Spor Sizin İçin Yoksa….?

0
396

İnsanlar sporu bir hobi kimisi ise bir meslek olarak icra ediyor fakat bunların dışında kalanlar ne olarak görüyor? İşte bu yazıda bunun cevabını bulmaya çalışacağız.

Aslında ana konuya girmeden önce ben sporu nasıl görüyorum bunun cevabını sizlere vereyim. Eski bir basketbolcu olan bir adamın oğlu olarak babam tarafından 7 yaşında basketbol’a başladım.

İstanbul’da Yeşilyurt spor klübünde altyapıya seçildikten sonra baba mesleğinden dolayı 10 yaşında Ankara’ya gitmek zorunda kaldım. Ankara’da uygun bir ortam bulamasamda okul takımında uzun bir müddet oynadım. Sonra basketbolu hatta sporu uzun bir süre yapmadım.

Şuan ise hem yazıyorum hem de oynuyorum. Spor aslında insanların o yoğun yaşamlarından bir an çıkmalarını sağlayan etkili bir terapidir.

Peki biz bu terapiyi gerçekten bize iyi gelmesi için mi yapıyoruz yoksa daha da hastalanmak için mi? Sporu hobi ve meslek olarak yapanların dışında bir de taraftar olarak takip eden kimseler var. Neredeyse herkesin desteklediği bir takım hatta takımları var.

Bu destekçiler içinde bir de ‘’Holigan’’ bir yapı var. Geçen hafta yaşanan bir olay vardı. Yunanistan liginde şampiyonluk yarışı kızışmış AEK Atina, Olympiakos ve Paok bu yarışın içinde kalmış üç takım. Fakat öyle olaylar yaşandı ki bundan üç hafta önce Paok kendi evinde yaşanan olaylar sonucunda Olympiakos’a hükmen kaybetmiş, hemen ardından Paok taraftarları Yunanistan metrolarını basmış ve eylem içine girmiş hatta olaylar öyle bir hal almıştı ki Havalimanı apronuna girmeye çalışırken Yunan polisi tarafından yakalanan Paok taraftarları o gün şampiyonluklarını ilan etmişti.

Bu olayların sıcaklığı altında geçen hafta oynanan Paok-AEK maçında son dakika da atılan Paok golü ve bu golün Video Hakem Sistemi ‘’VAR’’ tarafından iptal edilmesi.

Sonuç olarak sahaya belinde silah ile inen ve hakemlerin peşinde koşturan bir kulüp başkanı ‘’İvan Savvides’’. Maçları şöyle bir izlediğimde ortada gerçek manada hakkı yenilmiş bir kulüp var. Fakat adaleti arama şekilleri çok yanlış.

Türkiyede’de buna birçok örnek verilebilir fakat bunun için en can alıcı olay 2010-2011 sezonu şampiyonluk yarışı. Türkiye’de spor için tek kelime denilecek olursa ‘’SİYASET’’ bu yapı ne derse iki dakika içinde her şey değişebilir ve kimsede buna ses çıkarmaz çünkü düzen bunu insanlara alıştırdı.

Bir 3 Temmuz günü polislerin yaptığı baskında Fenerbahçe başkanı Aziz Yıldırım gözaltına alınmış gerekçesi ise Şike ve Teşvik. Aynı gün bu yapıya destek olan 7 diğer kulübün bazı futbolcuları ve devamında başkanları da gözaltına alınmış hatta bazıları tutuklanmıştı.

3 Temmuz gününün ardından tatil olan meclis apar topar toplanıp 6222 sayılı sporda şiddet yasasını bir gecede değiştirmişlerdi. İşte o günden sonra Türkiye’de spor artık siyasetin tek eline girdi kim patronu yalarsa borçlar silinir, kim en çok Cumhurbaşkanım derse stadyumları devlet tarafından yapılır hale geldi.

Düzen değişti, adalet yerini bulmadı hatta ve hatta şike olayını hazır da zaten bir Fetö süreci var onların üstüne yıkıp kurtulalım bile dediler. Sonuç olarak onu da Fetö üstüne attılar.

Fakat burada hakkını araması gereken Trabzonspor oturdu ve olanları izledi. Kupasını işgal eden baştaki adama halen daha oy verdiler yetmedi tek bir kelime söyleyip hakkını aramadı.

İstisnalar yok mu?

Var tabiki.

Anadolu Efes Türkiye’nin bu düzene karşı ayakta kalan tek kulübü. Alt yapıdan, üst yapıya kadar her yerinde bir sistemi olan taraftarları bu ülkeye örnek olan bir yapı. Yeri geldiğinde gerekli sosyal anlaşmalar içinde bulunan Avrupa’da kendine has sistemi ile ülkemizi en iyi şekilde temsil eden bir oluşum.

Velhasıl kelam ülkece bu düzene karşı ayakta kalmış böyle güzide bir kulübe halen daha sahip olduğumuz için şanslıyız.

Peki Avrupa da spor sistemi nasıl?

Birçok spor branşı var ve bu branşlar içinde dünyada en popüler olanı ise Futbol. Avrupa insanı sporu bir sanat olarak, kültürel bir değer olarak kabul ediyor. İngiltere de kümede kalma mücadelesi veren takımın bile stadyumları dolup taşıyor çünkü halk başarıdan ziyade oraya eğlenmek için geliyor.

Sanki bir tiyatro izliyormuş gibi sadece topu takip ediyorlar. İnsanların herhangi bir kaygısı yok çünkü orada spor gerçek manada spor olarak yapılıyor.

Bir örnek de her yaz 20-26 Haziran arasında ki pazartesi günleri başlayan ve düzenlenen Wimbledon Tenis turnuvası olabilir.1877 yılından beri İngiltere’de düzenlenen bir turnuva ve dünya’nın en prestijli spor organizasyonlarından biri olarak kabul edilir.

İnsanlar ellerinde yörenin meşhur lezzeti olan çilek ve krema ile courtlar da yer olmasa dahi Wimbledon tepesine çıkıp mücadeleleri takip ederler.

Çünkü onlar için orası bir eğlence ve kültür yeridir.

Ne siyasetin kirli elleri oraya dokunuyor ne de adaletsiz bir ortamları var. Oturmuş bir düzen içinde herkes elinde birası ve cipsi ile eğlencesine bakıyor.

Spor aslında tam olarak bu ve o insanlar oturan bu düzenin hakkını vererek eğleniyor.

Bizler sporu holiganizm ve ölüm kalım meselesi haline getirirken onlar ise kültürel bir değer haline getirmişler.

Velhasıl kelam bilmiyorum Türkiye’de sistemi nasıl değiştiririz ama atacağımız ilk adım bakış açımızı değiştirmek olmalı.

İnanın sizler değiştikçe bu yapı ve oluşum da mecburen değişmek zorunda kalacak.

Ama ilk önce siz ve ben…

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here