Genç Arkadaşlarıma Sesleniyorum..

0
587

 

Birçok şey yaşandı ve bu yaşanan olaylara en yakından şahit olan biri olarak bu yazımı yazıyorum.

Korku, macera, uykusuzluk, kararsızlık, beklemek… Aklınıza başka ne geliyorsa… Üniversitemi kazanmış, ilk yılımı bitirmiştim. Yaz tatiline girdik fakat ilk defa bu kadar tuhaf bir tatil yaşıyordum. İçimde her türlü sıkıntı var ama gelecek ile ilgili planlarımı da bir yandan yapıyordum. Üniversiteyi kazandığım için devletten her ay aldığım kredi var, yani ilk defa kendime özel ayırdığım bütçem vardı. Özgürdüm, dilediğim gibi bu parayı harcayabilirdim ama bu para ile yaptığım ilk şey bir eğitimci olan babama yeni eğitim – öğretim yılı için hediye ayakkabı almak oldu. Ne de olsa bundan önce bize hep babam alırdı, bu sefer ben almıştım ayrıca öyle mutluyum ki babam eve gelecek ve o ayakkabıyı giyerken yüzünde göreceğim mutluluğu hayal ediyorum ve bana diyeceği ‘’AFERUN’’ kelimesi için can atıyorum.

Her neyse o ayakkabıyı aldıktan sonra bulunduğum şehirdeki okullara kayyım atandığını duydum. Aslında bekliyorduk böyle bir şeyi çünkü ortada her yere kendi malıymışçasına çöken bir zihniyet vardı ve sıra illaki bize de gelecekti. İşte, her şey o haberden sonra başladı.

Her gün elleri ve avuçlarını üfleyerek serinleten bir adam ortaya çıktı. Tek endişesi ve korkusu o kurumlara herhangi bir lekenin gelmemesiydi aslında. İşte o saatten sonra kardeşim ve ben sabaha kadar pencerenin kenarında polis arabasını bekler olduk. Aramızda geçen konuşmaysa şimdi ne olacağıydı?

İlk defa yaşıyoruz, her ne kadar üniversite öğrencisi olsam da ‘’BABA’’ kelimesine halen daha muhtaçtım ve muhtaçtık. Hayatımda ilk defa kendimi bu kadar endişe ve korku içinde buldum.

Ve o pencere kenarında bekleyiş 1 Eylül günü kara bir haber ile sonuçlandı. Korktuğumuz başımıza gelmişti. Fakat bu kara haber bize pencere kenarında değil memleketimizde gelmişti. Ben kapanan okulumu değiştirmek için İstanbul’a gitmiştim, ailem ise memlekete… Haberde yayınlanan listede yer alan 99 kişiye operasyon yapılmış ancak o isimlerin neredeyse hepsi yeni bir nesil yetiştirmek dışında herhangi bir iş içinde bulunmamıştı.

Ama ne de olsa kirli işleriniz, birilerine peşkeş çektiğiniz ülke ve çaldığınız paraların üstünü örtmek için yalandan düzenlediğiniz bir darbe ve bunların hepsinin üstünü örtmek için seçtiğiniz onca masum insan… Mafya diyoruz alınıyorsunuz gerçi alınsanız kaç yazar, zaten öylesiniz!

İşte macera kısmı burada başlıyor. Hani masallarda kötüler ve iyiler vardır ya; işte biz iyiler, kötülerden kaçıyorduk. İstanbul’da bir orada bir burada kalıyoruz, ortada oturtulan bir düzenimiz yok ve en kötüsü psikolojik olarak yıpranmış bir aile… Her gün saatlerce o ellerini üfleyerek serinleten bir baba, eşini ve mağdur insanları düşünen bir anne, hem annesi hem babası için endişelenen evlatlar… Her gün babası ile tartışan ben, sebebi ise sürekli kararların değişmesi ve karar verilememesi. Çok üzdüm, hem onu hem kendimi. Ama işte insan “BABA” sını kaybedince anlıyor. Aslında o kadar haklıymış ki dedikleri teker teker çıkıyor, ben ise bunlar ortaya çıktıktan sonra akıllanıyordum.

Okul kaydımı dondurdum çünkü yurtdışına çıkacağım. Babam ve annem ile vedalaştım, havalimanına gittim uçağın tekerlekleri yerle temasını kaybettikten sonra şunu dedim kendime:

“Artık yanında yoklar, kendin ile baş başasın ve bu fırsat sana verildiyse içini doldura doldura bu fırsatın hakkını ver !”

Ben onlardan ayrıldıktan iki gün sonra babamın tutuklandığını öğrendim. Çok zor… Daha iki gün önce birliktesin, onun kokusunu alıyorsun, onu öpüyorsun ve sesini duyabiliyorsun ama yok artık, yoktu. Ortada derdini anlatacağın insanlar yok, arkanda hatalarını düzeltecek baban yok, sana tavsiye verecek insan yok.

Karamsarlık var ya insanın düşeceği en büyük kuyu. Ben bu haberden sonra bu kuyunun içine düştüm. Çıkmak içinde sürekli yazdım. Kuyunun başındaki o ışığı görmeye başladıkça daha da çabaladım, daha fazla yazdım. Derdimi kaldığım yerin koridorundaki boş duvara anlattım. Günlerce gözyaşı döktüm. Ve karşımda sen ne anlatıyorsun diyen biri yoktu. Ben o duvarın karşısına her geçtiğimde rahatlıyordum. Şimdi ise kalemim ile size anlatıyorum. Sakın şimdi ne olacak düşüncesi içine girmeyin; ben denedim, girerseniz çıkamıyorsunuz oradan. Bir şeylerin ucundan tutun, çabalayın, yazın, okuyun, gezin, derdinizi etrafınızda kalan yobazlara değil defterlerin boş sayfalarına anlatın çünkü onlar karşılıksız dinliyorlar. Bunları yapmazsanız, o elleri terleyen adam var ya işte onun gibi avuçlarınıza üfler durursunuz. Bu hatayı ben yaptım, siz yapmayın.

Neyse yazının başında bahsettiğim ayakkabı olayına gelelim. O ayakkabı benim en büyük takıntım oldu. Daha o ayakkabıyı babama giydiremedim, yani halen daha onun yüzünde açacak gülücüğü bekliyorum ve cezaevine yanına her gittiğimde şunu söylüyorum:

“O ayakkabıyı ben evlenene kadar giymeyeceksin.”

O da karşılık olarak “o zaman daha güzellerini alırsın” diyor ama yok ben taktım, o ayakkabı o gün giyilecek.

Yazımı bitirmeden önce kendi yaşıtlarıma veya herkese sesleniyorum:

“Lütfen karamsar olmayın, kendinize fırsatlar bulmaya çalışın, yazın, öğrenin, okuyun. Gelecekte bu mafyavari düzeni, insanları ailesinden ayıran ve kaçıran sistemi bizler değiştireceğiz. Kaybolan ve bizlere nefret duyan bu nesli bizler yetiştireceğiz hem de hakkını vererek. Bunun için karamsarlığa değil kendimizi geliştirmeye ihtiyacımız var!”

Selametle…

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here