Hizmet Hareketi’nin bir Stratejisi ve Eylem Planı var mı?|FUAT BARAN

2
1419

Tam 5 yıldır süren bir süreç var.

17-25 aralık ile başlayan ve 15 temmuz ile zirve yapan ve yüzbinlerce insanın hayatını karartan bir süreç.

Bu süreç ile Hizmet Hareketi’nden çok büyük sarsıntılar ve adeta suya konulmuş patlak lastik gibi sağından solunda baloncukların çıktığına şahit olduğumuz eksiklikler ve aksaklıkların ortaya çıktığına şahit olduk.

Çok büyük bir yetişmiş insan potansiyeli olan ve ciddi bir networke sahip olan hareketin, yaşanılan ve geçen bunca süre içerisinde, kendisinden bekelenilmeyecek kadar acemice ve amatörce işler yapması, hareket mensuplarının çok büyük bir kesiminde ciddi hayal kırıklığına neden oldu.

Özellike 17-25 aralık sonrasında başlayan kavgada, tehlikeyi görmeyen, gelen büyük tehlikelere karşı, ne bir önlem, ne bir strateji alamayan hareketin, tümden nakavt olması, 15 temmuz sonrasında gözler önüne serilmiştir.

Hizmet Hareketi’nin idareci pozisyonunda ve karar alma mekanizmasında olan insanların bu gelen tehlikeye karşı hiç bir hazırlıkları yokmuş.

Ve bir eylem planları da yokmuş.

Süreç boyunca, çok sayıda akademisyen ve yazar, bu eksiklikleri dile getirmeye çalıştı.

Fakat bunu dile getirenler, ya fitnecilikle, ya ajanlıkla, ya da kuvve-i maneviyeyi sarsmakla suçlanarak susturulmaya çalışıldı.

Geldiğimiz noktada, şu artık çok nettir.

1- Hareketin yönetim kadrosunun bir stratejisi yok.

Stratejileri yok ve strateji üretemiyorlar.

Klasik kadercilik anlayışı ile, yaşanan zulümlere, mağdruiyetlere, yolun kaderi, peygamber yolunun yolcualrının yaşadıkları söylemleri ile, bu zulümlere maruz kalan insanları bir arada tutma gayretindeler.

Manevi söylemler ile insanlar bir yere kadar dayanabiliyor.

Her aksilik ve beceriksilik karşısında, bu söylemlerle işin içinden sıyrılmaya çalışanların artık tabanda bir kredileri ve inandırıcılıkları yok.

Daha önce de yazmıştım, hareket mensuplarının çok büyük bir kısmının hala hareket içerisinde olmalarının ve hareket sahip çıkmalarının nedeni, hareketin amacına inançları ve Hocaefendiye olan sevgi ve inançlarıdır.

2- Hareket çok dağınık ve organize olamayan bir görüntü veriyor.

Bu kadar çok yetişmiş elemanı olup, bu kadar geniş bir networke sahip bu hareketin bu kadar dağınık ve organize olamayan bir görüntü vermesi anlaşılır bir şey değil.

Süreç 5 yıl önce başladı, 15 temmuzun olalı 2 yıl oldu, geçen bunca zamana ve yaşananlara rağmen, hala hareketin uluslararası bir insan hakları kuruluşunun olmaması, organize bir şekilde hukuki ve insani sorunlar hakkında insanların fikir alacağı, danışmanlık alacağı, yardım ve yönlendirme alacağı bir kuruluşun olmaması inanılır gibi değil.

Bazı şahısların biraraya gelerek, kendi çaba ve gayretleri ile oluşturdukları organizasyon ve kuruluşlar haricinde bir yapılanma yok.

Yaşananları ve yaşatılanları kayıt altına alacak, arşiv yapacak, bunları dünyanın bir kaç diline çevirip dünya gündemine sokacak kuruluş yok.

İşin en acısı, böyle bir eksikliğin farkında olup, bunun için ciddi bir eylem planı veya hazırlık içinde olan organize bir yapı da yok.

3- Hareketin içinden çıkan ve sesini duyuracak yabancı medyası yok.

Hareketin onca yıldır yaşadığı ve soykırıma varan zulümleri, dünyaya duyurma adına, yabancı dillerde yayın yapacak, ne bir dergisi, ne bir medya organı var.

Hareketin bir medyasının olmamasını savunan biri olarak, bu işi yapacak insanlara organize bir yardım yapılmıyor ve bunu yapacak insanlar başka işler yaparak mecburen kendi ailelerinin geçimlerini sağlamak zorunda kalıyor.

Bu işi yapabilecek ve bu konuda tecrübesi olan kişilerin en azından bu önemli işlerini yapabilmeleri adına bir organizasyonun yapılması lazım.

Bu kişiler kendi çaba ve gayretleri ile bir şeyler yapmaya çalışıyorlar şuan.

Fakat bu, organize bir şekilde olmadığı için çok etkili olmuyor.

Yapanların çoğu da türkçe olarak yapıyor bunu.

Bunların türkçeden çok, yabancı dillerde yapılması ve bu program, yazı, web sitesi gibi platformlarda yapılması lazım.

Hareketin bu konuda da bir stratejisi ve organizasyonu yok.

Bunca acil ve önemli işler varken, şahsen Çağlayan dergisine bu kadar maddi ve manevi destek verilmesini doğru bulmuyorum.

Çağlayan Dergisi yerine, ingilizce yayın yapacak bir dergi ve dünya çapında bir magazinin hayata geçirilmesi şuan daha elzemdir.

Bu konuda stratejik hareket etme ve önceliklere göre bir strateji belirlemede hareketin başarısız olduğu kanaatindeyim.

Bu eksikliklere karşı ve organize olunamamaya karşı yapılacak en önemli işin, yönetimin radikal değişikliklere giderek bir yenilenmeye gitmesi lazım.

Günün koşullarını ve şartlarını bilen, sahada olan insanların daha etkin pozisyonalra gelmesi gerekiyor.

Tepede, karar alma makamında olanların, dünyayı, konjektürü, dünya sistemini, koşulları bildiklerini zannetmiyorum ve bilmediklerine şahit oluyorum.

Bu konuda işi bilen insanların önünün açılması ve yetki verilmesi gerekiyor.

Klasik abi anlayışından çıkarak, “abiler her şeyi bilir” anlayışından sıyrılarak, gerekirse olunan ülkelerdeki yerel ilgililerden ve tecrübeli şirketlerden danışmanlık hizmetleri alınarak bir strateji ve organizasyona acil ihtiyaç var.

Ve bunun acil ve ivedilikle yapılması lazım.

 

FUAT BARAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here