Röportaj: Mehmet Ali Uludağ; Hiçbir Harf, Hiçbir Kelime İçimdeki Yangını Anlatmaya Yetmiyor…

1
1948

Esma Hanım İle Nasıl Tanıştınız? Kaç Yıl Evli Kaldınız?

Esma hanım ile 1997 yılında tanıştık. Abim ile Esma Hanımın ablası evlendi. Abim ile sonra bacanak olduk. Duygusal olarak 2003 yılında başladı. Benim hayat felsefem farklıydı. Ticaret hayatına atılmayı düşünüyordum. içimde her zaman ukde kalan üniversite hayatına başlamama Esma hanım vesile oldu. 2006 yılında Memuriyet hayatına girdim.
İlk isteme olayındaki, ev halkının halini, hiç unutamıyorum. Amcasını tanıyordum, sert bakışlı bir adamdı. Amcam çok zorlar seni, aman ne olur sakin ol, dedi bana… Bende, madem sert her şeyin bir yolu vardır elbet, dedim. Gittik elimizde çikolata ve çiçek ile… Hiçbir sorun çıkmadan istedik…
Sonra da, benim için özel olan ve daima özel olarak kalacak 07.07.07 tarihinde evlendik. Şimdi bana zulmetmiş ülke yöneticilerinden dönemin Meclis başkanı telefonla arayıp telgraf çekti. Dönemin Başbakanı(şuanda cumhurbaşkanı), dönemin dış işleri bakanı, ana muhalefet partinin genel başkanları telgraf çekip iyi dileklerini ifade ettiler. İnsan, ilerideki hayatının katillerini nereden bilebilir ki? Hele de mutlu bir evliliği ve Esma Hanım gibi bir eşi varken…

Esma Hanım Nasıl Bir Eş İdi? Çocuklar İle Diyaloğu Nasıldı?

Esma Hanım ince bir insandı. Ailemiz ile çok ilgiliydi. Hepimiz ile tek tek ilgilenirdi. Şikayet etmezdi.

Çocuklarla iletişimi çok iyiydi. Ben onun gibisini hiç görmedim. O kadar sabırlı, anlayışlıydı ki… Çocuklar da onu çok severdi… Hiç yalan söylemezdi. Üç çocuğumuzu da abdestsiz emzirmedi. Yani Esma hanım yaşadığı gibi vefat etti. Böyle bir insanla evlenmiş olmak ve ondan üç çocuğa sahip olmak benim için şeref madalyası oldu.

Esma Hanımın hayata bakış açısı nasıldı?

Kıskanılacak kadar pozitif bir insandı. Her zaman, her olayda bir hikmet arardı. Başına ne gelirse gelsin her zaman mantık çerçevesinde hareket eder ama hep olaylara olumlu bakardı.

Bu güzel hayatın etrafını 17/25 Aralık’tan sonra kara bulutlar sarmaya başladı. Gözaltına alıp tutuklandığı günü unutamıyorum. Yine çok metanetli ve dikti. Tutuklama kararı verildiğinde, serbest kaldığını sanacağım kadar şükür içerisindeydi. Vedalaştık. Sonra tanımadığım birkaç geldi beni tebrik ettiler. Eşinizle ne kadar gurur duysanız az, nasıl bir dik duruş? Nasıl pozitif insan? Bizim müvekkillerimize gözaltı süresince müthiş moral kaynağı oldu, dediler. Sonraki hayatımızda, bir süre çocuklarla hayata yalnız tutunmaya çalıştık. Şükür ki bu 2,5 ay sürdü ve tahliye oldu. Ama artık bu iş çığırından çıkmıştı. Tutuklanıp tahliye olduktan sonra, üçüncü üniversitesi olan Hukuk Fakültesinde okuyordu. Bu başarısı birçok ulusal basında da yerini almıştı.

https://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/son-dakika-haberi/diplomasini-3-cocuguyla-aldi-1290575/http://www.posta.com.tr/hem-anne-hem-memur-hem-de-dereceli-ogrenci-350530http://www.hurriyet.com.tr/diplomasini-3-cocuguyla-aldi-37300922

 

Neden Türkiye’den Ayrıldınız?

Ben ülkemi çok seven bir insanım. Hem de çok. Türkiye aşığıyım. Bu ülke için ben kardeşini şehit vermiş bir biriyim. Askerlikten muaf olma hakkım varken, onu kullanmayıp 18 ay askerliğimi seve seve yapmış bir insanım. İş yerimde kimseyle hiç bir sorunum olmadı. Belki de, siyasi görüşü farklı olup ta sevilen, başka kişi yoktu. Ben de onları seviyordum. İş arkadaşlarımı hala çok severim. İsim vermeyeyim şimdi tek tek, onlar da korkar gariplerim. 15 Temmuz tiyatrosundan sonra, biz de nasibimizi aldık. Önce açığa aldılar, sonra da ihraç ettiler. Vardır bunda da bir hayır dedim, hemen şoförlük için, ağır vasıta ehliyet başvurusu yaptım. Tam sınava girecektim ki nasip olmadı. Evimi polis bastı. Ben Esma hanımı okula götürmüştüm. Hukuk fakültesi 3. Sınıfta okumaktaydı. Ondan sonrası malum, bir hafta sonra yine bastılar evi. Bir süre gözden uzak kaldım, ama beklemenin de bir faydası yoktu. Ülke normale döneceğe benzemiyordu.

Niye yalnız derseniz… Esma hanımın emeklerine kıyamadım. Cezaevinde bile sınavlara girmişti. O kadar aşkla şevkle okuluna adapte olmuştu. Benim de hoşuma gidiyordu onun okuması. En büyük çocuğum oydu. Kemeraltı’ na gidip, kitaplarını büyük bir mutlulukla alırdım. Orada yoksa internetten sipariş verirdim. Kalemi silgisi bitmeden, o istemeden alırdım. Aldıktan sonra, onun mutluluğunu izlemek , en keyif aldığım şeydi. Dakikalarca izlerdim… Bir insan, kalem ucu aldı diye havalara uçar mı? Küçük şeylerle dahi mutlu olabilen birisiydi. Ona kıyamadım. Okumayı sevdiği için emeklerine kıyamadım. Ben gideyim sen kal burada, duruma göre hareket ederiz, dedim. Tabi sonra rahat bırakmadılar…. Sürekli eve geldiler, artık dayanılmayacak hale geldi bu baskılar. Eğer ülkede kalırsa kendisi tekrar cezaevine girme ihtimali vardı. Sırf ben yurt dışında olduğum için dahi tutuklanabilirdi. Örneklerini her gün duyuyorduk. Ondan sonra, o da karar verdi çıkmaya…. Dört talihsiz deneme geçirdi. Her birinde ölümle burun buruna geldiler. Tabi her seferinde, ben de ayrı ayrı yıprandım diyebilirim. Uzaklarda olmak ve elinizden bir şey gelmemesi çok zor bir durum. Beşinci denemede ancak oldu. Başka birisi olsa, kesinlikle geçmek istemez ama o son denemeyi de yaptı ve o meşhur görüntüsü eşliğinde geçtiler.

İkinci kısım: Yunanistan 3 Ekim Çarşamba günü sizlerle…
Deniz ZENGİN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here