Bela, “Geliyorum” diyor

0
1455

Biliyorsunuz bazı arkadaşlar bu dönemde menkıbelerle cemaat yönetilemez diye Hocaefendi’yi eleştiriyorlar. Herkes bilir ki menkıbelerde asla değil, fasla bakılır. Bugünlere kadar anlatılan, din büyüklerinin eserlerinde yerini alan menkıbeler üzerine araştırma ve incelemeler yapılmasında yarar olduğunu düşünüyorum.

Neyse bu konunun kritiğini yapıp, hükümler çıkaracak kadar akademik yetkim yok. Geçelim…

Meşhur menkıbelerden biridir. Hz Süleyman (as) zamanında bir adam gidip kendisinden hayvanların dilini kendine öğretmesini istiyor. Hz Süleyman (as), “bu senin için hayırlı olmaz, sana zararı olur” deyip adamı gönderiyor.

Adam sonraki zamanlarda tekrar tekrar gidip Hz. Süleyman’dan (as) aynı istekte bulununca “senin için hayırlı olmaz ama sen bilirsin” deyip adama hayvanların dilini öğretiyor.

Adam akşam evine gelip yemeğini yedikten sonra bahçeye hayvanların yiyecekleri şeyleri koyuyor. Sonra da kapı arkasına geçip hayvanların gelmesini bekliyor. Önce horoz gelip gagalamaya başlıyor, ardından tavuklara dönerek, “Efendimiz bugün ki yemeğimizi verdi, gelin karnınızı doyurun” diyor.

Tavuklar gelip yemeğe başladıktan sonra horoz köpeğe dönerek, “köpek kardeş gel yemeğini ye, sen de kaç gündür açsın” diyor.  Köpek, “yok ben gelmem” diyor.  Horoz,  “neden gelmiyorsun” deyince köpek, “yarın eşek ölecek, bende onun but kısmını yiyeceğim, böyle bir ziyafet varken niye karnımı bununla doyurayım” diyor ve gelmiyor.

Bunu duyan adam kendi kendine, “eşek elimizde kalacak, ben en iyisi hemen bunu satayım, bende ölmesin” deyip eşeği götürüp satıyor. Dönerken de, “oh ne güzel, eşeği sattık, paramızı da cebimize koyduk; yoksa elimizde ölecekti. Hz. Süleyman (as) da diyor ki ‘benim için hayırlı değilmiş hayvanların dilini öğrenmek’ bak işte ne kadar kârlı bir iş yaptım” diyerek eve dönüyor.

İkinci gün aynı şeyler oluyor. Bu sefer köpek horoza, “yarına öküz ölecek, ben onun falan yerini yiyeceğim, böyle bir yemek varken niye karnımı onlarla doyurayım” diyor. Bu konuşmayı da duyan adam ertesi gün olmadan öküzü de satıyor, parayı cebine koyuyor ve bu iş çok kârlı oldu diye düşünerek evine dönüyor.

Üçüncü gün yine aynı şeyler yaşanıyor. Köpek yine yemeğe gelmeyince horoz “ya köpek kardeş, eşek ölecek dedin ölmedi, öküz ölecek dedin ölmedi, bu sefer niye gelip karnını doyurmuyorsun” deyince köpek, “yarın efendimiz ölecek, taziyeye gelenlere kap kap yemekler yapılacak, ardından kalanları yiyeceğim, o kadar yemek varken niye bunlarla karnımı doyurayım ki?” diyor.

Bunu duyan adam tutuşuyor, soluğu Hz. Süleyman’ın (as) yanında alıyor ve bir bir olanları anlatıyor.
Hz. Süleyman (as) adama, “sen buna dayanamazsın, senin için hayırlı olmaz demedim mi?” diyor.

Adam, “ölmek istemiyorum” diye ısrar edince Hz. Süleyman (as) “Senin hanene bir musibet inmişti ve o eşeğin ölmesiyle son bulacak, kalkacaktı. Ama sen tuttun eşeği sattın, sonra musibet daha da büyüdü, bu sefer öküze isabet etti ve onun ölümüyle ortadan kalkacaktı, sen bu sefer tuttun öküzü sattın, musibet daha da büyüdü ve sana isabet etti, yapacak bir şey yok” diyor.

Zaman, mekân ve şartlara göre bu menkıbeden çok farklı dersler çıkarmak mümkün. Gelin bu menkıbeye bakarak günümüzü değerlendirelim:

17-25 Aralık 2013’te yaşanan hadiseler farklı bir dille “bakın bu adamlar arsız, hırsız, bunlarla iş tutmayın, bunların peşinden gitmeyin” dedi. Ama bu millet maalesef “yok, biz bunlardan ayrılmayız, çalıyor ama çalışıyorlar, seçimler de yakın, bunlarla yola devam” dedi.

AKP şemsiyesi altında bu milletin başına çöreklenen şer şebekesi seçimlerle def edilecekken tam tersi oldu, daha da güçlendiler. Bu güç onları pervasızlaştırdı, hırsızlığı kılıfına uydurup, fetvalar eşliğinde çalmaya başladılar. Çalmayanlara devlet kademelerinde hayat hakkı tanımadılar.

Çalmaya, yemeye, sömürmeye doymayan canavardan kurtulmak için 7 Haziran 2015 seçimleri bir fırsattı. 1,5 yıl önce yaşananları unutan halkımız yine aynı şekilde düşünüyordu. Hatta “verin 400 vekili, bu iş huzur içinde çözülsün” tehdidini duymazlıktan geldi. Seçimlerde istediğini alamayan canavar diş kirası olarak 1 Kasım 2015 seçimlerine kadar 600 kişinin ölmesine sebep oldu. Yönlendirilmiş uşaklar vasıtasıyla yapılan yorumlar, analizler, değerlendirmeler ve algı çalışmalarıyla halka gözdağı verildi.

Canavara daha büyük bir sille vurmak varken “koalisyon kaostur, bunların alnı secde görüyor” diyen halk AKP’yi yine tek başına iktidara taşıdı. Hâlbuki AKP’ye seçimi kazandıran “korku”dan başka bir şey değildi: can korkusu, iş korkusu, makarna-kömür alamama korkusu…

Atalarımız, “yüz verme, arsız olur” demişler, ama dinleyen kim? Her seçimden sonra arsızlığını artıran canavar doymuyor, daha büyük bir iştahla çalmaya, sömürmeye devam ediyordu. Güçlendikçe iştahı artıyor daha çok yemesi gerekiyordu. Canavarı eliyle büyütenler de ne yapacaklarını bilememin acziyeti içindeydi.

Hizmet Hareketi olan biteni elinde kalan imkânlarla dile getiriyordu ama “atı alan Üsküdar’ı geçmiş”ti. Buna rağmen Hizmet’in tavrı canavarın canını sıkıyordu. Zira herkesi sindirmişlerdi ama onlar dimdik ayakta idi. Haksızlıkları dile getiriyor, halka gerçekleri göstermeye çalışıyorlardı. Demokratik ve hukukî yollarla Hizmet’i yok edemeyeceğini anlayan canavar 15 Temmuz’da tekrar dişini gösterdi.

Üzerinden geçen bu kadar zaman içinde 15 Temmuz’un bir tiyatro olduğu ortaya konmasına rağmen halkımızın tavrı değişmedi: “250 şehit var, meclis bombalandı, F16’lar bomba attı, Reis’i yedirmeyiz…” Hâlbuki kaybeden yine kendisiydi.

İyice azgınlaşan canavar kabına sığmamaya başladı. Türkiye artık ona dar geliyor. Şimdilik Suriye’ye el attı. Hiç kimse “neden?” sorusunu soramıyor. Çünkü sorsa başına geleceği biliyor. Onun yerine “millet, vatan, bayrak, lider” edebiyatı ile gün geçirip “bana dokunmayan canavar bin yaşasın” muhabbeti yapıyor.

Bu arada milletin çocukları ölüyor; büyük büyük ihalelerle götüren götürüyor; “halkın cebinden para çıkmayacak” dendiği halde köprü ve havaalanlarının eksik kalan hesabı devletin kasasından ödeniyor; eğitim, hukuk, ekonomi alanlarında dünyada son sıralarda yer alıyor; işkence, insan hakları ihlali, cinayet, tecavüz, rüşvet gibi alanlarda ise dünyada ilk sıralarda yer alıyoruz. Bunlardan daha büyük bela ve musibet olur mu?

Kaç kişi bu satırları okur bilmiyorum. Diyeceğim o ki;

Yol yakınken gelin aklınızı başınıza alın. Kimin peşinden gittiğinizi görün. Ahirette Allah hesap sorduğunda “duymadım, görmedim” diyemeyeceksiniz. Her seferinde başımıza gelen musibet büyüyor. Korkarım ki bugün Hizmet mensuplarının yaşadığı mağduriyeti yarın bütün bir millet olarak yaşayacağız. Unutmayın “Allah imhal eder ama ihmal etmez”.

 

Halit Emre Yaman

@halitemreyaman

halitemreyaman@hotmail.com

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here