Nasıl Millet Olunur? Hümekay-ı Zaman 2

1
616

Zillete davet

Bu yazı; vatan ve millet konusunu ele aldığımız üçüncü yazı olacak. Özvatanımızdan gelen haberler pek de iç açıcı değil. Top yekün bir millet; tarih sahnesinde ki yerine rağmen; zillete razı edilmeğe çalışılıyor. Ve bizzat bu da imamlar vasıtası ile yapılıyor. İmam efendi cuma hutbesinde konuşuyor, diyor ki: “Dün Irak’ta Saddam’a, Libya’da Kaddafi’ye diktatör diyen halk onlar hayattayken ferah-feza yaşıyorlardı. Ama liderlerine sahip çıkmadılar gemiyi deldirdiler. Irak Saddam’a sahip çıkmadı. Libya Kaddafi’ye sahip çıkmadı. İkisi de öldürüldü. Şimdi o ülkelerin halkı yemeye bir lokma ekmek bulamıyor.”

Dün haberlerde bu ülkelerin adı ile benim ülkemin adı, onlarla beraber anıldı. Irak, Libya, Afganistan,Suriye ve Türkiye dünyadaki en tehlikeli, risk oranı yüksek ülkeler olarak açıklandı. Iraklı dostum Sengar Abiri’nin sözlerini hatırladım. Diyordu ki: “Keşke başka ülkeler gelip ülkeme müdahale etmeseydi! Keşke biz kendimiz zalimle mücadele edip indirebilseydik. Halkımız çok fakirdi. Üretmiyor, hemen herşeyde dışa bağımlı yaşıyorduk. Mutlu bir azınlık; nasıl düşünmemiz gerektiğine karar veriyordu. Biz o devirlerde dünyaya kapalı yaşıyorduk. ”

Hayal Ülkesi

İkinci Körfez savaşı sırasındaki Irak enformasyon bakanını hatırlarsınız; Said Sahaf. Don Kişot misali yel değirmenlerine savaş açıyordu. Koalisyon güçleri Bağdat’a ulaştığında bile hergün çıkar; savaşın propaganda dilini kullanırdı. En başarılı biçimde propagandasını yaptığı ordu, bir kaç haftada çölde buharlaşıp gitmiş ve geriye yürek burkan, herkesin malumu bir manzara kalmıştı. İşgal askerlerini sevinçle karşılayan halk, silah bırakıp sırra kadem basan askerler, yağmalanan merkez bankası ve nüfus daireleri, yıkılan heykeller bunlar hafızamızda hala canlılığını koruyor. Bunları anlamak benim için çok kolay. Zira 1987 senesinde çıktığımız hac yolculuğunda Irak’tan geçmiş ve halkın içler acısı durumunu görmüştük. Bir halkın; millet olma özelliğini nasıl kaybettiğine şahit olmuştuk. Mola verdiğimiz yerlerde basit eşyalarımızın bile çalınması ve bir elmaya muhtaç halkın açlığını görünce çok üzülmüştük.

Birazdan anlatmaya başlayacağımız bir milletin doğuş hikayesini göz önüne alırsak bir halk kolayca bir millet olamaz. Ömer Muhtar’ın ülkesindeki tiran; Kaddafi’nin de halkını Firavun’lar gibi doyurduğunu söylüyorlar. Kaddafi’yi 70’li yıllardan Türk müteahhitlere ödemediği borçlarından hatırlıyoruz. Çölde yaşayan halkını şehirli yapıp medenileştirmek için çok uğraşmıştı. Ama yanlış yerden başlamıştı. Herkese bedava ev, araba, akaryakıt, elektrik, su veriyordu. Bununla halkı kendine bağlayıp; kendi ömrünü uzatıyordu. Çölden getirdiği Bedevi’leri apartman dairelerinde yaşamaya zorlayıp; fıtratları bozuyordu. Çölden gelenler evlerine halı yerine çöl kumu döşemişler ve salonlarının ortasına kıl çadır kurmuşlardı. Bir değişim ve dönüşüm olmadan verdikleriyle tufeyli bir nesil yetiştirmiş ve bu nesil sonra kendi başına musallat olmuştu.

Şimdi bir halk Nasıl millet olmuş beraberce inceleyelim.

Ağlama Vadisi; Bekke

Ağlama vadisi henüz yaşını doldurmamış olan küçük Zeyd’in ağlamaları ile yankılanıyordu. Bir kervan kalkıyordu kuzeydeki bilinmeyen diyarlara. Babası Kilab ölünce annesi çok zor günler geçirmiş, hayatları daralmıştı. Annesi evi ziyarete gelen kuzeyli Kuzaa kabillesinden birisi ile evlenmişti. Hicret ediyorlardı. Hicret zor zamanlarda daralan hayatları genişleten bir nimetti. Hicretin ardından bir anda hayatları genişlemişti.

Akabe körfezi yakınlarında yaşayaşan Kuzaa kabilesinin yanına geldiklerinde Zeyd; annesinin sırtına sarılmış bir kundaktaydı. Zamanla gelişip büyüdü, gürbüz bir genç oldu. Fakat Kuzaa kabilesi Zeyd’i kundak gibi sıkmaya başlamıştı. Bir türlü onu kabullenememişlerdi. Adını bile söylemiyorlar; taktıkları lakap ile anıyorlardı. Uzaktan gelen küçük yabancı manasına “Kusay” diyorlardı. Onlar Kusay dedikçe; O uzak diyarlardaki memleketini özlüyordu. Üvey kardeşleri ona her türlü imkanı sunmalarına rağmen duramadı Kuzaa diyarında. Üvey kardeşleri ticaret yapıyorlar; Roma devleti himayesinde Antakya, Şam ve Kudüs’ü de içine alan Philedelphia bölgesinin ihtiyaçlarını temin ediyorlardı. Körfez’e yanaşan gemilerden aldıkları malları Şam’a kadar taşıyorlardı.

Kusay içindeki ateşi dindirecek çareler arıyordu. Annesinin ölümüyle de artık onu buralara bağlayan bir sebeb kalmamıştı. Bir hac kervanı ile yollara düşüp annesinden dinlediği ağlama vadisinin izini sürmeye başladı. Büyük dedesi İsmail’in kundakta geldiği ağlama vadisini o kundakta terketmişti. Önce hac ibadetini yapıp çevreyi tanımaya başladı. Huzaa kabilesinin yönetimindeki bölgede dağınık bir şekilde yaşayan amcalarını buldu. İsmailoğuları adı artık unutulmuş; “Kinaneoğulları” diyorlardı onlara.

Onlarla yaşamaya başladı. Diğerlerinden farklılığı bariz ortaya çıkıyordu. Kuzeydeki diyarlarda elde ettiği tecrübeleri farkını ortaya koyuyordu. Bir şehirde büyümüş ve ticaretin içinde yoğrulmuştu. Kinaneoğullarını kısa zamanda çekip çevirmeye başladı. Kusay vakur, mazbut ve cesur bir delikanlı idi. Bu özellikleri ile sadece kendi kabilesi değil civarın dahi dikkatini çekti. Huzaa kabilesinin lideri Huleyl’in de dikkatinden kaçmadı bu. Kutsal evin yönetimi ve gelen misafirlerin ağırlanması konusunda Huleyl’e çok yardımı dokundu. Çok geçmeden Huleyl kızı ile evlendirip kendisine damat yaptı. Bu Huzaalalırın pek hoşuna gitmedi. Zeyd’in de hoşuna gitmeyen şeyler vardı. Öz yurdunda bile hala ona küçük yabancı manasına “Kusay” diyorlardı.

Yaşlı Huleyl vefat ederken Kutsal Ev ve bölge idaresine ait işlerin tamamını görgülü, edepli, çalışkan ve azimli damadı Kusay’a bıraktı. Kusay, Huzaalıları içine düştükleri putperestlikten kurtarmak için çok uğraştı. Kendi kabilesi de popüler trendden etkilenmiş aralarında hanifliği bırakıp, putperest olanlar olmuştu. Bu dönemde Kusay; kabilesinin liderliğini de üstlenmiş, dağınıklığı gidermekle kalmamış; içlerinden sağlam karakterli nesiller yetiştirmişti.

Kureyş Doğuyor

Kendilerinden olmayan birinin kendilerine ait bazı işleri yapmasını kabullenmek istemeyen Huzaa kabilesi Kutsal evin anahtalarını Kusay’ın hanımının elinden aldılar. Geleneğe göre anahtarlar kendilerinden olmayan birinde olamazdı ve bir kadından kolaylıkla aldılar. Kayınpederi Huleyl’in kendisine bu konuda vasiyeti vardı. Bu işi kesinlikle putperestlere bırakmamalıydı. Kusay amcalarından ve Kinaneoğullarından bu konuda yardım istedi. Toplandılar ve bölge idaresini Huzaalıların elinden almak, taşkınlıklarını durdurmak için gerekirse mücadele etmeye karar verdiler. Bedevi Kinaneoğulları tarihlerinde ilk defa heyecanlanmışlardı.

Mevsim hac mevsimiydi. Aylardan haram ayları. Kadim zamanlardan beri bu aylarda savaşmazlardı. Buna rağmen Huzaalılar gelen hacılara zarar veriyorlardı. O yıl kuzeyden hac ibadeti için gelenler arasında; Kusay’ın üvey babasının kabilesi Kuzaa kabilesi de vardı. Zarar görenler arasında içinde büyüdüğü kabile olan Kuzaa da vardı. Üvey kardeşleri ve diğer akrabaları kendisine büyük destek verdiler. Kusay’ın topladığı insanlarla, Huzaa kabilesi arasında Mina’da çok şiddetli savaşlar yaşandı. Haram aylarında hac mevisminde yaşanan bu savaş Yemen’den gelen hacılarca; özellikle Mudar kabilesinin araya girmesiyle durduruldu.

Huzaa kabilesi ayıplandı ve Mudar kabilesinin lideri Ya’mer b. Avf hakem ilan edildi. Ya’mer savaşın galibini belirlemek için ölüleri saydırdı, Huzaa kabilesinin ölüleri çok çıkınca; Huzaalıların Kutsal beldeyi terketmelerine; kutsal evin anahtarlarının Kusay’a verilmesine hüküm verdi. (Tekasür suresinde eleştirilen Kureyş’in ölüleri sayıp; çoklukları ile övünme adeti bu olaydan kaynaklanmaktadır.) Kalan Huzaalılar yaptıklarının yanlış olduğunu ikrar ettiler ve kutsal beldeyi terk etmek isteyenler ayrıldılar. Kalmak isteyenlere ise orada yaşamalarına izin verildi.

Artık Kusay’a yaptığı işten dolayı “Kureyş” diyorlardı. Kureyş: Arapça “Takarruş” kökünden toparlanmak manasına geliyordu. Yani Kusay’ın akrabalarını toplayıp Huzaalıları Mekke’den çıkartmasından dolayı; kendi kabilesini bir araya getirip toparlamasından dolayı ona Kureyş diyorlardı. Kureyş; bir araya gelip, toplanan kabile de demektir. Ya da Kusay bir balığa benzetildiğinden dolayı Kureyş deniyordu. Denizlerde zayıf, semiz ne varsa yiyen balığa Kureyş (Köpekbalığı) denir. Gerçekten Kusay etrafında ne kadar düşman varsa hepsini bir bir yok etmişti.

Ağlama Vadisinde Yeniden Doğan Şehir

Kusay Kutsal evin badiyelerinde dağınık yaşayan akrabalarını davet edip Mekke’ye tek tek yerleştirdi. Huzaa kabilesi döneminde Kutsal evin etrafında hiç ev yoktu. Evlerini hürmeten Mekke dışına yaparlardı. Gündüz gelir etrafıda işlerini görür gece dönerlerdi. Çarşılar, panayırlar kurulur; ama gece dağılırdı. Bunun sebebi ise Cürhümlüler gibi günah işleyip Allah’ın gazabına uğramamak içindi. Ağlama vadisi “Bekke” Kureyş’in eline geçince Bekke ismi Kureyş aksanı ile “Mekke” diye söylenip; meşhur olmaya başladı. Kutsal eve de dört köşeli mük’ab yapı manasına “Kabe” dendi.

Mekke, Kureyş kabilesinin eline geçince Kâbe’nin etrafına da evler yapılmaya başlandı. Kusay akrabalarını toplayarak; “Şayet evlerinizi Kâbe’nin etrafına yaparsanız; kimse sizi buradan çıkaramaz!” diyerek teşvikte bulundu. Tavaf alanı için ihtiyaç kadar bir boşluk bıraktıktan sonra geriye kalan araziyi Kureyş kabilesi arasında bölüştürdü. Kureyş’in kendi içindeki oymaklar; kendine düşen yere evini yaparak Mekke’ye yerleşmiş oldular. Bu evler ilk halleri ile Hz. Ömer devrine kadar kalmıştır. Kalabalıklaşan müslümanların tavaf yapabilmeleri için, bu evler olduğu gibi yıktırılarak Metaf’a dahil edilmişlerdir.

Site Devleti

Kusay b. Kilab Kâbe-i Muazzama hizmetlerini ilk defa sistemleştiren kişidir. Gelen hacılara hac mekanlarını hazırlama işini ele almış ve onların Mekke’de ihtiyaç duyabilecekleri herşeyi sistemli bir şekilde organize etmiştir. Ayrıca Kureyş kabilesine kurduğu site devletinin tüm hizmet birimlerini organize etmiş; sınıflara ayırmıştır.

Cürhüm lideri Medad suyu kuruyan zemzem kuyusunu kapatmıştı. O zamandan beri zemzem suyu kaybolmuş, yeri bile bilinmiyordu. Kusay ilk iş olarak bu işe el attı. Tahmin edilen bir yere bir kuyu kazdırdı lakin su bulunamadı. Ağlama vadisinin kuzeyinde olan Ebtah ve Hacun taraflarına da kuyular kazıldı, bazılarından su çıktı. Oluşturulan havuzlara bu kuyulardan, hatta zaman zaman da uzaklardan su çekilip dolduruluyor ve kırbalarla hacılara su ikram ediliyordu. Sikaye, Hicabe, Nedve ve Rifade Kâbe’ye ve hacılara hizmet için kurulmuştu. Kusay vefat edene kadar bütün bu işleri uhdesinde bulundurmuştur. Vefat edince de iki oğlu arasına bölüştürmüştür. Kusay’dan sonra bu hizmetlere ilaveler olmuş; bu hizmetlerin sayısı on ikiye kadar çıkmıştır.

Kusay b. Kilab Mekke ve Kâbe’nin idaresi eline geçtikten sonra; Kâbe’yi yeniden yapmaya niyetlendi. Bunun için gerekli masrafı tedarik ettikten sonra Kâbe’yi yıktı. Kâbe’yi o zamana kadar yapılanlardan daha mükemmel yaptı. Sadece taştan yapmış sıvanmamıştı. İki kapısı yine yerde, çatısız, örtüsü üstten aşağı sarkıyordu. Yılların geçmesi ile inşaat teknolojisi değişmiş insanoğlunun inşaat bilgisi artmıştı. Her ne kadar kaynaklarda mükemmel yapılmıştı dense bile; malzemenin kısıtlı olduğu hep değerlendirilmelidir. Hz. İbrahim’in inşa ettiği binayı esas alıp hiçbir değişiklik yapmamıştır.

Mekke Ticareti

Mekke’yi bir ticaret merkezi haline getiren Kusay b. Kilab’dır. Çöl kumu ve çorak topraklar; yağışı düzensiz ve çok sıcak havası ziraata elverişli değildi. Tek şansları vardı; gelen ziyaretçiler. Bu geliş gidişler ise güvenli bulunmadığından sayı her geçen gün azalıyordu. İlk iş olarak hac müessesini günümüze kadar devam edecek şekilde müesses hale getirmek olmuştu. Geriye üretim ve ticaret kalıyordu. Önce üretimden başladı. Her yıl gelen hacıların kestiği kurbanların derileri telef olup gidiyordu. Bu derilerin işlenebileceği Mina yakınlarına “Gassale” denen deri atölyeleri kurdurdu. Deriler burada işlenip mamul hale getirilmeye başlandı. Tabaka deri ve deriden mamül; sandalet, ayakkabı, eyer, semer, yorgan, yastık kırba ve ev eşyası benzeri eşyalar üretip satmaya başladılar. Bir bahar mevsimin de Şam’a doğru yola çıkardıkları kervana kendisi de katıldı. Kervanları geri dönerken de kumaşlar, silahlar, hububat, ve sebze-meyve getirdiler.

Kusay Mekke’ye yerleştikten sonra çevreyi inceleyince karşısına bazı önemli değerler çıktı. Arap yarımadasının güneyinden kuzeye doğru giden üç tarihi yol da Mekke’den geçiyordu. Kuzey bandında ana yol taşlık çölü aşıp Yesrib üzerinden geçip Şam’a giden yoldu. Diğeri kırmızı denize paralel Akabe üzerinden Şam’a ulaşıyor; bir diğeri ise Necid’den geçip Irak üzerinden Şam’a ulaşıyordu. Güney bandında ise Yemen’e, Bahreyn’e ve Umman’a giden yollar vardı.

İklim şartlarından dolayı, her mevsim Şam’a gitmek mümkün olmuyordu. Kış aylarında da Yemen tarafına kervanlar düzenlemeye başladılar. Bu ticaret kervanları Kureyş için çok önemli bir hayat kaynağı haline gelmişti. Bu kervanlardaki deve sayısı üç yüzle başlamış yüz yıllar sonra sayısı beş bini bulmuştu. İhraç mallarında öncelik deri ve mamüllerinde idi. Buna zamanla altın, gümüşün yanında oud, damla sakızı ve karabiber gibi ıtrıyat ürünleri ihracatı eklendi. Kusab b. Kilab devrin iki gücü olan Bizans ve Pers imparatorluklarının merkezlerine halkını temsilen gitmiş antlaşmalar imzalamıştı. Kudüs’te Bizans kralı ile Hire’de Pers kisrası ile yaptığı antlaşmalar ile ticari imtiyazlar elde etmişti. Gizemli ülke Hindistanın mallarını Mekkeliler Yemen’den alıp Şam bölgesine daha hızlı taşıyorlardı.

Mekke’de şimdikilere benzeyen ticaret odası benzeri bir yapı da oluşturdu. İkisi Mekke’nin içinde, ikisi de civarda kurulan modern fuar benzeri panayırlar ihdas etti. Ukaz, Mina, Mecenne ve Zü’l Mecaz fuarlarında hacdan önce ciddi bir ticari hareketlilik oluyor, ticaretlerini bitirip sonra haclarını eda ediyorlardı. Kusay b. Kilab Mekkeli olmayanlardan bir tür vergi alma adetini başlattı. Gümrük vergisi benzeri bu vergi; gelirleri daha çok hacıların ağırlanmasına harcanıyordu. O günün modern dünyasının zenginliği çölde yaşayan bu kavme akıyordu. Bunu başarmışlardı.

Bir milletin doğuşuna şahitlik ettik beraber. Bu milletin bozulup yıkılmasını ise sonraki yazıya bırakıyoruz.

Nazım ABASIYANIK

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here