Zehra Değirmenci İle Röportaj: Hepimiz Bu Diyardan Ebedi Aleme Göçecek İnsanlarız, Önemli Olan Nasıl Hatırlanacağımızdır

1
189
  1. Kendinizi tanıtır mısınız?

Zehra Değirmenci. 1976 Türkiye doğumluyum. On dört yaşındayken babam bizi Almanya’ya yanına aldı. 1992 yılında Hasan Bey’le hayatımızı birleştirdik. Üç oğlumuz dünyaya geldi. Genç anne babaydık. Yurt dışında çocuklarımızı büyütmekten de endişe ediyorduk. 2004 yılında eşimin işi de sebep oldu. İstanbul’a taşındık. Memleketimize dönmenin iyi olduğu kadar zor yanları da oldu.

Eşim, mühendisti. Prensipleri nedeniyle işi ile ilgili bazı problemler yaşadı. Çalıştığı firma İstanbul Büyükşehir Belediyesinden proje almıştı. Bu esnada tanık olduğu yolsuzluk ve haksızlığa dayanamayacağını söyleyerek işten ayrıldı. İstanbul’a yerleştikten 4,5 yıl sonra Ankara’ya taşındık.

Eşim; Ankara’dayken, çalıştığı şirket tarafından Afganistan’da Alman askerlerinin çoğunlukta olduğu NATO’ya ait bir askeri üsteki bir inşaat projesinde müdür olarak görevlendirildi. Orada beraber çalıştığı bir grup Türk arkadaşı ile birlikte pasaportlarını kaybettiler. Türk yetkililerle irtibata geçilmesine rağmen 61 gün boyunca hiçbir olumlu sonuç alamadılar ve askeri üsten dışarı çıkamadılar. Bunun üzerine Alman vatandaşı olan eşim, Alman Milli Savunma Bakanlığı ile e-posta yoluyla irtibata geçti ve iki gün içinde onu almak üzere özel bir askeri uçak üsse gönderildi. Bir tarafta vatandaşına bu şekilde sahip çıkan Alman yetkililer, diğer tarafta vatandaşının sorununu dikkate bile almayan Türk yetkililer vardı.

Türkiye’ye kesin dönüş yapmıştık ama yaşadığımız bu olay sebebiyle tekrar Almanya’ya döndük. 2014 yılının başlarında döndük. Türkiye’deyken kuaförlük eğitimi almıştım, şimdi ise birkaç yıldır bayanlara yönelik küçük bir işletmeyi çalıştırıyorum.

  1. Hizmet hareketiyle nasıl tanıştınız?

Almanya’ya 14 yaşında geldiğimde tanıştım. Ailem Hizmet Hareketine yakın insanlardı. Beni en çok etkileyen mevzu, gençlere verilen değerdi. Onların okuması için yapılan gayretli çalışmalara çok tanık oldum. Birileri gözyaşı döküp dertleniyorlardı. Hem de ne için? Kan bağı olmayan gençlerin, okumuş donanımlı salih insanlar olabilmeleri için. O günlerde ben de aralarında olmalıyım dedim. Yıllardır elimden gelen gayreti gösteriyorum.

  1. Hizmet hareketine şu anki yakınlığınız ne durumda?

Elimden geldiğince destek olmaya ve eşimden kalan emanetlere sahip çıkmaya çalışıyorum. Rabbim bizi yolundan ayırmasın.

  1. Hasan Beyle nasıl evlendiniz?

Görücü usulüyle. Bir sünnet cemiyetinde kayınvalidem görmüş, kısa bir araştırmadan sonra eşime söylemiş. Biz de öyle tanıştık ve evlilik kararı aldık.

  1. Hasan Değirmenci nasıl bir eş, nasıl bir babaydı?

Eşimle evlendiğimde 16 yaşındaydım. Biraz baskın bir karaktere sahiptim. Ama bu mesele aramızda sorun olmadı. Onun yanında kendimi, dünyanın en mutlu insanı gibi hissederdim. Hasan Bey, sevgi dolu, anlayışlı, pozitif bir insandı. Hassas birisiydi. Sadece kendi çocuklarına değil, tüm çocuklara karşı oldukça merhametliydi. İnsanların duymaya alışkın oldukları sorunları yüreğinde hisseder, yapabildiği kadarıyla çözüm yolları üretmeye çalışırdı. Çocuklarına, ailesine yetebilmek için yoğun çaba sarf ederdi. Çocuklar soru sorar da bilemezsem, örnek olamazsam diye devamlı okur, araştırırdı. İlim aşkı olan bir insandı. Devamlı öğrendiklerinin üzerine bir şeyler katmayı isterdi.

Bir kere daha dünyaya gelme tercihimiz olsaydı, onu kaybedeceğimi bile bile yine onunla evlenmek isterdim.

  1. Eşinizi nasıl kaybettiniz?

Ülkemizde yaşanan sıkıntılar için çok üzülüyordu. Hem ülkemizde, hem Yunanistan’da  zor durumda kalan kardeşlerden birkaç aileyle irtibat halindeydi. Maddi olarak destek olmaya çalışıyorduk. Muhacir kardeşlerimizin yaşadığı zorlukları gördükçe ve Meriç’te takılıp ruhunun ufkuna yürüyen kardeşlerimizin haberini aldıkça içi içini yiyordu. Bir an önce oraya gidip, maddi ve manevi yardımları bizzat ulaştırmak istiyordu. Buradaki arkadaşlarından da maddi destek toplayarak ortanca oğlumuz Ensar’la birlikte birkaç günlüğüne Atina’ya gittiler.

Ayarladığı yardımları ayrı ayrı zarflara koyarak, mazlum insanlara tek tek dağıtmış. Zarfları hazırlarken çocukları da unutmamış, onlara da çikolatalar ayarlamış. Genel olarak hüzünlüymüş ama çocukların sevinciyle bir ara tebessüm etmiş.

Oradaki ziyaretleri esnasında İstanbul’dan ailece tanıştığımız bir kardeşimizle tevafuk eseri karşılaşmışlar. Biraz konuşmuş, geçmişi yad etmişler. Mesele günümüz sorunlarına gelince ümit vadeden cümleler sarf etmiş. Sonra öğle namazı için abdest almak üzere banyoya girmiş. O esnada ruhunu Rahman’a teslim etmiş. Çok güzel niyetlerle çıkmıştı yola. Niyetini gerçekleştirdi. Maksadına erişip yardımları dağıttı. Rabbim niyetini kabul, onu da Efendimiz (sav)’e komşu eylesin. Amin.

  1. Çocuklarınız bu zor süreci nasıl geçiriyor?

Üç erkek çocuğumun olması ve babalarının da ilgili olması nedeniyle, neredeyse dışarıda hiç arkadaş aramamışlardı. Bu nedenle hem babalarını hem en iyi arkadaşlarını kaybettiler. Ama elhamdülillah yaşları itibarı ile daha olgun, daha bilinçli ve daha sakin kalabildiler. Babalarının gittiği yolun doğruluğundan şüphe etmiyorlar. Verenin de alanın da Allah olduğunu bildikleri için kabullenebildiler.

  1. Eşinizi kaybettikten sonra sosyal hayatınızda ne tür sorunlar yaşadınız?

İlk zamanlar tarif edemeyeceğim bir boşluk yaşadım. Ani bir vefattı. Herkes halime acıyor ve Zehra eşi olmadan asla yapamaz diyordu. Ama Rabbim müthiş bir sabır verdi.

Ailem ve birkaç arkadaşım dışında pek sosyal bir hayatım kalmadı. Eşimin vefatından sonra insanın ne kadar aciz olduğunu fark ettim ve gelecek için plan yapmayı bıraktım. İçinde bulunduğumuz zamanı değerlendirip gelecek için “Allah Kerîm” demeyi öğrendim. Elhamdülillah.

  1. Siz Avrupa’da yeni değilsiniz. Yaşadığınız ülkeye Türkiye’den gelen tanıdıklarınız var mı, varsa onların uyum sürecini nasıl gözlemliyorsunuz?

İnsanın dilini ve kültürünü hiç bilmediği bir ülkede yeni bir başlangıç yapması tabi ki kolay değil. Genelleme yapılabilecek bir konu değil ama bildiklerimden birkaç örnek verebilirim. Bazı aileler çabucak uyum sağlarken bazıları ise burada geçici olarak kalacaklarını düşünüyor veya farkında olmadan adaptasyon sorunu yaşıyorlar. Tamamen kişilerin kendileriyle alakalı bir durum. Benim söyleyebileceğim bundan ibaret.

  1. Şu an Meriç’ten geç(e)meyen, cezaevinde vefat eden veya yeni gittiği ülkelerde uyum sürecine ömrü vefa etmeyenleri düşündüğümüzde büyük bir kitle eşsiz, annesiz veya babasız kalıyor. İkinci evlilik yapanların suçlandığını, yadırgandığını sosyal medyadan görüyoruz. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Rabbim hepimize sabırlar versin. Herkes yaşadığını bilir. Eminim ki hiç kolay değildir çok sevdiğini kaybedip, yüreğini bir başkasına teslim etmek. Ama gel gör ki hayat bazıları için dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Mecburiyetler ve şartlar, insanları farklı kararlar almaya sevk edebilir. Her şeyin ötesinde, hiç kimsenin başkası adına karar vermesi ve yargısız infaz yapmasını doğru bulmuyorum.

  1. Sizce eşini kaybeden bir kadınla eşini kaybeden bir erkeğin durumu aynı mı? Fark görüyorsanız bahseder misiniz?

Bence bu, benim cevaplayabileceğim bir soru değil. Sadece şahsım adına cevap verebilirim.

Aynı yerden kurşun yiyen değil; aynı yerden seven bilir halimi ey dost!

  1. Son söz olarak okuyucularımıza bir şey söylemek ister misiniz?

Sevgili arkadaşlar, hepimiz bu diyardan ebedi aleme göçecek insanlarız. Önemli olan nasıl hatırlanacağımızdır. Bugün ise yapmak gereken güzel hatırlanacağımız işlere imza atmaktır.

Bir sonraki anımızın bile garantisi yok. Sevdiklerimizin kıymetini bilelim. Sevgi ve saygılarımla…

Dünya bir gündür. O da bu gündür…

Çok teşekkür ediyorum.

Ben teşekkür ederim.

RÖPORTAJ: Güler Orhan

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here