Bir Cebri Hicret Ve Ensarlık Örneği

1
922

Meriç’i çamurlar içinde geçip sırt çantam omzumda geriye dönüp yurduma bakarken ağladım. Ağlama sebebim on yıldan fazla vazife yapmış olduğum , ellerinden tutmak için çocuklarımı dahi bazen ihmal ettiğim insanların bana ve arkadaşlarıma cani, şaki, terörist, hain damgası vurmuş olmasıydı.

Yanımdaki abla ve kucağında titreyen yavrusu ne canilik yapmıştı ki fedakarlık dışında. Evet sırtımda çantam başım geride kalan ülkeme dönük ayaklarım ileriye doğru giderken yağan yağmura karıştı gözyaşlarım. O kadar çok ağladım ki ne gördü ne anladı yanımdakiler. Biliyordum ki önümde yürüyen Ahmet Bey de arkamdaki Yunus Bey ve yeni evlendiği eşi Irmak hanım da ağlıyordu. Biz ülkemize kardeşlerimize hiç ama hiç kötü şey düşünmedik . Hep iyi insan nasıl oluruz onu araştırdık. Dört gün cezaevinde kaldığımız zaman Yunanistan sınırında Ranzanın üzerine saçtık çantalarımızdaki bütün yemişleri. Kiminde çikolata, kiminde ceviz, kiminde fındık içi çıkmıştı. Ranzanın üzerindekileri seksen kişilik o koğuştaki farklı milletlerden insanlara dağıtıp Naim ağabeyimizin ketılıyla ısıttığımız suyla hepsine çay içirmiştik. Zira aylardır çay içmeyen Pakistanlı, Suriyeli, Şengalli mülteciler vardı. Karanlık ve pis bir koğuş cennetten bir köşe olmuş ranza üzerinde bağdaş kurmuş yiğitlerin muhabbetlerine Necdet ağabeyinin gözyaşlarına hıçkırıklarına şahit olmuştu.

Kısa bir süre Yunanistan’da kaldıktan sonra Almanya’ya geldim. Havalanında beni ve arkadaşım Sadık Beyi alan ağabeyimizin sarılması , bizi götürdüğü yerdeki Yavuz amcanın demlediği çayın kokusu , bizi kebapçıya götürüp yemek yedirmeleri ve Almanya’ya iltica süreci. Her detayıyla birebir ilgilenen arkadaşlar buldum. Kalmam gereken kamp şehir içindeydi ama bir odada 15 kişi kalıyor ve camlar çatlak banyosu ise iki bina ötede dışarıdaydı şartlar zordu kalınacak gibi değildi. Hocam siz kampta kalmayın evimde başımın üzerinde yeriniz var diyen Mustafa ağabey ile kalmaya başladık. Maddi durumu çok iyi olan yüzlerce insana patronluk yapan Mustafa ağabey akşamları kurstan geldiğimde beni mutfağa sokmuyor , yemeklerimi pişiriyor, elleriyle özene özene yaptığı salatasıyla servis ediyor bu da yetmezmiş gibi bir de tatlı, meyve ikram ediyor. Sadece bana mı bu muamele tabi ki hayır. Yüzü her zaman gülen Mustafa ağabey ve diğer iş adamları kendilerini paralarcasına gece gündüz arkadaşların dertleriyle ilgileniyor bunları inkar etmek yok saymak hem kullara hem Allah’a karşı nankörlük olurdu. Kurs mu lazım birisi ilgileniyor, avukat mı lazım bir başkası. Hele birisi var ki kanaatimce veli bir insan. İsmini söyleyip kanatlarını kırmayacağım ama beni tanıyanlar o ismi muhakkak bilirler ve de anlarlar. Tercüman deseniz o koşuyor, bir derdiniz varsa o koca yüreğiyle bir levent edasıyla koşup mahzun yüreğinizi bayram ediyor. Ramazan ayını ilk defa ülkemden uzakta idrak ettim. Henüz bir iftarı dahi kendi başıma yapmadım. Evi müsait olan evine bahçesi müsait olan bahçesine ya da parasıyla bir derneğe yemek söyleyip orada yemek yediren yüreği güzel insanlar tam manasıyla ensarlık örneği gösteriyor. Yazdıklarımı okuyan arkadaşlar her şey bu kadar mı toz pembe , sen bir de bizim yaşadıklarımızı gör diyebilir vallahi de billahi de ufak tefek olumsuzluklar olsa da daima güzellikler yaşanıyor yaşatılmaya çalışılıyor. Almanlardan öğrendiğim en güzel cümle “danke” haftada 20 saat onlarla iç içeyim en çok teşekkür ediyorlar. Şefi de çalışanı da herkes ama herkes en çok “danke” diyor. Teşekkür etmesini bilmeyen daima mutsuz olur. Ülkemizde binlerce sıkıntı içinde olan arkadaşlarımızı düşünelim ve halimize şükredelim.

Son olarak icra makamında olan arkadaşlar da kırılgan ve hassas olan yeni gelen arkadaşlarla çok daha yakın temasa geçip onlarla daha çok konuşurlarsa dert zannedilen problemlerin de çözüleceğine inanıyorum.

Umut Bahadır

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here