Röportaj; Tuna Bekleviç: Aydınlarımız çürümüş ise gençlerimizi yetiştirelim!

0
87
‘Geleceği engellerimize esir etmeyelim. Üç günlük düşünüp particilik tuzaklarına düşmeyelim; ufka bakalım. Uzun vadeli düşünelim. Sermaye yoksa dayanışma halinde inşa edelim. Devlet engelliyorsa sınırları aşalım; Dünya’ya açılalım.’

Yukarıdaki ilham verici sözlerin sahibi 1977 yılında Edirne’den doğan Bekleviç genç liderlerden.. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Ekonomi bölümünü bitirdikten sonra 2000 yılında mesleki bir sivil toplum kuruluşu olan Ekonomistler Platformu’nu kurdu ve derneğin kısa sürede 21 bin üyeye ulaşmasını sağladı. Dönemin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından birisi olan platform üyeleri arasından dört ekonomiden sorumlu devlet bakanı çıktı.

2005 yılında Bilgi Üniversitesi mezunlar cemiyetini kurarak derneğin ilk dönem başkanlığını gerçekleştirdi. 2014 yılında da aynı üniversitenin Mütevelli Heyetine seçilen ilk mezunu oldu.

Siyaset, gençliğinden itibaren hayatının bir parçası olan Bekleviç 2006 yılı sonunda “daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi” talebi ile Güçlü Türkiye Partisi’ni (GTP) kurdu. Partisi 33 şehirde teşkilatlanmasını tamamlamasına rağmen erken seçim kararı alınınca seçimlere giremedi.

2007 yılında 32 ülkeden 52 siyasi partinin dahil olduğu “Uluslararası Barış ve Demokrasi Forumu”nun (International Forum for Democracy and Peace) başkanlığına seçildi.

2011 Milletvekili genel seçimlerinde AK Parti Edirne 2. Sıra Milletvekili adayı oldu. Aynı yıl üçlü kararname ile T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı danışmanlığına atandı.

2017 yılında Hayır Partisi girişimini başlattı ve Anadolu genelinde 67 şehir, 159 ilçe, 1.225 köyde Hayır oylarını çoğaltabilmek için mücadele etti.

Evli ve güzeller güzeli iki çocuğa sahip.. Daha fazlası Tuna Bey’ in kişisel sitesinde. Biz şimdi röportajımıza başlayalım.

Sizi etraflıca tanıttım. Bir de sizden dinleyelim.  Tuna Bekleviç kimdir?
Tuna Bekleviç, Diyarbakır’a yürüyen bir Edirneli.
Kardeşlik yürüyüşü ne zaman aklınıza geldi?
Çok uzun yıllardır bu faaliyeti hayal ediyorduk. Adalet yürüyüşü hayalimize bir miktar ilham oldu. Birkaç hafta içerisinde karar verdik ve yola çıktık. 
1000km yi tek başınıza tamamladınız. Bu yürüyüş kocaman bir tebriği ve tabi fazlasını hakediyor. Tebrik ederim. Bitmemesi ihtimali var mıydı zihninizde?
Çok teşekkür ederim. Birçok sıkıntı ve engellemeyi göze almıştım. Gözaltıların olabileceğini düşünerek her gözaltına alındığımda tekrar kaldığım yerden devam edeceğimi herkese ifade etmiştim. Dolayısıyla allah sağlık verdikçe ve ayaklarımın üzerinde durduğum sürece yürüyüşü bir yıl bile sürse tamamlama sözüm vardı. 
Halkın sizinle yürümesine izin verilseydi ne olurdu?
Kardeşlik Yürüyüşü’nün tasarımına göre sadece son 4.7 kilometre halk ile birlikte yürüyecektik.
Eğer polis engellemeleri olmasaydı Ninova önünde rahatlıkla birkaç bin kişi olacaktı. Sur’a da çok daha kalabalık ulaşacağızı öngörüyordum. Sanırım polisi ürkütende bu durum oldu ve engellendik. Sonrasında bu konuda ısrarcı olmadım. Israr etsem bana birşey olmazdı ama benimle birlikte yürüyen tek bir Kürdün bile kılına zarar verilmesini kabul edemezdim. 
Siz Edirnelisiniz?  Neden Ankara-Diyarbakır kulvarını seçtiniz? Motivasyon kaynağınız ne idi?
Bir Edirneli olsamda neredeyse 20 yıldır çok farklı vesileler ile Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı şehirler ve ilçelerde bulunuyorum. Kürt olmasanız bile halkın yaşadığı acıları ve farklı tarihlerde maruz kaldıkları zulmü görünce zihninizde ne yapabiliriz sorularına mahkum oluyorsunuz. Bu gökkubbede bu konuda söylenmedik söz kalmadığı için fiziki bir faaliyet yapmak istedim. Bir yüreğimiz iki ayağımız olduğuna göre bir yürüyüşün bu sorunlara dikkat çekmek anlamında faydalı olacağını düşündüm. Ankara’dan başladık ve Diyarbakır’da tamamlayacak şekilde 1.058 kilometrelik bir güzergah belirledik. 
Yurtdışına çıkma kararını ne zaman aldınız? Ülkede birlikte direnmek artık mümkün degil mi?
Bu konuda farklı zamanlarda farklı açıklamalarım olacaktır. 
Yürüyüşün son günü çekilmiş olan meşhur fotoğraf, malumun ilanı olduğu kadar, benim için hayatın hiçbir zaman eski haline dönmeyeceğinin bir kanıtı oldu Yaşananlar ve polis takibinin devam etmesi bir Türk’ün Kürtleri anlamasının “yasak” olduğunu hepimize tekrar hatırlattı. Kürt mücadelesinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve normalleşmesi konusunda en önemli yapı taşı olduğunu düşünüyorum. Direniş eğer kendi kurumlarını yenileyemezse ve güçlendiremezse bu mücadelenin sadece Türkiye içerisinde başarı şansı her geçen gün düşmektedir.  Dolayısıyla ilkesel davranan, gerçekten yeni, genç, ne dediği ve ne istediği açıkça belli olan, dinamik ve çoğulcu bir direnişin örgütlenmesi gerekmektedir. Böyle bir mücadelenin sadece ülke içinde gerçekleştirilmesi imkansız hale gelmiştir. Çünkü bu ülke “özgür” değil “tutsaktır”.  Diyarbakır’dan döndüğümden bu yana hayatımın asla eskisi gibi olmayacağını bana hissettiren faydasız Polis takibi ve baskılar karşısında “pes etmek” yerine ülkeyi terk ederek alternatif ve tamamlayıcı bir direnişi yurt dışında örgütlemeye gayret edeceğim. Bunun bir yolculuk olduğunu düşünüyorum. Hayır Partisi ile çıktığımız hakiki toplumsal yolculuk 1.058 km’lik Kardeşlik Yürüyüşü ile vicdanlarda yer etti. Şimdi vakit şiddetin her biçimini reddeden, çoğulcu, cesur, dürüst, tertemiz, ahlaklı ve meşru bir direnişi örgütleme vaktidir.  Dünya artık soğuk savaş çağında değildir. Berlin duvarı yıkılmış, iletişim araçları farklılaşmış, mücadeleler değişmiş; çözümler ise zenginleşmiştir. Türkiye de değişmiştir. Dünya da değişmiştir. Bizim bu mecburi gidişimiz bir “terk ediş” değil; tam aksine, 41 yıllık bir hayatta, gerçek bir mücadeleye ilk adımdır.
Adaylıktan neden çekildiniz?
Biz adaylığımızı geçtiğimiz yıl Eylül ayında ilan ettiğimizde 20 temel başlıkta 119 madde halinde programımızı da ilan etmiştik. Adaylığımızı programımız ile birlikte değerlendirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Muhalif arkadaşlarımızın ilham alabilmesi için programımızı http://www.tuna2019.com sayfasında tutuyoruz.
Burda müsaadenizle araya girmek istiyorum. Kişisel sayfanızı soruları hazırlamadan önce incelemiştim. Bence de özellikle gençler tarafından siteniz kesinlikle ziyaret edilmeli. Sayfa ilham alınacak çok şey barındırıyor. Ama diğer taraftan da kampanyanızı sosyal medya üzerinden  yürüttünüz. İmza kampanyası beklediğiniz seviyeye ulaşmadı. Sosyal medya sizce etkili bir mecra değil mi?
Yürüyüşümüzün 4. gününde seçim kararı alındığında 114 bin kişi imza vereceğini beyan etmişti. Lakin imza toplamayı somutlaştırdığımızda ne kadarını toplayabileceğimizden emin olamadık. Üstelik toplayıp toplayamayacağımızdan emin olamadığımız bir süreç için yürüyüşümüzü yarıda kesmek istemedik. Sonrasında da aday olmak yerine yürüyüşe devam etmeye karar verdik. Sonrasında herkesin herkes için imza topladığını gördüğümüzde bir miktar pişmanlık yaşasakta iş işten geçmişti. Sosyal medya etkili bir mecra ama bu kapsamda bir kampanya için sosyal medya tek başına yeterli değil.
Gelelim Kürt sorununa.. (eş zamanlı derin bir ah çektik burda) Nasıl çözülür? Sizce Turkiye ne zaman -ci, -cu demeden ayrıştırma dilini kenara bırakıp bir olacak?
Kürt sorununun çözümü ile ilgili bu gökkubbe altında söylenmedik söz kalmadı. Herşeyden önce her iki toplumun da psikolojik olarak çözüm aşamasına gelmesi gerekiyor. Kürt toplumu tarihi acılar ve yaşanan zulümden dolayı ciddi bir hayal kırıklığı ve güven sorunu yaşıyor. Söylenen hiç bir söze itibar etmedikleri gibi Devlete güven de duymuyorlar. Her yeni yaklaşıma da savunma refleksi ile yaklaşıyorlar. Yaşanan acıları düşündüğümüzde çokta haksız sayılmazlar. Öncelikle Türklerin Kürtlerin güvenini kazanması gerekiyor. Sonra tarih boyunca yerleşen hayal kırıklıklarını umuda çevirmek gerekiyor. Ben bu noktada asimilasyon zihniyetine son verilmesi, Kürt partilerine karşı uygulanan tüm zulmün bitirilmesi, ana dilde eğitim gibi Kürt toplumunun ihtiyaçlarının giderilmesi, Devletin resmi olarak yaşananlardan dolayı pişmanlığını kabul etmesi, eşit yurttaş anlayışının hakim olması ve sonrasında ekonomi alt yapısı sağlanmış federatif çözümlerin tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Bu ilk adımlar atıldıktan sonra karşılıklı güven sağlanacağına inanıyorum. 
Kürt sorunun giderilmesi konusunda mesafe alıp, OHAL’i derhal kaldırıp, KHK’ları iptal ederek herkesin işine dönmesini sağladığımız zaman ayrıştırıcı dili karşısında kucaklayıcı bir dili yerleştirme imkanı buluruz. Aksi halde rövanşist yaklaşımlar sürer. Bir Tayyip gider; başka Tayyip gelir. Bu da Türkiye demokrasisi için bir çözüm değildir. 
Ülke adeta dert seli içinde yüzüyor. Masum onbinler işsiz , anneler evlatlarına hasret, cezaevine alınanların sayisi ürkütücü. Bu sorunların çözümü sandıkta mı?
Elbette her zaman sandık çözümdür. Fakat demokrasinin tek bileşeni sandık değildir. İktidar medya ilişkisi, iktidar sermaye ilişkisi, iktidar yargı ilişkisi, asker sivil ilişikileri gibi bir çok değişken de bir demokrasinin kalitesini belirleyen unsurlardır. Türkiye’de neredeyse bunların hepsi bozulduğu için şu aşamada sağlıklı bir demokrasiden bahsedebilmek mümkün değildir. Burada demokrat ve muhalif kesimler olarak öncelikle bu durumu halka anlatıp sonrasında bunun oya dönüşmesini sağlayabilmeliyiz. Sonrasında da sağlıklı bir demokrasiyi çoğulcu bir anlayış ile el birliği içerisinde inşa edebilmeliyiz.
Çok keyifli bir söyleşi oldu. Ayrıca sizden çok hızlı dönüş aldım. Teşekkür ederim. Yurt dışındaki görüşmek üzere..
Ben teşekkür ederim. Hoşça kalın.
Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here