Yitik Cennetimizin Güllerine

0
274

Sekiz ay değil, sanki sekiz yıl geçti aradan da hayal meyal gözlerimin önüne seriliyor maviliğin. Mazinin dehlizine dalgaların çarpıyor şu sıralar ve ben alabora oluyorum Ey İzmir! Savruluyor bikarar ruhum şu sıralar gurbet ufuklarında…

Şimdi bir aşina sima görsem sana, dimağında maviliğinin huzurunu yudumlamış bir hayranını; hani duysam bir İzmir kelamı şöyle, binlerce kilometre ötede iken sana… Anlat diyorum, Ey dost! Nasıl İzmir? Şöyle basıp ıslak ıslak kayalarına eğilip de avuçladın mı köpüklerini bu nazlı şehrin? Bahsedip dururlar da İstanbul’un balık ekmeğinden, hele bir söyle, eline bir kumru alıp da yürüdün mü kordon boyunca, matemlerini ve hasretlerini denizin dibine savururcasına…

Kulaktan kulağa, yürekten yüreğe bir kıvılcım misali sıçrayan haberler bedbin. Ya peki habersiz kalışlarımız…

Hayatın keşmekeşlerinde oradan oraya sürüklenirken, bu yabancı iklimlerde… Geceler bize sizin mahzeniniz, feryatlarınız gurbet türkülerimiz oluyor be kardeşim.

Hani sırtımız Saat Kulesine dönük, bakışlarımız gaye-i hayalimizin sonsuz mavi ufkuna takılmışken dolu dolu ”Can!” dedin ya bana… Can… Zaten kelimeler hep hançerenden hayat bularak çıkardı senin. Şimdi artık aciz kalmıştık zapt etmeye gözyaşlarımızı. Bir seylap olup akmıştı ya gönüllerimiz birbirine…

Hz. Hacer’in vaveylasını işiten Hz. İbrahim gibi bu sefer yanıyorum cayır cayır… Biliyorum ya bir bakış atsam buğulu gözlerine, bir adım dahi atamayacağım senden öteye. Arkama bakmadan gidiyorum. Bir vedasız, gözlerin gözlerime değmeden… Oysa en büyük imtihanmış ayrılık. Aç kalırmışız da beraber, sabredermişiz zalimlerin boykotlarına; tertemiz sermayelerimiz paylaşılırmış da Dar’un-Nedvelerde, biz ne bağların ne bahçelerin hesabını yaparmışız… En büyük imtihanmış oysa!

Yollar cebri bir hicretin kanlı irinli deryalarına doğru sonlanırken, yitik cennetimizin güllerini harap olmuş ülkede bıraktık bizler…

“Ey can! Git, arkana bakmadan git… Yay baharın muştusunu Afrika’nın çöllerine, nefesin yettiğince. Duysan ki taş taş üstüne bırakmamış zalim şu mazlum yüreklerimizde, kapılma hüsrana. Değil mi ki; “Günde bir taşı bina-yı ömrümün düştü yere, Can yatar gafil, binası viran oldu bihaber…” Bu dava ne benle başladı, ne senle Ey can, ne de bizle bitecek!…”

Anlat Ey dost! Bırak Şimdi tadı tuzu kaçmış kumrusunu, onca zulme lal kesilmiş mavisini İzmir’in. Bir dem vur bize dalları kırılmış güllerimizin ahvalinden…

Bir teselli gâh oluyor cümlelerin savruluşlarıma, dinginleşiyorum dost ikliminde yavaş yavaş…

Bu dava ne benle başladı, ne senle Ey can, ne de bizimle bitecek! Kapılma hüsrana…

NEVA SEZEN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here