Yazmak ve yazarlık | FUAT BARAN

0
401

“Hiçbir kişisel çıkar bulunmadığı zaman; iyi yazılır, iyi düşünülür.”

Andre Gide

Yazı yazmak gerçekten büyük bir iştir.

Bir konu hakkında fikirlerinizi, kendi kelimelerinizle, kendi cümlelerinizle ifade etme, bunu yazıya dökmek, hem çok zevkli hem de çok büyük bir eylemdir.

Bir cesaret ister.

Zira bir meydana çıkıyorsunuz.

Glatyatörlerin eranaya çıkması ve hayatta kalma adına verdikleri mücadele kadar tehlikeli ve risklidir.

Hele yazdıklarınız, toplumun genel geçer doğrularına ve inandıklarına aykırı ise.

Bu, yelkenli bir kayık ile okyanusları aşmaya girişmeye benzer

Yelkeninizi hareket ettirecek rüzgarınız söcükleriniz, o kayığa yön verecek dümeniniz vicdanınızdır.

Sözcükleriniz ve vicdanınızın dışında bir sermayeniz yoktur yazı yazarken.

Kaleminiz sizin tek silahınızdır.

Kendinizi savunurken de, doğruları ifade ederken de tek silahınız vardır.

Kaleminiz.

Bir yazar için her sözcük, her cümle birer tohumdur.

O tohumlarını eker toğrağa.

Bazen bu tohumlar fidan verir ağaç olur ve yeni meyveler verir.

Bazen bu ağaçlar, ilerde birilerinin serinlemek amacıyla altında oturduğu bir ağaç olur.

Bazen bu ağaçlar meyve verir, birilerinin ağzında birer tat bırakır.

Bazen de bu tohumlar ölürler, başka ağaçların yetişmesi adına birer besleyici unsur olur.

Ama, her atılan tohum bir işlevi vardır ve onu yapar.

Yazar tohum atar toprağa.

Bazen tohum ile toprak uyumsuzdur bu nedenle ürün alamaz.

Bazen toprakta o gün için su yoktur, sadece toprağın altındaki nem ile suyu bekler ve zamanı gelince fidan açar.

Fakat mutlaka bir iş görür bu tohumlar.

Birileri bulur bunları ve istifade ederler.

Bana göre bir yazar, yazdıklarının okunması veya insanları değiştirmesi için yazmaz yazılarını.

Bir yazar, hissettiklerini ve doğru bildiklerini yazar.

Yazar kendinden ve kendi penceresinden toplumda gördüklerini, duygularını yazar.

Yazar yalnızdır.

Yalnızlığı onun en büyük lüksüdür aslında.

Kendi krallığında yaşar.

Yazdıkları karakterlerdir o şatonun üyeleri.

Onlarla yaşar.

Bazen dışardan bakanlar bunu anlayamazlar ve deli derler.

Bazen bencil derler.

Bazen kibirli derler.

Yazar kendisini beğendirmek için çaba sarfetmez.

Bağırmaz kendisini pazarlamak için.

Ne kendini pazarlamanın derdindedir ne de bir şeyleri pazarlamanın peşindedir.

Kalemin bir namusu vardır.

Gerçek yazar kalemine ihanet etmez, namusunu kirletmez kalemin.

Kimsenin adına yazmaz, kimsenin tetikçisi olmaz.

Toplumla karşı karşıya gelmeyi göze alır.

Toplumun doğrularını kabul etmek zorunda değildir.

Toplumun estirdiği rüzgara doğru sürmez gemisini.

Doğru bildiği ve vicdanının doğrusuna doğru gider gemisiyle.

Rüzgarın aksi yönde esmesi, dalgaların gemisini alabora etme tehlikesine aldırış etmez.

Bu yola çıktığında, O tüm bunları göze almıştır.

Yazdıkları, bazılarının hoşuna gitmeyebilir.

Yazdıkları, bazılarını sinirlendirebilir.

Yazdıkları, bazılarını rahatsız edebilir.

Yazarın, aslında bir misyonu da rahatsızlık vermektir.

Toplumdaki genel kabul edilen yanlışlara karşı bir rahatsızlık verme.

Kurulu hakim düzene karşı bir rahatsızlık verme.

Kişilerin kendilerinden bile sakladıkları yanlışlarına karşı bir rahatsızlık verme.

Yazar bunu yapmak için yazmaz.

Ama yazdıkları buna neden olur.

O, bu durumdan ne haz alır, ne de üzülür.

Doğru olduğuna inandığı için yazar.

Sonuçlarının ne olacağına çok odaklanmaz.

Sonuç odaklı değildir.

Doğru odaklıdır.

Kendi doğrularını yazar.

Bu doğruları dikte etmez.

Ortaya koyar, alan alır almayan almaz.

Biraz küstahlık vardır her yazarın ruhunda.

Kendini beğenmişlik vardır.

Bu kendini beğenmişlik, başkalarına üstten bakma değildir.

Kendini beğenmişlik ve küstahlığın verdiği cesaret ile aslında işini gerçekten yapabilir.

Yazar için anlaşılmak diye bir derdi yoktur.

“İnsan yazarken sadece anlaşılmak değil, muhakkak ki aynı zamanda anlaşılmamak da ister.”, der Nietzsche.
Anlaşılmamak da bir tercihtir yazar için.

Anlaşılmamanın, lüksüne ve mahrumiyetine de aynı anda sahiptir.

Bir yazar tek bir kişi değildir aslında.

Tek bir kişiliği barındırmaz içinde.

Şizofrenliğe varacak kadar bölünmüş bir kişiliği vardır.

Hayatı boyunca kendi bölünmüşlüğünü bile bir araya getiremez.

Bu bölünmüşlük sayesinde binlerce okuyucu, binlerce farklı karakter, binlerce farklı ruh kendisinden bir şeyler bulur yazılarında.

Her okuyucu farklı olsa da, kendini bulur okuduklarında.

Gerçek yazar zaman ve mekandan bağımsızdır.

Zamana göre yazmaz, mekanın etkisinde kalmaz.

Bağımsızdır.

Kendi hükümranlığını sürer, kendisine ait dünyasında.

Yazdıkları, dünyasına açılan birer kapı penceredir.

Davetkar değildir.

Aman herkes bu dünyaya gelsin derdinde değildir.

Yazar, dipsiz bir kuyu gibidir.

Çekiçidir ama o derece korkutucudur.

Yazarlık bir tercih meselesi değildir gerçek yazarlar için.

O isteyerek seçmez bunu.

Olmuştur bu.

Kendisini orada bulmuştur ve yazar.

Yazmak bir tercih değildir aslında yazar için.

Yazmak bir mecburiyettir.

Ne tehditler, ne dışlanmalar, ne bedel ödemeler bundan alıkoyamaz.

Hapiste de olsa, sürgünde de olsa o kendisini hep yazarken bulur.

Kalem kağıt olmasa da yazar.

Zihninde yazılar yazar, dünyalar kurar.

Ve ilk fırsatta bunlar, birer kağıda dökülere birer eser olarak ortaya çıkar.

Yazarlıktan benim anladığım budur.

Katılırsınız katılmazsınız bilemem.

 

FUAT BARAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here