Tiran değişir, tiranlık değişmez

0
1177

Geçenlerde erdemli şehrin çarşısına uğradım. Şehir erdemli olunca çarşıda satılan meta da mahir ellerden çıktığı için kadir kıymet bilinir cinsten oluyor. Adını tüccarların vasfından alan şehirde ne ararsanız gönül rahatlığıyla bulursunuz.

Çarşıda dolaşırken bir dükkândan hararetli bir tartışmanın yapıldığına şahit oldum. Usulca dükkâna girdiğimde Eflatun, Aristo, Farabi ve İbn-i Rüşd’ün farklı dünyaların insanları olmalarına rağmen gayet edepli bir şekilde konuşur buldum. Her biri kendi döneminin tiranını vasfediyor ve diğerlerinkinden daha zalim olduğunu iddia ediyordu.

Tadına doyamadığım sohbetten sizlerin de istifade etmesini can-ı gönülden istedim. Konuşmaların büyülü havasına kendimi fena kaptırmışım ve ne yazık ki, o sırada not alma imkânım da olmadı. Aklımda kaldığı kadarıyla tiranların vasıflarını kaleme aldım. Buyurun efendim…

***

Her şeyden önce insanın niteliklerinin bilinebilmesi için, onda var olan isteklerin özünün ve çeşitlerinin bilinmesi gerekir. İnsanın zorunlu olmayan isteklerinin yanında bir de bozuk diyebileceğimiz istekleri vardır. Herkeste bulunan bu duygular eğitim ve dini kurallar ile toplum tarafından ötelenir. İnsan, akıl yoluyla bunları içinden söküp atabilir ya da sayılarını ve güçlerini azaltabilir. Ama herkes bunu başaramaz, insanların birçoğunda bu istekler artar, eksilmez.

İnsanı dizginleyen, düşündüren ve dünyaya gönderiliş gayesini aklında tutan tarafı uykuya daldı mı tıka basa yiyip içmiş hayvan tarafı silkinip ayağa kalkarak boş bulduğu meydanda at oynatmaya ve dilediğini yapmaya çalışır. Bu hayvanî yönün iyi arzularla, kanunlarla ve Allah’a imanla kontrol edilmesi gerekir. Buna rağmen geriye bir şey kalacak olsa bile kalan şey, kayda değer değildir.

İnsanoğlu, ister uyanıklık halinde isterse uyku halinde olsun, hayvanî yönünü kontrol edebilirse kanunlara aykırı hiçbir şeye yanaşmaz. Bu açıdan bakıldığında tiran denen devlet adamına hayvani duyguları egemen olmuş, ulvî olan aklî melekeleri yenilgiye uğramıştır, diyebiliriz.

Devlet, yapı itibariyle zorba olunca orada tiranlara gün doğar. Nasıl ki aynı güzelliğe meftun insanları bir araya getiren saikler varsa devleti ele geçirebilmek için de aynı karakterdeki insanlar bir araya gelip işbirliği yaparlar. Hedeflerine ulaştıklarında ise birbirlerini yemeye ve ayaklarını kaydırmaya çalışırlar. Sonunda biri hepsinin başını yer ve tahta tek başına oturur. Edindiği tecrübe ile bir başkası kendisinin ayağını kaydırmasın diye de istibdada başvurur.

Koltuğu kaparak hedefine ulaşmış olmanın verdiği başarı duygusuyla o artık diğer isteklerini elde etmenin yollarını arar. Halkla seçimler haricinde herhangi bir birlikteliği söz konusu değildir. Yardımcıları, yalakaları ve ondan daha sinsi bazılarından aldığı destekle halkın bütünü üzerindeki istibdadını yaygınlaştırır.

Öyle bir zaman gelir ki zorba yönetimden nemalanan, avantaj elde eden ve algı operasyonları ile bilinçaltındaki duyguları dile getirebilecek duruma gelen halk birbirine zulmetmeye başlar. Bunlar zamanla tiranın kişisel isteklerine hizmet etmeyi gaye edinirler. Bu halleriyle onlar, daha ziyade köleye benzerler ki işte bu, tam da tiranın istediği şeydir. Bu sayede iktidarı devam edecektir.

Neticede herkes yaptığı bu zulüm karşılığında tirandan makam ve mevki kazanır. Zamanla bunların sayısı öyle artar ki koltuklar yetmez. Yaptığı işte son derece usta olan tiran, eskilerin istifa etmesi gerektiğini söyler. Zavallı halk sebebini bilmez, sorgulamaz. Sadece “vardır başımızdakinin bir bildiği” der, geçerler. O koltuklarda yeteri kadar zulüm yapanların istifa etmezlerse başlarına geleceklere razı olmaları gerekir. Çünkü zulüm adına yaptıklarını tiran bir yerde arşivlemiştir.

Evet, halk arasında bulunan cahiller, despot devlet adamına yardımcı olur, farkında olarak veya olmayarak onun amaçlarına hizmet ederler. Gerçekte tiranın varlık nedeni onu iktidara taşıyan bilgisiz ve cahil kimselerdir. Eğitimli ve erdemli insanlar zamanla bu yönetimden uzaklaşır veya tiran tarafından uzaklaştırılır. Böylece halka baskı yapmayı alışkanlık hâline getiren tiran, dostlarını ve devlet işlerinde ehil insanları kaybeder. Çevresini de menfaatçi bir grup sarar.

Mükemmel diyebileceğimiz bir yönetim sanatının gayesi, diğer sanatlarda olduğu gibi toplumun bireylerine yararlı olmaktır. Örneğin tıp mesleği böyledir; gaye doktorun para kazanmasından ziyade hastanın tedavi edilmesidir. Fakat tiranın durumu farklıdır. O sadece kendi çıkarını düşünür. Bütün insanların yararını istemez. Efendinin kölesiyle olan ilişkisinde olduğu gibi, sadece halkın zorunlu ihtiyaçlarını karşılar.

Tiran kendisi için en iyi olanın peşinden koşar; tasarruf der ama israfta onun üzerine kimse yoktur, dinden bahsederek insanların bu duygusunu sömürür ve iktidarda kalmaya çalışır, kısaca tiranın yönetiminde hak, hukuk, doğruluk, insanlık onun yapacağı tanıma göredir.

Tiranlaşan devlet adamı, toplumda zevk ve mutluluğu gaye edinen kimselerin ilgi duyduğu her şeye ilgi duyar; para, makam, hükmetme arzusu gibi şeylerde aşırıya kaçar. Bu da onun aklını başından alır. Şeytanlar, bu sefiller üzerinde hâkimiyet kuruncaya kadar onu etkilemeye devam ederler. Bu durumda tiran, içerisinde bulunduğu şartlarda aklın telkinlerini dikkate almadığından bu haliyle şaşkın ve sarhoş bir adama benzer. Öyle ki bu türden aklî melekesi hastalıklı olan insanlar, imkân bulabilseler sadece insanlar üzerinde değil, melekler üzerinde bile hâkimiyet kurmaya çalışırlar.

Bütün amacı zevklerini tatmin etmekten ibaret olan tiran, bunun için sık sık toplantılar düzenler, şaşalı gösteriler, mitingler yapar. Doğal olarak bunun sonucunda arzuları/istekleri ruhuna egemen hâle gelir. Kaptanın gemiyi yönlendirdiği gibi arzuları onu yönlendirerek yeni yeni arzu ve ihtiraslara yelken açar. Bu yaşama ve yönetim tarzıyla o ve yandaşları şüphesiz büyük harcamalar yapar. Çünkü iktidarın devamı ancak bu tür icraatların sürekliliği ile mümkündür. Bunlara harcanacak paraların kaynağı nasıl olsa onların elindedir: örtülü ödenekler, ihaleler, rantlar, vergiler, fonlar…

Bu adam, arzularına sınır tayin edemez. Eğer o mahrumiyetler içinde büyüdüyse istediği şeyi ya ikna ederek ya çalarak veya zorla alır. Almasına engel olacak birileri olursa, onlara baskı yapmaya hatta öldürmeye varacak suçlar işler. Sonuçta tiran, anne ve babasına karşı bile istibdat yapar hâle gelir.

Hırsı onu, bırakın şirketlere el koymayı, kayyım atamayı, okulları hatta mabetleri yağmalamaya sevk eder. Hırsızlık, usulsüzlük, rant dağıtma zaten rutin işleri arasındadır. Zamanla kendisinde bulunan arzular, sınırsız bir biçimde büyür; daha güçlü ve kuvvetli hâle gelir.

Tiran devleti yönetirken, kendisinden övgüyle bahseden aydın ve gazeteci bozmalarından yardım alır. Böyle bir devirde doğan, büyüyen sonra da trolleşen birçok kişi tiranın şahsında bir erdem olduğunu düşündükleri için yönetimini destekler ve yüceliğinden bahseder. Bazıları ise hızını alamayıp onu övüp yüceltmekle kalmaz, ulvi bir varlık olduğunu söylerler.

İnsanlar kendisinin müstebit olduğunu düşünmesinler diye onları, kendi yazdırdığı yasalara uymaya zorlar. Böylece demokrat olduğunu göstermeye çalışır. Topluma ihtiyaçları olan şeyleri vererek, onlara doğru bir biçimde rehberlik ettiği; insanlara yararlı olma dışında bir amacı olmadığı izlenimi verir. Zaman zaman yardakçıları ile oluşturduğu mağduriyeti kaldırarak koyunlaştırdığı halkın kendisini kahraman olarak görmesini sağlar.

Tiran, haricî düşmanlara tavizler vererek onlarla anlaşır ve koltuğunu garantiye alır. Bunu yaparken ikiyüzlülüğü, başka bir ifadeyle münafıklığı elden bırakmaz ve halka yaptığı konuşmalarda o devletlere hesap sorar, kafa tutar. Ne yazık ki, tavizlerden haberi olmayan halk bu sözleriyle onu büyük lider olarak görür. Hiçbir devlet başkanı da çıkıp onun yalan söylediğinden bahsetmez, çünkü alacağını almıştır. Böylece sömürü düzeni devam eder.

Servet sahibi, güçlü, donanımlı, başarılı ve yönetici olabilecek nitelikteki insanların varlığı tiranın korkulu rüyasıdır. Gerek iktidarının elden gideceği paranoyası gerekse de hükmetme şehveti ile birçok insanı sahte delillerle işinden eder, hapse attırır. Ortadan kaldırılması gereken birileri varsa onları da düşmanlarına teslim ederek ustaca öldürme planları yapar.

Yaptığı şeyin meşru olduğuna dair ona fetva verecek birileri her zaman vardır. Bu zulümleri duyulmasın diye de destekçileri vasıtasıyla suni gündemler oluşturur. Bu şekilde halk, kendi derdiyle uğraşır hâle gelir, günlük temel ihtiyaçlarını elde etmekle meşgul olur.

O, kendini emniyete almak için güçlü ve büyük insanları yalan ve hileleriyle kontrolü altına almaya çalışır. Müstebide göre, hayatta başarılı ve mutlu olmanın yolu budur. Bunu yapabilmesi için gerekirse yabancı ve uzak yerlerden gelen kötü insanlarla anlaşıp onları da istihdam edebilir. Yoksa insan aynı düşüncede olmasa da kendi milletinden olan birilerine yapacağı işkenceden bir süre sonra rahatsız olur.

Tiranın yaptığı cömert ödemelerle yabancıların dostluklarını edinir. Ama bilmez ki kötü, hep kötüdür.  

***

Ezan sesiyle Farabi ve İbn-i Rüşd camiye gitmek üzere kalkınca sohbet bitmiş oldu. Keşke bu konuşmaları o büyük zatların kullandığı kelimelerle size aktarabilseydim. Ne yapalım, nasip değilmiş. Herkes kendi zamanın çocuğu olduğundan dili de kendi devrine göre şekilleniyor. Elbette dil şekillenirken yaşanan olaylar da etkili oluyor. Fark etmişsinizdir; yazıda yer yer günümüz terimlerini kullandım. Böyle yapmakla konunun daha anlaşılır olacağını düşündüm.

Bu arada, sakın bu yazıyla günümüzde yaşayan birini tarif ettiğimi düşünmeyin!

HALİT EMRE YAMAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here