Çözüme Vabeste Eleştiriler ve Dertlerimiz

0
440

Hizmet hareketine mensup olmanın adeta elinde ateş tutmaya benzediği, hizmete gönül vermiş olmanın hapse girmek için yeterli bir sebep olarak görüldüğü ; dertlerin , ıstırapların , sürgünlerin, hasretlerin , hicranların , gözyaşlarının hiç dinmediği ve ateşin düştüğü yüreği kor haline getirdiği zamanları yaşamaktayız. Hapiste olmak ayrı bir dert , hapiste olmayıp gaybubette kalmak ayrı bir dert , toplum tarafından tehcir edilip dışlanmak işsiz güçsüz kalmak ayrı bir dert , varını yoğunu sevdiklerini geride bırakarak bir sırt çantasıyla terk ettiği ülkesinden başka bir ülkeye tutunmak ayrı bir dert… Evet, bela ve musibetler sağanağına maruz kaldığımız bir zaman dilimini idrak ediyoruz. Her birimizin farklı renklerde dertleri , her birimizin ayrı kederleri olsada ortak bir derdimiz var o da hizmet…

Bugünlerde hizmet hareketine yönelik içinde meli-malı gereklilik kipi barındıran cümlelerle iyi niyetli ve nityeti meçhul birçok eleştirilerin geldiğini birçoğumuz okumaktayız.

Bazılarımız

Yahu şimdi bunların zamanı mı , hele bir musibetler başımızdan gitsin oturup düşünür eksiklerimizi, hatalarımızı masaya yatırırız, derken bazılarımız da madem ki bir bina hasar gördü ve hala görmekte o halde geçmişte yapılan bazı hataları konuşarak bir yol haritası belirlemeliyiz demekte.

Henüz süreçten önce de idealhaber olsun, gündemdeşifre olsun, düşünceatolyesi ya da şahsi blogum olsun takip edenler bilirler ki yazılarımda içe yönelik fayda mülahazalı çözüm odaklı tenkit yazıları yazıyordum. Hiçbir zaman problemlere karşı gözümüzü kapatıp devekuşu misali pembe gözlüklerle polyannacılık oynayalım taraftarı olmadım ama son zamanlardaki özeleştiri furyasının temsilcileriyle de hiçbir zaman tam mutabık olamadım. Zira sorunu öne çıkaranların çözümün de bir parçası olması gerektiği düşüncesindeyim. Bu yüzden ikinci kısımda da iki farklı bakış açısı olduğunu düşünenlerdenim.

Müspet katkıda bulunanlar : Üstü kapalı , mahalle dedikosu tarzında eleştiriler değil de direk sorun odaklı eleştirler getirenler ve bu eleştirileri ortaya atıp kenara çekilmek yerine çözümleri de madde madde sıralayanlar. Bu kişilerin yazılarını okuduğunuzda beyin fırtınasını , ızdırabı buram buram hissedersiniz. Sosyal medyada tezlerini eleştirenlere karşı da gayet hoşgörülü olan bu yazarlar hiçbir zaman edeplerinden, beyefendiliklerinden taviz vermez ve yazmaya devam ederler. Müspet tenkitin nasıl olduğunu müşahhas olarak gösteren Mahmut Akpınar , Özcan Keleş gibi yazarların bugüne kadar takipçilerini engellediğine de hiç şahit olmadım.

Sadece eleştiri yapanlar : Evet sadece kelimesini kullandım. Zira bu kişileri Büyükadada Osmanlı’nın yıkılış romanlarını yazarken elinde kadehini düşürmeyen vatan,millet,din, iman edebiyatını yapanlara benzetmekteyim. Teşhis çok ama tedaviye yönelik tek kelime yok. Hizmetin temelini oluşturan ve kaynağını Kurandan, Hadisten alan terbiyeye de açıktan yapılan saldırıları da yazmaya gerek yok.

Peki Hocaefendi nerede duruyor. Bu sorunun cevabı için son dört haftada yayınlanan bamtellerini satır satır hece hece dinlemek yeterli. Hatta en son bamtelindeki üç temel başlığa bakmak bile yeterli aslında. Bu haftaki bamteli üç temel başlık üzerinde içe yönelik bir yol haritası gibiydi.

Hizmette kıble belirlenmeli,
mazlumların ızdırapları paylaşılmalı
hep müspet faaliyetler ortaya konmalı!
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin özellikle bir cümlesi vardı ki uzun uzun tahlil edilmeli, tartışılmalı. Hatta bu yazımızı o cümleye de ayırabiliriz.

Derdi paylaşmak, oturup millete hikâye anlatıyor gibi anlatmak değil, menkıbe anlatıyor gibi anlatmak değildir. Peygamber Efendimizin ( sav) “Müslümanların dertlerini onlarla paylaşmayan, onlardan değildir.” Hadisini okuduktan sonra bu cümleyi kurdu Hocaefendi.

Nezaket ve edep abidesi beyan insanı bu cümleyle ne demek istedi acaba ?

Derdi paylaşmak hikaye anlatıyor gibi anlatmak , menkıbe anlatıyor gibi anlatmak değil derken ne demek istedi acaba?

Çok uzatmayarak kendi anladığımı alt alta yazmak istiyorum

Derdi paylaşmak, derdi olanın derdini yaşamaya çalışmaktır
Derdi paylaşmak, kardeşliği gerçek anlamda yaşamak demektir
Derdi paylaşmak, yurt içinde ya da yurt dışında imtihana maruz kalan kardeşlerimizin her birisinin dertlerini onların zaviyesinden anlmaya çalışmak demektir.
Derdi paylaşmak, onların telefonlarına cevap verebilmek, attıkları mesajları gördüğü halde dönmek demektir.
Derdi paylaşmak, çok küçük basit gibi görünen problemleri ertelemeden anında müdahele etmek demektir.
Derdi paylaşmak, iki yıldır çocuklarına hasret bir babanın
“ Abi bana bir hafta sonra bir tercüman lazım eğer tercüman olmazsa bu ülkede kalmam zorlaşacak ve başka ülkeye gönderilmek zorunda bırakılacağım. Bu da sil baştan demek olacak. Çocuklarımı çok özledim. “ sözlerine bir hafta boyunca mışcasına karşılık verip, sosyal medyada durmadan sörf yaparken onun mesajlarına bakmamak demek değildir. Gerekirse gecesini gündüzünü verip yüzlerce arkadaşın olduğu o şehirde evladına hasret o babaya elinden geldiğini yapmaktır.

Derdi paylaşmak , yine başka bir arkadışının işinden çıkamadığı bir problem için seni aramasına “şu an yoldayım , sana en kısa zamanda döneceğim” dedikten sonra saatler, günler, haftalar geçmesine rağmen dönememek değildir. Gerekirse eline yazıp o arkadaşın ismini derdine derman olmaktır.
Çok maddeler yazılabilir ama uzun olacağından burada bırakıyorum ve son iki maddede bahsedilen iki farklı arkadaş da en çok ihtiyaç hissettikleri zamanda kendilerine menkıbe anlatanların derttaşlığını tadamadılar. Yazmasaydım içimde dert olurdu, affetsinler beni.

Yavuz Berk Gündüzalp

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.
TEILEN
Önceki İçerikYol ve YOLCU
Sonraki İçerikBir Dost Eli

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here