İç kaymalarımız | FUAT BARAN

0
716

Çocukluğumdan beri aklımda kalan söylemlerden biri şuydu:

İnsanların ölüm anında çok susadıkları ve ölmeden önce şeytanın bir bardak su ile yanına gelerek, imanı karşılığında ona bu soğuk suyu verme teklifinde bulunacağı idi.

Bu söylem çok yaygın olsa da, ben bu anlatılanın bir mecaz olduğuna hep inandım.

Son dönemde yaşadıklarım ve bana yazılıp yollananlar, bu söylemi bir kere daha düşünmemi sağladı.

Nedeni şu;

Yaşadığımız süreç, özellikle toplumsal hayatımızda çok ciddi değişim ve sorunları beraberinde getirdi.

Ailelerimizden, işlerimizden, evlerimizden, ülkemizden, hayatımızdan olduk.

Herkes kendince çok büyük mağduriyetler yaşadı ve hala yaşıyor.

Tüm bu yaşananlar ve yaşananların beraberinde getirdiği acılar, dertler kendi iç dünyamızda büyük sarsıntılara neden oldu.

Hayatımızla olan imtihanlarımız ve dönüşümlerimizin yanında, bence en büyük imtihanı ve değişimi kendi iç dünyamızda yaşıyoruz.

Şu an en büyük imtihanı kendi iç dünyamızda, inancımızla, inandıklarımızla, hassasiyetlerimizle, önceliklerimizle yaşıyoruz.

Savaşın büyüğünü, mücadelenin en çetinini, kalbimizde, vicdanımızda, beynimizde veriyoruz.

Fiziki mücadelelerde açılan yaralar bereler zamanla iyileşme sürecine girse de, içte yaşadığımız mücadeleden aldığımız yaraların zamana karşı iyileşme değil, süreç uzadıkça ve tedavi etme imkanlarının kısıtlı yada uzak olması nedeniyle daha da kötüye gitme eğiliminde olduğunu görüyorum.

Biz şu sıralar en büyük imtihanımızı, kendimizle yaşıyoruz.

Çocukluğumda anlatılan o hikaye gibi, ölüm döşeğinde yatan yada hasta olan ruhumuz, bir yudum suya muhtaç ve rahatlamak istiyor.

Ve yaşadıklarımızın karşımıza koyduğu şeytanımız, bize biraz olsun rahatlama vadettiği bir bardak su misali olan bazı duygu kaymalarını teklif ediyor kendi dünyamızda.

Süreçte yeni imtihanımızın adı bence, inancımızla ve inandıklarımızla olan imtihanımızdır.

Son yazılarımdan birinde, Hizmet hareketinin süreçle en fazla zarar gördüğü mevzunun, kendisine olan güvenin zedelenmiş olmasıdır demiştim.

Aynı durumun, insanların kendi iç dünyalarında da yaşadıklarına şahit oluyorum.

Yaşadığımız bu ağır travma, bizde ciddi iç yaralar açmış durumda.

Bediüzzaman’ın sabır kahramanı Hz. Eyüp (AS) anlattığı bölümde dediği gibi, “içimizdeki yaralar, O’nun yaralarından daha çok ve daha tehlikeli.”

Özellikle içimizde açılan bu yaralar, bizleri dini yaşamdan, dinden, dindarlardan soğuttu ve soğutuyor.

Özellikle bu zulümleri ve ahlaksızları yapanların, dini argümanlar ile bunu yapması, ister istemez bizleri dinden ve din adına bişeyler söyleyenlere karşı bir soğumaya ve uzaklaşmaya neden oluyor.

İnsanlar, ibadetten, dini yaşamdan soğuyor.

Türkiye’de geleceğin en büyük inancının dehizmin olacağı öngörüsü çok doğru ve yerinde bir tesbit olarak önümüzde duruyor.

Adını koymasak da, bazılarımızda dehizmin etkilerinin hayatımızda kendisini gösterdiğine şahit oluyorum.

Manevi yaşamın zayıflaması, ibadetlere karşı ilgisizliği ve manevi beslenmeme kendi iç dünyamızda duygu kaymalarına sebep veriyor.

İnsanın en zor farkettiği kayma, insanın kendi içindeki duygu kaymalarıdır.

Akıtlı bir nehir misali karşı kıyıdaki hedefe gitmek isterken, şu an o suyun içine atılmış bizler, karşımızdaki hedefe gidiyoruz derken ve bunun için hedefe bakmayı bırakıp, o akıntılı suda karşıya geçebilme adına var gücümüzle kulaç atarken, bu çok hızlı ve güçlü akıntı bizi çok farklı kıyılara götürüyor ve biz bunun farkına varamıyoruz.

Kulaç atmak önceliğimiz.

Zira akıntı çok kuvvetli.

Suyun üstünde durmamız lazım.

Önceliğimiz hayata tutunma.

Hedefin çok ötesinde sahillere sürüklüyor akıntı bizi.

Bu mesele çok ciddi bir mesele ve bizi bitirtecekse bu mesele bitirir.

Zira bizim en büyük sermayemiz ve dayanağımız inancımızdır.

Ve inancımızın sağlamlığı, dini yaşantımızın derinliğidir.

Dini yaşantılarımızda çatırdılar duyuyorum.

Kendi adıma bu çatırtıların, ilerde bir yıkılışa ve çok farklı sonuçlara sebebiyet vermesinden korkuyorum.

Buna çare olara, şahısların kendilerinin bu mücadelede başarılı olacaklarına inanmıyorum.

Bu konudaki teklifim ve önerim, her birimizin, kendisine birer hayırhah bularak, hem kendimizi, hem de hayırhahımızın bu mücadelede beraberce mücadele etmesidir.

Ayağımız takıldığında, içimizde kaymalar yaşadığımızda, kulaç atmaktan yorulduğumuzda, bizi motive edecek, bize yeniden hedefi hatırlatacak hayırhahlar edinmemiz lazım.

Bu savaşı tek başımıza yapamayız.

Bu savaşı toplu halde gittiğimiz ve dinlediğimiz sohbetlerle de yapamayız.

Bunlar sadece pansuman.

Mikrop kapan yaranın iyileşmesi için daha ciddi tedavi lazım.

Her birimizin diğerimizin doktoru olması zamanı.

Bazı yaralarımızı kendimiz iyileştiremiyoruz.

Birilerinin müdahalesi lazım.

Ölüm döşeğindeki susamış hasta gibi olan ruhlarımızın kaybetmemesi adına, karşımızda bir bardak soğuk su ile bekleyen şeytanlara karşı, yanımızda bir hayırhahın olmasının çok önemli olduğu kanaatindeyim.

 

FUAT BARAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here