Hizmet Hareketi ve Kurumsallaşma | FUAT BARAN

1
1007

Hizmet Hareketi’nin geleceği adına yapılması gereken değişimlerin maddeler halinde dile getirmeye çalıştığımız yazı dizisinin ikinci yazısı olan bu yazıda, hareketin çok büyük bir eksikliği olan kurumsallaşma konusu hakkında konuşacağım.

Hizmet Hareketi, bünyesinde bulundurduğu okullar, üniversiteler, kültür merkezleri, yurtlar, dil kursları, hastaneler, yardım kuruluşları, basın-medya kuruluşları ile devasa bir organizasyon idi.

Bazıları kapatılmış ve el konulmuş olsa da, hala çok sayıda kuruluşa sahip bir hareket.

Bu hareketin kurumsallaşması, gereklilikten öte zorunlu bir durumdur.

Geçmişte bu konuda hareketin çok başarılı olduğu kanaatinde değilim.

Özellikle ilk yazıda da belirttiğim, yönetimde olmayan şeffaflık ve “abilik” makamının kutsal kabul edilmesi ve abilerden hesap sorulmaması, bu kurumsallaşmanın önündeki en büyük engel idi.

Bu konuda yapılması gerekenleri maddeler halinde yazmak istiyorum.

1- Harekete laikliğin gelmesi lazım.

Hizmet Hareketi’ndeki hemen hemen tüm müesseselerin başında mutlaka bir ilahiyatçı olurdu.

Hala da devam ediyor bu anlayış.

Bu, çalışanlara dini konularda, yani kul hakkı, hela-haram ayrımı vb. konularda güvensizlikten mi, yoksa başka nedenlerden midir bilmiyorum ama hep böyle olmuştur.

Gazete, ilahiyatçı patron yada genel müdür.

Televizyon, ilahiyatçı patron yada genel müdür.

Okul, ilahiyatçı patron yada genel müdür.

Yurt, ilahiyatçı patron yada genel müdür.

Holding, ilahiyatçı patron yada genel müdür.

Banka, ilahiyatçı patron yada genel müdür.

Bunu hangi mantık ve anlayışa göre yapıyorlardı bilmiyorum ama hep böyle idi ve hala büyük oranda böyle.

Hareketin halletmesi gereken konulardan en önemlilerden birisi, bu garabetin ortadan kaldırımasıdır.

Her müessesenin başına, o müessese ne ile meşgul ise ve ne yapıyorsa, o işi bilen, eğitimini almış, tecrübesi olan kişilerin getirilmesi lazım.

Harekette tepeden inme atamalar olduğu için, mesala bir medya kuruluşunda yıllarca çalışmış, okulunu bitirmiş, tecrübeli kişilerin başına, o işi hiç bilmeyen, okuluna gitmemiş, tecrübesi olmayan yada çok az olan, sırf ilahiyatçı veya karar alıcılarla arası iyi, onların sözlerinden çıkmayan kişiler getiriliyordu.

Bu durum, hem müessesenin işleyişini olumsuz etkiliyor, hem de yıllarını bu mesleğe vermiş insanların emeklerine saygısızlık oluyordu.

Hareketin, artık bu anlayıştan kurtularak, herkesin kendi işini yapmasının önünü açması lazım.

İşinde başarılı olan insanların kademe atlaması veya terfi etmeleri, ilahiyatçı abilerin kararına değil, işi bilen kişilerden kurulu heyetlerin kararıyla olması lazım.

Harekette, din-diyanet işleri ile, müesseselerdeki işlerin birbirinden ayrılması lazım.

 

2- Sorumluluğu olmayan kişilerin, karar mekanizmasında olmaması.

Hareketin başını ağrıtacak ve bazı insanların ciddi sorunlar yaşayacağı konuların başında bu konu geliyor.

Önceki yazımda da değindiğim, bir işin olması sırasında, imza atarak sorumluluk alan kişiler ile, bu işin olması için sorumluluk almadan, imza atmadan, emir ile bu işleri yapan kişilerin farklı olması çok büyük bir vartadır.

Bu durum çok büyük garabetlerin ve problemlerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

Mesela; bir bina alınacak veya bir okul açılacak.

Bu konuda yerel halk ve bu konu hakkında yönetici veya imza atma yetkisi olan kişiler, ülkenin durumu, şartlar ve finansal durumu göz önüne alarak, bu iş hakkında olumsuz fikir beyan etse de, abilik makamındaki kişi, üstten gelen emirleri uygulama adına, tavsiye ve uyarılara aldırmadan, o işin olması için bastırıyor ve “imamın oyu eşittir cemaatin oyu artı bir” dikta anlayışını öne sürerek o işi yaptırıyordu.

Bu işin yapılmasında, resmi olarak hiç bir yerde ismi, cismi, imzası olmayan kişiler, bir kaç yıl sonra tayinleri başka yere çıkınca, orda ortaya çıkan sorunlar ve problemler, tümüyle yerel halkın ve imza atan kişilerin başına kalıyordu.

Bunun son örneğini Balkan ülkelerinden birinde yaşadık.

Kredi çekilere açılan okulun kredisi, Erdoğan’ın bastırması ile krediyi hemen isteyen bankanın borcunu ödemek için maddi sıkıntıya girildi ve oradaki öğretmen arkadaşların çoğu maaşlarını alamaz hale geldi.

Peki buna karar verenler nerede?

Ortada yoklar?

Var mı bir çözüm?

Yok?

Olan kime oldu?

Maaşlarını alamayan öğretmenler ve ailelerine oldu:

Bu zulümdür.

Bu acemiliktir.

Bu kabul edilemez bir hatadır.

Bu sorumsuzluğun ve garabetin ortadan kaldırıması gerekmektedir.

Bunun da yolu, halkı, yerel kişileri ve esnafı dinleyerek, sorumluların ve imza atanların aynı kişiler olmasını sağlayarak karar verme, gerekirse, durumlar müsaade etmiyorsa, okul açmama, kurum açmama ve insanları para ile, insanlar ile, devlet ile imtihan etmemedir.

3- Kontrol mekanizmalarının kurulması.

Hizmet Hareketi daha önce de belirttiğim gibi, güven üzerine yürüyen bir mekanizma.

Hareketin çok büyük miktarda paraya ve kurumlara sahip olması ve bunların birileri tarafından işletiliyor olmasına rağmen bir kontrol mekanizmasının olmaması çok büyük bir tehlikedir.

Hükümetler bile sayıştay gibi kurumlar tarafından kontrol edilirken, devasa bir bütçesi ve insan gücü olan bu hareketin kontrol mekanizmalarının olmaması, olan görükenlerin de, kontrol edilecek kişilerin kutsandığı bir zihniyetin hakimiyeti altında yapılması, bugün biraz biraz kokusu çıkan ama ilerde çok büyük pisliklerin ortaya çıkacağı durumlara sebebiyet vermektedir.

Koca holding başında bulunan kişilerin, ne mali, ne idari olarak kontrol edilmemesi kabul edilebilir mi?

Koca müesesselerin başında olan kişilerin harcamalarının kontrol edilmemesi kabul edilebilir mi?

Bakıyorsunuz, aynı maaşı almasanız da, haydi sizin iki katı maaş alan müdürünüz, yada abiniz, iki tane evi var, altında son model arabası var, her hafta bir yerlere uçuyor, çocukları özel okulda veya diğer ülkelerde okuyor, ister istemez aklınıza geliyor, yahu ben aldığım maaş ile ay sonunu getiremiyorum, ev almayı geçtim, en ucuz evde kiracıyım, son model arabayı kim kaybetmiş, en ucuz, az hasarlı arabaya biniyorum, özel okul mu?, o da ne, seyahat mi, iki yılda bir ancak Türkiye’ye gidebilirim zira bilet parasını bile ancak iki yılda biriktirebilirim, diye düşününce, ben de mi problem var, yoksa bizim abi de mi başka şeyler var diye düşünüyorsunuz.

Hepimiz insanız.

Ve bu durumlarla çoğu arkadaşımın karşılaştığını biliyorum.

Bu hak mıdır?

Bu adalet midir?

Bunun dindeki yeri nedir?

Hizmet gerçekten bu mudur?

Bunun kontrol edilmesi gerekmez mi?

Harcamaların kontrol edilmesi gerekmez mi?

Ama yok.

Onlar abi.

Onlar hata yapmaz.

Onların kusurları, açıkları, zaafları yok, anlayışı ile, paralar nereye harcanıyor, kimler ne kadar maaş alıyor, kimler ne kadar başka ödenekler alıyor kimse bilmez.

Bu kul hakkıdır.

Bu topluluğun hakkıdır.

Bunu esnafların görmediklerini ve kendi aralarında konuşmadıklarını mı zanndiyor bu abiler merak ediyorum.

Bu sakat durumun derhal halledilmesi lazım.

Kimsenin insanları su-i zanna zorlamaya hakkı yok.

Bu durum kişiler arasında haydi helalleşilerek halledildi diyelim, peki bu harcamaların resmiyeti ne olacak?

Yarın bu gittiği yer belli olmayan harcamaların hesabını soracak olurlarsa, devlete ne cevap verilecek?

Şahısların bu sorumsuzluklarından dolayı, hareket gelecek zararları kim engelleyecek?

Bu zararlar telafi edilebilecek mi?

4- Sosyal hakların çalışanlara ayrım yapılmaksızın verilmesi.

Hizmet Hareketi’ndeki en büyük problemlerden birisi, çalışanlarının haklarını umursamamasıdır.

Çalışanlarının en basit hakkı olan, sigorta, prim, tazminat gibi hakları hakkında hareket, çok ketum ve duyarsızdı ne yazık ki.

Dışardan olan kişilerin hakları eksiksiksiz bir şekilde verilirken, kendi evladı olan ve hareketin tüm faliyetlerine katılan, zamanını ve parasını hareket için harcayan çalışanlarına bu haklar çok görülür ve “fedakarlık yap” kılıfında bu haklar verilmezdi.

Hele yabancı ülkelerde çalışanların en büyük problemi olan sigortalı olma konusu, hiç bir zaman hareket mensuplarına sağlanmamıştır.

Bundan dolayı çoğu arkadaşın hastaneye gidemediği, doğum yapma gibi ciddi durumların bile birer imtihana döndüğü, hastaneye mecburi yatışlarda arkadaşlara gelen yüklü faturalar nedeniyle arkadaşların ciddi sıkıntılar çektiğini biliyorum.

Umarım bundan sonrasında bu durum halledilir ve arkadaşların hakları olan bu hak onlara verilir.

Tazminat konusunda çok sayıda mesaj ve e-mail aldım.

Kurumların satıldığı, devredildiği yada kapatıldığı durumlarda, kişiler arasında bazı konularda ayrımcılığın yapıldığı iddiaları vardı bu mesajlarda.

Bazı kişilerin tazminatlarını aldıkları, bazı kişilere tazminatlarının verilmediği iddia ediliyordu.

Ben bu iddiaların gerçek olamayacaklarına inanıyordum.

Zira, dini bir cemaat, kul hakkı, ahiret gibi kavramların çok değerli olduğu bir sistemde, böyle ayrımcılıkların ve hak yemelerin olamayacağını düşündüm.

Fakat yanılmışım.

Bu mesajlardaki olayları, bizzat yaşayan arkadaşları kendi gözlerimle görünce, bu olayların ne yazık ki yaşanmış olduğunu anladım.

Tüm bu hukuksuz ve vicdansız işlerin ortadan kalkması ancak ve ancak yazılı kural ve sözleşmelerin olması ve kişilerin haklarından haberdar olması ile mümkündür.

Tazminatı vermemek için, bir idarecinin, kendi kafasından uydurduğu bir kural ile insanların tazminatlarının verilmemesi, yada bir binanın satışından sonra, söz verilen tazminatların, bir şahsın keyfiliği ile verilmemesi, yönetici ve sorumlu makamında olan kişilerin, bir anda “bu konularda sorumlu ben değilim falanca kişi diyerek”, sorumluluktan kurtulmaya çalışması, ne insanidir, ne islamidir, ne vicdanidir.

Bu haktır.

Kul hakkıdır.

Kişiler helal etmedikten sonra, “hizmet bu durumda” diyerek, insanların vicdanlarıyla oynayıp halledilecek bir konu değildir.

5- Tecrübe aktarımı ve kayıt etmeme problemi.

Hareketin uzun yıllardır yaptığı faliyetlerde göze çarpan bir acemiliği vardır.

Tecrübelerin aktarılmaması.

Ve aynı hataların sürekli olarak yapılması.

Mesala, hareketin gerçekleştiridiği programların yüzde doksanında ses problemi yaşanır.

Bu hep böyle olmuştur.

Bir sesçi, profosyonel birisini bu iş için ayarlama alışkanlığımız olmadı ne yazıkki.

Yada, programdan saatler öncesinden gelip, ses sistemini kontrol etmeme, prova yapmama durumlarından dolayı bu sorun hep yaşanır.

Bu iki şeyi gösteriyor;

Birincisi; eski yapılan hata veya arızalardan ders çıkarılmaması.

İkincisi; yaşanılan olumsuzluklardan dolayı elde edilen tecrübelerin, yeni gelen kişilere aktarılmaması.

Bir müessese veya bir şehre bir yönetici veya abi gelince, önceden orda çalışmış olan kişi, ne oranın durumunu, ne insani şartları, ne idari şartları, ne hassasiyetleri, ne geçmişte yapılan hataları veya olumlu icraatleri yazılı olarak hazırlamaz ve bunu yeni gelen kişiye vermezdi.

Yeni gelen kişi, en az bir yıl,  yıllarca çalışmış olan önceki çalışanın tecrübelerini yeniden tecrübe eder ve öğrenirdi.

Bir kayıt etme.

Tecrübeleri yazma.

Bunları matbu bir hale getirerek gelecek kişilere aktarma alışkanlığı ve geleneği hiç olmadı harekette.

Bundan dolayı, her gelen yeniden başladı.

Zamanını, emeğini bir kere daha harcadı.

Her gelen, geçmişte yapılan yanlışları bir defa daha yaptı ve aynı sorunlar ile mücadele etmek zorunda kaldı.

Bu durumun halli için, çalışılan müessese ve kurumlarda, tecrübelerin yazıldığı, yapılacak programlarda yardımcı olan kişilerin iletişim bilgilerinin olduğu, en azından bir durum raporu gibi raporların tutulması, sonradan gelecek kişiler için çok büyük yardım olacağına inanıyorum.

Bu bir kültür ve bu kültürün hareket içinde başlatılması ve yayılması gerekiyor.

Gerçi şu sıralar tayin gibi işler durdu ama, yine de bu güzel bir alışkanlık ve her zaman insanlara yardımcı olur.

 

FUAT BARAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here