçek isim olay, yer ve zaman belirtilmeden yapılan genelleme birçok insanı zan altında bırakmaktadır. “Şöyle olmuş olabilir”, “şu yapmıştır”, “yapan, eden bu işe girişen vardır” kabilinden sözler eleştiriden çok şeytanın avukatlığını yapmaktır. Bu hal asıl işten sapıp tali işlere dalmaktır.
  4. “Bu eleştiriler yapılmazsa hicret diyarında da aynı problemler yaşanır.” şeklinde eleştiri yapılması gerektiğini ifade edenler de yok değil. İşte o kardeşime sözüm hatalarından ders çıkar, sana mantık dışı, yanlış fikirlerle gelen her kim olursa olsun onu reddet. Tüm fikirlerin istişare süzgecinden geçmesini sağlamaya çalış. Hizmet edebimizde var; “Sana konuyu getirenin yanlışı varsa, onu düzeltebilecek kişiye başvur…” Efendimiz (sav) bile Allahu alem ashabını bu nevi bir avcılıktan uzak tutmak için münafıkları sadece Hz. Huzeyfe’ye bildirmiştir. Gerçekten hain, münafık bulmaya koyulsak birçok gerekli işten geri kalırız. Sürekli, “Yanlış yapanlar var, onlar temizlenmezse aynı hadiselerle karşılaşırız” diyerek hain avına çıkmak, seni belki bin elin olsa biniyle de koşman gereken vazifelerden geri bırakır. Birde tekrar tongaya düşmemek istiyorsan, her türlü tedbirini al, merak etme “sen doğru ol eğri belasını bulur”. Ayrıca AfSV maddeler halinde hizmet düsturlarını sıraladı. Her hadiseyi bir kontrol listesi gibi bunların süzgecinden geçirerek yorumla, doğruluğuna veya yanlışlığına öyle karar ver.
  5. Toplum ve siyaset bilimcilerin Hizmet’i anlamaya yönelik çabalarını anlıyorum ve destekliyorum. Bu sivil hareketi bilimsel çerçevede ele almaları güzel, hatta olması ve olmaması gereken şeyleri ortaya koymaları fevkalade güzel olur. Ancak hareketin kişiler üzerinden değerlendirilip kritik edilmesi kabul edilebilir değildir. Efendimiz’den (sav) bize kadar ulaşan edeb odur ki eleştiri oklarını direk muhataba fırlatmamak, genele hitap ederek özelde yapılan yanlışa dikkat çekmektir.
  6. Hizmetin her birimindeki arkadaş kendi özeleştirisini yapıp aynı yanlışları tekrar etmemeye azami gayret etmelidir. Sistemi oluşturan yapı taşlarındaki arızalar giderildiğinde sistem sağlıklı işleyecektir. Örneğin dershanecilik yapan bir arkadaşım, “Birinciler çıkarıp afişlerde, televizyonlarda, reklam etmemiz neticesinde diğer cemaatlerin gıpta damarını tahrik ettik.” şeklinde bir özeleştiri yapmıştı. Bu düşünce Kabil’in, kardeşi Habil’i öldürmesinin de sebebiydi. Üstad, uhuvvet risalesinde bizi “faziletfüruşluk nev’iden kardeşlerinizin gıpta damarını tahrik etmeyin” diye uyarmış ve bunu her 15 günde bir hatırlamamızı tembihlemişti. Hocaefendi de tüm cemaat liderlerine bayram tebrikleri göndermiş ve onların yapmış oldukları hizmetleri takdir etmiş, hastalandıklarında ziyaret etmiş aramış, iyi ve kötü günlerde yanlarında olmaya dikkat etmişti. Buna karşılık her birimize düşen kendi adımıza neler yaptığımızı sorgulamaktır. Ben beni, sen seni düzelttiğinde zaten her şey zamanla düzelecektir.
  7. Üstadın, “sabır kuvvetini dağıtıp, sabırsızlığa düşme” örneğindeki gibi şu an cepheye tabiri caizse bir bomba düşmüş, acı içinde kıvranan birçok yaralı varken, biri çıkıp “Bizi cepheye kim getirdi, burada durmayacaktık şurada duracaktık, Ali hatalı Veli hatalı…” diye söylenip durması o an itibariyle abesle iştigaldir. Yapılması gerekense herkesin birer sıhhiyeci gibi yaraları sarması, acıları dindirmesidir. Elbette en küçük daireden, en büyük daireye kadar hatalı olanların ve yapılan hataların tespit edileceği bir dönem olacaktır. Ve bu zaten kendiliğinden olmaya başlamış bir süreçtir. Herkes artık “her sakallıyı dede bellemeyeceğim, şunu yapmayalım şöyle yapalım…” kabilinden kritiklerle hizmetleri daha güzel hale getirme çabası içerisinde. Kesinkes bilinen, bile isteye hizmete kara çalmaya yönelik hata yapanlar da bu hizmetten ayıklanacaktır.
  8. Çamaşır makinesinin 1000 devir hızla dönerek kirleri elbiselerden söküp aldığı gibi Hizmet’te de manevi bir makinenin hamları, haslardan ayırdığına inancımız tamdır. Bunla alakalı yüzlerce örnek verebilirim. Öğrencilik dönemimizde bizleri bir araya getirip abilere götüren kişi birden gelmemeye başladı. Detayına girmeyeceğim hadiseler neticesinde abilere gelemez duruma gelmişti. Çok üzülmüştük neden acaba diye düşünürken arkadaştaki hastalıklar bir bir tezahür etmeye başladı. Okulda hırsızlık yapması neticesinde de okuldan atıldı. Bu basit bir örnek. Her seviyede bu şekilde ayrılışlar her dönem olmuştur. “Allah’ım bizi yolundan ayırma” ve Efendimiz (sav) gibi “Allah’ım bir an bile olsa beni nefsimle baş başa bırakma” diyerek sürekli dua etmeli.

Gemimizin kaptanından razıyız, bizleri sahili selamete çıkaracak bir rotaya sokmuştur. Allah ondan razı olsun. Biz “Bir maaşımız olsun, evimiz, arabamız olsun diyerek basit dünyevi istekler peşinde koşarken, insan olma, onun da ötesinde melekler seviyesine çıkma yolunu bize açtı. Bize düşen bu yolda ayak sürümemek onu daha iyi anlayıp daha iyi hizmet etmeye çalışmaktır.

Ne kadar da kolaymış demek hain

Bir anda yuvalarımız oldu in

Toplayın mazlumu elli, yüz, bin

Hıçkırıklar, gözyaşları garibin

Dilsiz şeytanlar film gibi izleyin

Hakkı hayat yok boykot edin

Muavenet edip, mağdura el verin

Bilmiyorum zulmü reva gören din

Hasedi başını yer hasidin

Cebri hicret hizmete gidin

Tohumlar gibi serpilin

Meriç’te ölümler soğuk ve serin

Acılar yürekte derin mi derin

Ağzı süt kokan bebeği mahkûm edin

Ağyar yılan gibi sokar dilin

Çelik tutar işlemez tenin

Dost bivefa bundandır kederin

Akrep var göğsünde diyorsa kalemin

Başımın üstünde tahtın var senin

Taş üstüne taş koyuyorsa elin

İnşasıdır bu güzel günlerin

Bırak kurtul zincirinden enenin

Bu davada ben de kardeşinim senin

ABDULLAH TUNÇ

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here