Bir Cebr-i Hicret Hikayesi

0
1472

Türkiyede geçirdiğim çocukluğum ve yeni başlayan gençliğim sadece iktidarın muhalif olanlara yaptığı zulmün neticesi olarak Makedonya topraklarında devam etmek zorunda bırakılmıştı.

Önce ailemin sonra da kendimin güvenliğinden endişe ettiğim için bir gün tüm aileyi toplayıp konuştum ve ertesi gün uçakla makedonyaya geldik. İnsanın ne olursa olsun
kendi rızası dışında mecbur bırakılarak ülkesini terketmesinin nasıl bi duygu ve düşünce olduğunu tarif edebilmem mümkün değil. Ancak benimle aynı kaderi paylaşan diğer insalar bilebilir.

Bu sürecin bana hissettirdikleri karşılaştığım hüzün dolu hayat hikayelerini anlatmak değil de buraya geldikten sonra yaşadığım güzel hadiselerden yalnızca birini sizlerle paylaşmak istedim.

Yaklaşık bir buçuk yıldır yaşadığımız evimizin üst katına yeni bir ailenin taşındığını
apartmandan gelen sesler ve kapının önüne parkedilmiş eşya yüklü ufak bir minibüsü görünce anladım. İnsanlara karşı muhabbet içinde olmak hele ki komşuya karşı efendimizin de hadislerinde belirttiği üzre ne kadar hassas ve samimi olunması gerektiğini doğduğumdan beri içinde bulunduğum çevrem tarafından öğrenmiştim.

Aklıma direk ufak bir hediye alarak hoşgeldiniz demeye gitmek gelmişti. Makedoncayı yalnızca selamlaşma hal hatır sorma ve yön tarifi dışında bilmediğim için ingilizceme de çok güvenemediğim için lise eğtimini Amerikada alan erkek kardeşimi de yanıma alıp gitmek iyi fikirdi.

Ailece yeni komşularımıza “hoşgeldiniz” yazılı bir pasta yaptırdık ve kapılarını çaldık. Kapıyı açan beyefendinin pastayı görünce mutluluğu belli olan bakışları sonrası başlayan muhabbet ve bizi eve kahveye davet edip bize Türk kahvesi yapmalarıyla hala devam eden aramızdaki kıymetli dostluk başlamıştı.

Amerikalı bir aileydi. Anne baba ve 3 yaşında dünya tatlısı bir çocukları vardı. Havadan sudan tanışma aşamasında geliş amaçlarının makedonyaya iltica eden kamplardaki suriyeli mültecilere maddi ve manevi yardımda bulunmak için en az 4 yıl kilise tarafından göreve
gönüllü olarak geldiklerini söylediler.

Bizim çaya kahveye yemeğe gidiş gelişlerimiz devam etti. Annem evin hanımına deniz mavisi gözleri renginde bi kolye hediye etmişti. Şimdi size asıl anlatmak istediğim o gün, hanımefendi annemin ona aldığı kolyeyi takmış , tüm gece yüzünden gülümsemeyi eksik etmemiş aşçı eşi de bize harika bir sofra hazırlamıştı.

Bu bahsettiğim yemeğe kadar tüm fertler az çok birbirini tanımış, güzel muhabbetler kurmuş, bolca hediyeleşmiş ve artık tanış olmuştu. Komşumuz olan bu hıristiyan aile bize getirdiği kurabiyelerin bile içine kullandığı malzemeleri internetten araştırıp müslümanlar için helal olan gıdalarla yapıp getirmişti.

Kardeşime ablana elimi uzatmıyorum sizin için uygun değil diye, yanlış anlamasını istemem diye açıklama yapan, bizi yemeğe davet ettikleri gün “siz nereden et alıyorsanız beraber
gidip oradan alalım ben size hazırlayacağım yemekte o etleri pişireyim” diyen aslında tüm insanların olması gerektiği gibi yaşayan bir aileydi. Yemek faslı çok keyifli geçmiş oturma kısmına koltuklara geçmiştik.

Evin hanımı içeriye gidip anneme elindeki paketi uzattı. Annem ayağı kalkıp mahçup bi şekilde hediyeyi aldı. Kalın ve sıcacık tutacak tüm omuzlarından aşağı kadar bedenini sarıp ısıtabilecek örgü bir şal hediye etmişti.

Şal annemin elindeyken hanımefendi söyleyeceklerini anneme tek tek tercüme etmesi için kardeşime seslenmişti. Anneme dönüp arada bir elini annemin aldığı kolyeye götürüp
eliyle sevgiyle tutarak ve gözleri ıslak ıslak şöyle dedi: “sende benim gibi ülkenden ayrıldın yurdundan uzaktasın. Bunun ne demek olduğunu çok iyi bilirim. Ve şimdi de yeni bir eve taşınacaksın. Kendini yalnız hissedebilirsin. Öyle hissettiğin zamanlarda bu şala sarıl ve yalnız olmadığını hisset.” Bunları söylerken gözünden yaş gelmiş ve anneme öyle içten
sarılmıştı ki. Bende göz yaşlarıma hakim olamadım.

Evleri zaten eşyalı tutulan bir evdi. Yalnızca kıyafetlerini, çarşaflarını, belki üç beş tabak çanaklarını alıp dünyanın bi ucu dediğimiz amerikadan buraya sadece insanlara yardım için gelmiş, yemek duası yaparken ailece el ele tutuşup gözlerini kapatıp ihlasla önce bize sonra kendilerine dua eden bir aileden basediyorum. Bu ailenin bize karşı gösterdiği bu insani tavrı ne yazık ki insanlara aileleri bile gösteremedi Türkiyede.

Yemek ve hediye faslı bitmiş. Tatlı kahve ve muhabbet kısmına geçmiştik. Hadis ve Kur’an’dan örneklerden, bazen filmlerden bazen insanlıktan bazen yemek tariflerinden bazen de İncilden bahsederken konu Türkiyenin içinde bulunduğu üzücü vaziyete gelmişti.

Bizim neden burada olduğumuzu biliyorlardı. Merak ettikleri şeyler vardı. Bunları kardeşime
sorarken kardeşim konuşma esnasında şu an muhalif olan herkesin maddi ve manevi olarak mutlaka bi şekilde zarar gördüğü, hapishanelere atıldığı ve terörist ilan edildiğini söylediğinde yüzlerindeki şaşkın ve üzgün o ifadeyi görmenizi çok isterdim. Bir anda herkesin üzüldüğünü anlayan ev sahibi beyefendi kardeşime “Siz nasıl teröristsiniz! Siz benim gördüğüm en iyi teröristsiniz(!)”dedi ve herkes aynı anda sesli sesli gülmeye başladı.

Günün sonunda misafirlikten ayrılırken yine evin sahibi “Sizi tanıdığımız için çok memnunuz. Biz artık bir aileyiz. Ne zaman bir şeye ihtiyacınız olursa
buradayız.” dedi.

Ve bir gün ancak bu kadar anlamlı başlayabilir ve bitebilirdi.

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here