Bize Kaça Olur?

0
666
Türkiye’de 15 Temmuz sonrasında maalesef yüz binlerce insan gözaltına alındı, tutuklamalar oldu ve hız kesmeden devam ediyor. Problemli yargının mağdur ettiği yüz binlerce insan ve aileleri için önemli bir sorun daha var. Fabrikatörden öğretmene; akademisyenden ev hanımına paran varsa dert, yoksa başka dert.
Her gece, “ya beni de örgütçü diye gelip tutuklarlarsa, malıma mülküme el konsa, fabrikalarıma kayyum atanırsa ne yaparım” diye uyuyamıyor. Diğer taraftan gariban zar zor bir öğretmen olarak bir okula atanmış, ya da örgüt bahanesi ile okulu kapatılmış eğitimli insanlar da aynı endişeyi taşıyor, “tutuklarlanırsam ne yaparım, çoluğum çocuğuma kim bakar ne yer ne içerler” diye ne Musa’ya ne de İsa’ya yaranamamanın endişesiyle sırasını (!) bekliyor.
Bunu fırsat bilen, ağzı laf yapan birileri, AKP yönetimiyle, bürokratlardan biri ile tanışıklığı varsa hemen devreye giriyor, “işini ben hallederim”, “savcı arkadaşım var”, “falanca il meclis üyesi benim tanıdığım” diye kurulmuş düpedüz mafya sistemini uygulamaya geçiriyorlar. Elbette bu mafyatik bireylerin muhataplarının gerçekten suçlu veya suçsuz olması umurlarında değil.
Yüzlerce örneği var. Tuzun koktuğu yerden bildiriyorum sevgili okur: Bir ilimizin cengaver savcısı(!) sayısını henüz kimsenin bilmediği, belki de böyle giderse kimse şikayetçi olmayacağı için bilemeyeceğimiz kadar kişiden, “ben davayı hallederim” sözüyle yüklü miktarda para aldıktan sonra “yıllık izne ayrılıyorum” bahanesiyle yurt dışına çıkıp izini kaybettirdi…
Paralı iş olur da tarifesi olmaz mı? Her davanın da bir fiyatı varmış meğer. Davanın büyüklüğüne göre fiyatını da belirlemişler ama işin sonunda ne koparabilirse koparıyorlar artık… Aslında balık baştan kokmuş bunlar kuyruğundan yayılanlar. Güncel bir misal yerinde olacak sanırım.
AKP genel başkanı Erdoğan, Alman medyası adına Türkiye’de gazetecilik yapan tutuklu Deniz Yücel için halkın karşısında yüksek tondan, aslında gazeteci değil terörist, hain bir ajan olduğunu, ellerinde belgelerle ispat edeceklerini, kendisinin yaşadığı sürece onu (D. Yücel’i) hapislerde çürüteceklerini söyledi.  Ancak geçen hafta bir baktık ki Deniz Yücel serbest bırakıldı ve özel uçakla Almanya’ya eline “tutukluluğunun devamına” yazan bir kâğıt vererek gönderildi.
Birleşmiş milletler raporlarına göre, ağır şartlarda tecrit ve işkenceye tabi tutulan Deniz Yücel gibi üç yüzden fazla gazeteci halen Türkiye’de hapishanelerde yatarken bu ne yaban çelişki! Neyse ki kim olursa olsun bir gazetecinin hürriyete kavuşmuş olması gibi bir sevindirici durum da var. Bu denli hızlı dönüşlerle devlet itibarını, özelde de adalet anlayışını yerle bir ederken artık size kim inanır?
Dünya medyasında yankılanan haberler, Erdoğan’ın, Deniz Yücel’i bir pazarlık sonucu bıraktığı yönünde. Hatta bu haberlerde, Türkiye’de tutuklu bulunan benzer durumdaki yabancı ülke vatandaşlarının olduğundan ve bir gün onların da pazarlık sonucu bırakılabileceğinden bahsediliyor.
Merak ettiğim bir şey var? Madem pazarlık sonucu insanları bırakıyorsunuz o zaman halen suçsuz ve günahsız şekilde içeride tutulan on binlerce insan ile ya da onlar üzerinden pazarlık mı yapılmak isteniyor? Herkes elinde avucunda ne varsa cumhurbaşkanı mı, başbakan mı, il/ilçe başkanı mı, savcı mı, hakim mi, kim alıyorsa ona öderse bu iş biter mi?
O zaman, neredeyse otuz yıldır Avrupa’da yaşayan, listeye(!) yazılmış, hakkında tutuklama kararı verilmiş, Türkiye’de evi basılmış, pasaportu iptal edilmiş, darbe vs. gib hiçbir suçla uzaktan yakından ilişkisi olmamış benim gibi yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza da aynı hak doğar mı?
O zaman biz buradan bir pazarlık yapıp, elde avuçta ne varsa vererek aramızda anlaşalım da pasaport iptallerimiz kalksın, mağduriyetlerimiz giderilsin.
Ne dersiniz, sizce olur mu sayın yetkililer, olursa bize kaça olur?
Abdullah Dalkılıç
Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here