AKP  Ve Siyasi Ahlak

0
219

Cumhurbaşkanı, aynı zamanda AKP Genel Başkanının siyasi geçmişine baktığımızda geldiği bu yerden kolay kolay gitmeyeceğini söylemek kehanet olmasa gerek.

Oyunu AKP siyasetinin belirlediği kurallara göre oynamazsanız, onların kuralsızlığı karşısında ilke ve kural diye ısrar ederseniz kaybetmeniz de sürpriz olmaz.

Neyse ki geçtiğimiz pazar CHP genel merkezinden sürpriz bir hamle ile İYİ Parti’ye transfer olan on beş milletvekili ile siyasi tarihimiz adına son derece önemli bir adım atıldı. Ancak bu adımın devamını getirmek, en az kendisi kadar önemli olacaktır.

Muhalefetten gelen bu hamle karşısında, AKP cenahından gelen tepkilerin merkezindeki siyasi ahlak vurgusu, tek kelime ile pişkinliktir. Partili Cumhurbaşkanı’nın meclise girişindeki “Jet” Siirt seçimlerini ve Deniz Baykal’ın şaşırtıcı desteğini zihnimizde taze tutunca bu kelime pek yakışıksız olmasa gerek.

Ülkede siyasi ahlak konusunda belki de en son çenesini açacak olanların ilk fırsatta sözü almaları da trajikomik bir görüntü arz ediyor. Erken, baskın veya panik ya da her ne derseniz deyin, seçim kararı almakla bu siyasi ahlaktan yoksunluğu bir kez daha bizzat kendileri ortaya koymuş oldu. Eskiden, çeşitli devlet kademelerinde görev almış, bu yarışta olmak isteyip de baskılar sebebiyle ses çıkaramayanları sindirmek, bir siyasi ahlaksızlık değil de nedir?

Yine hafızalarımızda Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu ya da Tuğrul Türkeş gibi rakip siyasetçilerin muhalefetten pasif yandaşa evirilme olayı taptaze dururken, AKP’nin CHP’nin hamlesi karşısında son çıkışının ne denli ahlaktan nasipdar olduğu ortadadır.

AKP’nin Bu ”Siyasi ahlak anlayışının ölçüsünü şöyle sıralayabiliriz:

Birincisi: Seçim kararı ile birlikte OHAL’in 7.defa uzatılarak korku ortamında yapılacak bir seçimin adil olacağı iddiası.

İkincisi: Baskın bir kararla, Cumhurbaşkanı adaylarına ve muhalefete seçim çalışmaları için yeterli zaman tanımama.

Üçüncüsü: Her fırsatta erken seçim yok derken, hatta erken seçimi vatan hainliği, kaynak çarçuru olarak yaftalarken ani siyasi bir manevra ile muhalefeti kündeye getirme çabası.

Dördüncüsü: Doğan Grubunun devrini fırsat bilip, TRT, Anadolu Ajansı ve diğer havuz medyası ile tekel oluşturup, muhalefete nefes aldırmama.

Beşincisi: 16 Nisan 2017 referandum sonuçlarına gölge düşüren mühürsüz zarfların geçerli sayılması rezaleti yetmezmiş gibi üzerine seçmen sayısının kat be kat artırılması, yüz milyonlarca oy pusulası bastırma garabeti.

Altıncısı: Ülkenin son seçimlerle tescillenmiş 3. partisinin başkanını hapiste tutma.

Bunlar göz önünde olanlar. Kapalı kapılar arkasında neler dönüyor varın siz düşünün…

Siyasi partilerden demokrasi adına daha uzlaşmacı olmalarını beklemek kendilerine oy versin vermesin her vatandaş gibi benim de hakkım. Bir daha bu ve benzer demokratik haklara sahip olabilir miyiz şimdilik muallakta. En azında ülkenin geldiği yerin, bir yar kenarı olduğunu görüp emanetimiz olan oy kullanma hakkını kullanarak, sandıklara sahip çıkarak sorumluluğumuzu yerine getirebiliriz.

Abdullah Dalkılıç

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here