Kaçırılanlar.. @VideonTR aracılığla

0
597

Kaçırılanlar…

15 Temmuz kontrolü darbe girişiminin ardından 150 bin kişi gözaltına alındı, 110 binden fazla kişi kamudan ihraç edildi. Erdoğan rejimi darbe girişimi adı altında insanların sadece işlerini ve özgürlüklerini değil yaşam haklarını da elinden almak istiyor. Darbe girişiminin ardından kaçırılan 13 kişi de bunun en büyük kanıtlarından biri olarak gösteriliyor. “Devleti, silahlı bir çeteden ayıran özellik hukukun, yargının varlığıdır” diyordu darbecilikten suçlanan gazeteci Ahmet Altan tarihi savunmasında. Bugün hukuk tanımayan kişiler tarafından kaçırılan 13 kişiden 6’sını anlatacağım size. Turgut Çapan, Önder Asan, Mustafa Özben, Cengiz Usta, Murat Okumuş ve Fatih Kılıç önce mesleklerinden ihraç oldular, sonra da birer birer kayboldular ya da kaybettirildiler.

31 Mart’ta kaçırılan Turgut Çapan, 1 Nisan’da kaçırılan Önder Asan ve 9 Mayıs’ta kaçırılan Mustafa Özben, 15 Temmuz’undan sonra Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Turgut Özal Üniversitesi’nde çalışıyordu. 31 Mart 2017 günü Turgut Çapan’ın eşi Ülkü Çapan, eşinin çalışma arkadaşı Önder Asan’dan eşinin Yenimahalle’nin Şentepe semtinde kaçırıldığını öğrendi. Ardından karakola giderek kayıp başvurusu yapan ve hastaneleri kontrol eden, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı ve MİT’e başvuru yapan Çapan bir sonuç elde edemedi. Sosyal medyada yayınladığı kayıp videosundan bir gün sonra kendi eşinin ardından 1 Nisanda kaçırılan Önder Asan’ın eşi Fatma Asan’dan haberdar oldu. Önder Asan bir felsefe öğretmeniydi. Fatma Asan’ın karakolda yapmak istediği kayıp başvurusu eşi zaten arananlar listesinde olduğu için kabul edilmedi. Adliyeye yönlendirildi ve 3 Nisanda soruşturma başlatıldı Eşleri aynı semtte sırra kalem basan Ülkü Çapan ve Fatma Asan, resmi makamların yavaş hareketine daha fazla dayanamayıp kendileri bir iz bulabilmek adına avukatlarıyla birlikte harekete geçti. Eşinin kaçırıldığı bölgedeki dükkân ve apartman kameralarını inceleyen Ülkü Çapan, bir apartmanın ön kamerasından eşinin geçtiğini gördü. Ancak yolun diğer tarafındaki kamerada eşi Turgut Çapan’ın çıkışını göremedi. Bölgeyi farklı açıdan gören bir diğer kameradan ise eşinin olduğu yere siyah bir Transporter minibüsün hızla geldiğini fark etti. Yani Turgut Çapan bir sokağa girmiş arkasından siyah bir Transporter gelmiş ve Çapan sokaktan çıkamamış, ortadan kaybolmuştu. Ülkü Çapan ve avukatları 18 Nisan’da Ankara Valisi Ercan Topaca ile görüştü. Ülkü Çapan o görüşmeyi şöyle anlatıyor: ” Vali bey eşimin kendi isteğiyle kaçmış olabileceği yönünde beni ikna etmeye çalıştı. ‘Bir yere saklanmış olabilir’ dedi. Eşimin bir apartmanın önünden geçtiği ama diğer taraftan geçemediği, o sırada siyah minibüsün yanaştığı görüntüleri olduğunu söyledik. Vali Bey de görüntüleri özel kalemine vermemizi istedi.”

Önder Asan’ın eşi Fatma Asan ise eşini en son gördüğü yerlerde aramaya başladı. Eşinin ortadan kaybolduğu cumartesi günü saat 13.48 de eşini gören bir site görevlisi ile karşılaştı. Savcılıktan alınan izinle çevredeki kameralar incelemeye alındı. Görüntülerde eşinin bir taksiye bindiği anlaşıldı. Taksinin plakasına ulaşan Fatma Hanım taksiciyle görüşmeye gitti ve taksicinin anlattıkları karşısında dehşete kapıldı. Taksicinin anlatımına göre seyir halindeyken önleri, biri siyah Transporter marka olmak üzere üç araç tarafından kesildi, araçtan inen 9-10 silahlı adam Önder Asan’ı kaçırdı. Taksi şoförü 18 Nisanda verdiği ifadesinde, 30 saniye süren bu kaçırma eylemini gerçekleştirenlerin kendilerini polis olarak tanıttıklarını bu nedenle plaka veya kimliklerine bakmayı düşünemediğini belirtti. Turgut Çapan ve Önder Asan’ın aynı şekilde kaçırılmaları üzerine Avukat Burak Çolak, Turgut Çapan ve Önder Asan’ın soruşturmalarının birleştirildiğini ve Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından dosyaya gizlilik kararı konduğunu söyledi. Ankara’da bindiği taksiden kaçırılan Önder Asan, 42 gün sonra Emniyet’te bulundu. Eşi Fatma Asan, 14 Mayıs günü Twitter hesabından yaptığı paylaşımda eşinin kendisine anlattıklarını şu ifadelerle paylaştı: “1 Nisan günü gittiğim Şentepe’de arabamın tekerleri kesilmiş olduğu için bir taksiye bindim. Ancak yolda Vatan Caddesi üzerinde taksinin önü 4 araçla birden çevrildi. Kendilerini polis olarak tanıtan kişiler beni indirip siyah bir Transporter araca bindirdiler. Gözlerimi bağlayıp bilinmeyen bir yere götürdüler. Yol boyunca dövdüler, hakaret ettiler. Sonra kelepçeleyip bir hücreye koydular. İşkenceler gördüm. 12 Mayıs’ta beni yine gözü bağlı olarak minibüse bindirdiler. Araçtan indirip gözlerimi açtılar. Eymir Gölü’nün yanıydı. Ankara Emniyeti’ni aradılar. Bana, ‘Ben Fethullahçı Terör Örgütü üyesi Önder Asan, teslim olmak istiyorum. Lütfen gelip beni teslim alın’ dedirttiler. Bir de etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğime dair bir kağıt imzalattılar. Sonra polisler gelip beni aldı.”

Ailelerin endişeli bekleyişi sürerken Turgut Özal Üniversitesi’nde hukuk derslerine giren Ankara Barosu’nun eski avukatlarından Mustafa Özben’in 9 Mayıs 2017 günü yine Ankara Şentepe’de kaçırıldığı ortaya çıktı. Mustafa Özben sabah saatlerinde kızını okula bıraktıktan sonra evine dönmeyince eşi Emine Özben polise gitti. Eşinin zaten arandığı ve bu nedenle kayıp başvurusu yapılamayacağı söylendi kendisine. Polisler Emine Hanımı eşinin kendi isteğiyle kaçmış olabileceğine ikna etmeye çalıştı. Emine Özben, 11 Mayıs Perşembe günü akşam 22:00 sıralarında 0537 047 81 01 numaralı hattan eşinin kendisini aradığını söyleyerek “Eşimin sesi tedirgin geliyordu, ben ve çocuklarımızın durumunu sordu, sonra sesler karıştı ve elinden telefonu alıp kapattılar. Sesi iyi gelmiyordu. Bana kaçırıldığını ve zor durumda olduğunu hissettirdi ve en çok da bize bir şey olup olmadığını anlamak istedi” dedi. Bu hat sahibinin kim olduğu konusunda herhangi bir işlem yapılmadı. Emine Özben, bu olayla ilgilenecek bir avukat bulamadığı için günlerce konuyu araştıramadı. 24 Mayıs 2017 Çarşamba günü, eşinin, kızını okula bıraktığı yerden itibaren ipucu aramaya başladı. Mustafa Özben’e ait aracı Şentepe’de terk edilmiş halde bulan Emine Özben, eşinin, aracını bulduğu yerde kaçırılmış olabileceğini düşünerek çevredeki kamera kayıtlarını incelemeye başladı. Araştırmaları sonucunda bir şokta o yaşadı. Eşi siyah Transporter’dan inen maskeli üç kişi tarafından kaçırılmıştı. Emine Özben, olaya şahitlik eden bir kişiyi polise ifade vermesi için ikna etti. Şahit, 25 Mayıs’ta verdiği ifadesinde, Mustafa Özben’in kaybolduğu tarihte ve bölgedeki kaçırma olayına engel olamadan siyah Transporter’ın olay yerinden ayrıldığını söyledi. Olayla ilgili başlatılan soruşturma yargı bürokrasisinin akıbetini uğradı. Yetki alanı bahane edilerek dosya savcılar arasında gidip geldi. TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na dahil bütün resmi mercilere başvuru yapan Emine Hanım, eşini kaçıran aracın kime ait olduğunun tespit edilmesini ve eşinin hukuki sınırlar içerisinde yargılanmasını istiyor.

Peki ama neden kaçırıldı bu insanlar? Arama kararı olan bu insanlara neden yasal gözaltı süreci değil de kaçırma planı uygulandı? Yetkililerin OHAL’i bahane ederek kaçırılma olaylarına karşı ilgisizliği aileleri çaresizliğe sürüklerken kaçırma olayları devam etti.

Yine Ankara’da KHK ile ihraç edilen öğretmen Fatih Kılıç, 14 Mayıs 2017 günü saat 23.00 sıralarında Ankara Şehirler Arası Otobüs Terminali’nden ailesini yolcu ettikten sonra ortadan kayboldu.
Eşinden haber alamayınca Ankara’ya geri dönen Nihal Kılıç, 16 Mayısta polis ve hastanelere gitti ancak bir sonuç alamadı. Savcılıktan aldığı izinle kamera kayıtlarına ulaşan Nihal Kılıç, eşinin Kızılay yönündeki metroya bindiğini gördü. O civardaki karakollara yaptığı kayıp başvurularında polislerin şaşkınlığı endişelerini daha da arttırdı, nitekim sosyal medyadan diğer kaçırılma haberlerini de öğrenmişti. Diğer metro kamera kayıtları için savcılığa başvuru yapan Nihal Kılıç’ın başvurusuna rağmen hiçbir delil toplanmadı ve Fatih Kılıç dosyası 3 Temmuz 2017de savcılık tarafından takipsizlik verilerek kapatıldı.

İzmir’in Torbalı ilçesinde öğretmenlik yapan ve KHK ile ihraç edilen Cengiz Usta’dan ise
4 Nisanda 2017’den beri kayıp. Taksit yatırmak için evinden çıkan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Cengiz Usta, görgü tanıklarının ifadesine göre, Abdülhamit Caddesi’nde iki kişi tarafından zorla araca bindirildi. Polis tutanaklarına da olay bu şekilde geçti. Sosyal medyada bulunduğuna dair haberler dolaşsa da resmi merciler ya da ailesi tarafından bulunduğuna dair herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu vaka ile beraber Türkiye’nin kanayan bir yarası haline gelen kayıp KHK mağdurlarına bir yenisi daha eklenmiş oldu.

Maalesef Cengiz Usta kaçırılanların sonuncusu olmadı. İzmir’de OHAL sürecinde kayyım atanan Şifa Hastanesi’nde muhasebeci olarak çalışan Murat Okumuş, 16 Haziran 2017’de kaçırıldı. Kaçırılma olayını tespit eden Murat Okumuş’un babası Ahmet Okumuş, kendi imkanları ile yaptığı araştırmalarda kaçırılma olayına şahit insanları buldu. Görgü tanıklarının ifadesine göre Bornova Hükümet Konağı’na yakın bir mevkide iki beyaz araçtan inen 5-6 kişi Murat Okumuş’u zorla arabaya bindirdi. Engel olmaya çalışanlara ise kendilerini polis olarak tanıttılar. Yaptıkları araştırma sonucu Bornova’ya bağlı Erzene Mahallesi’nde oğlunun önünün iki beyaz araba ile kesildiğini ve kaçırıldığını öğrendiklerini belirten baba Okumuş, “Oğlumun önünü beyaz 20 AK 171 plakalı bir Volkswagen Cady araç ile 45 plakalı Toyota Auris marka iki aracın kestiğini öğrendik. Kamera kayıtlarına da ulaştık. Oğlumun önünü kesiyorlar. Etraftaki esnaf tepki gösterince ‘Biz TEM Şubedeniz’ diyorlar. Oğlumu alıp götürüyorlar” şeklinde yaşananları anlattı. İzmir Adliyesi’nde Gasp Savcısı İhsan Aras’la görüşen aileye kaçırılma görüntüleri izletildi. Ancak görüntüler aileye verilmeyerek dosya hakkında gizlilik kararı alındı. Dosya Örgütlü Suçlar Savcısı Berkant Kayakaya’ya gönderildi.

Kayıplardan biri hariç diğerlerinden bugüne kadar bir haber alınamadı. “Kim kaçırdı? Nereye götürdü? Şuan ne durumdalar? Hayattalar mı?” kimse bilmiyor. Valilik ve polis başvurulara cevap vermiyor. Kaçırılanlarla ilgili İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun 25 Nisan’da, Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan’ın da 29 Mayıs’ta TBMM’ye verdikleri soru önergeleri de cevapsız kaldı.

Türkiye’de 1990’lı yıllarda özellikle Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde birçok Kürt vatandaş devlete ait Toros marka beyaz otomobillerle kaçırılmıştı. O araca bindirilen insanların pek çoğu bir daha geri dönemedi… 90’ların utanç hatırası beyaz Toroslar yerini siyah Transporterlara bıraktı. 15 Temmuz’u Allah’ın bir lütfu olarak gören Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Diktatörlük olsaydı adamı alıp götürürlerdi” dedi ve bu isimleri alıp götürdüler.

Bu videonun hazırlanmasında emeği geçen metin yazarlığı, seslendirme ve montaj ekiplerine teşekkür ederiz.

Kaçırılan İnsanların yaşadığı trajediyi anlattığımız yayını VİDEON kanalımızdan izleyebilirsiniz.

Abone olmayı unutmayın

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here