Merhamet Aynası

0
336
 “…Halbuki  bütün validelerin şefkatleri ancak bir lem’ a-i tecelli-i rahmettir.” (Sözler)
 Şefkat   ve merhamet.   Birbirini tamamlayan ve  tanımlayan  iki kelime. İki eşsiz  makam. Anne olunca bir kadın, içindeki dallar meyveye durur. Bir erkek baba olunca zannederim içinde derin akan  gümrah ırmaklar bulur. Evlat bir hediyedir. Dahası emanettir. Kokusu cenneti taşır, gülüşü cihana denktir.
      Ayrılık bir hicran.  Firkat bir kor alev. Kim ayırabilir bir  anneyi ve babayı evladından? Kim diri diri ciğerini söküp alır bir kadından? Kimdir, masum yere anneleri tutsak yapan? Elini kolunu bağlayan, hangi adalet hangi vicdan?
           Artık tek ses olmuş ve çok bilmiş, ruhsuz tv programlarında, kim anne sütünün önemini anlatan?  Söyleyin kim, doğumhane kapılarında tazecik anne olmuş kadınların sevincini kursağında bırakan? Bir değil. İki değil. Üç değil. Kim 1 günlük bebeği soğuk ve gri renkli yüksek güvenlikli, avlusu bile çift telli zindanlara dolduran? Kim üç yavrunun en küçüğünü yanına almasına müsaade edip de diğer iki yavruyu anne hasreti ile kavuran?
 Zindan soğuk. Duvar soğuk. Su soğuk.
Beton soğuk. Yatak soğuk. Demir  soğuk.
Kim emeklemeye yeni başlayan bebeklerin yıpranmış pantolonlarının müsebbibi?
     Kim yanında yakını olmadan anneciği ile buz gibi bir camın arkasından görüşsün diye, minicik yavruyu içeri alan görevli? Hani “tuvaletim  geldi anne” demişti de, anneciği ne yapacağını bilememişti. Arada kalın bir cam. Camın arkasında anne yüreğinden bir can.  “ Anne beni tuvalete götürsene” diye yalvaran evladına eli yetmemişti. Sahi çaresizlik neydi?
     Çaresizlik, meydanlarda insanlığa ait bütün değerlerini yitirdikten sonra ne yapacağını bilmez halde tehditler savurarak höykürmekti. Kendisi acınacak halde olduğunu bilmeyerek “Bunlara acımayın, acırsanız acınacak hale düşersiniz” deme zilletini göstermekti.
         Kimdi, eşini ziyarete gittiği esnada tutuklayıp da anneyi. Dört evladı aracın içinde bekleten  zalim? Hani biri özel gereksinimliydi yavruların. Hatırlandın belki.
      Peki kim, aylarca minik kızı ile hapishanede tutup bir kadını, ocak ayında salıverdikten sonra, şubat ayında tekrar tutuklayan? Adalet neydi unuttuk çoktan.
 Anne tutuklu .
Ihraç olduktan sonra geçimini pazarcılık yaparak sağlamaya çalışan baba tutuklu.
Altmış kusur yasındaki tansiyon hastası dede tutuklu.
Bir evden üç tutuklu.  Hasta ve yaşlı  bir anneanne. Ve iki yaşında dünya güzeli  bir  kız çocuğu. Ismi Azra. Uzaklarda da değil üstelik Manisa da. Babasını görmeyeli 8 ay. Anne kokusundan mahrum olalı 5 ay.
Bazı şeyleri söylemek ne  de kolay.
Ne yapıyor Azra bebek anneciği ile babacığını özlediğinde gördünüz mü? ikisinin  birlikte çekildikleri resmi öpüyor önce. Yere koyuyor. Sonra gidiyor. Geliyor tekrar öpüyor  sonra. Sonra tekrar gidiyor. Dönüp bir  buse daha konduruyor cansız resme. Azra bir şey arıyor. Bir koku, bir ses.  Bir yavrum,  deyişini annesinin. Babasının sımsıkı sarılmasını kollarıyla.  Anne koynunda tüm sıkıntılardan azade bir çocuk uykusu.Babasının ellerinden tutup gezdiği  bir park yokuşu.
Kim, Azra’yı annesinden mahrum eden, bir anneyi suçsuz halde mahkum eden?
Kim eşleri birbirinden koparan, eti tırnaktan ayırır gibi…
Kim yuvaları dağıtan, ocakları söndüren…
   Herkes uykunun sıcak kollarındayken.  Kim Ayşe öğretmeni serin sularda dayanıksız  bir botla ay ışığında hicret etmeye mecbur eden? Iki çocuğu ve eşiyle  birlikte, kim ölümlerini seyreden?
        Peki ya Gülcan öğretmen. Üç küçük çocuk annesi. Eşi tutuklu iken Silivri’de. Gülcan Öğretmen hasta. Ağır hasta. Bir yanda gencecik bir hocahanimin son günleri. Bir yanda biricik eşinin son günlerinde yanında olamamanın çaresizliği. Öbur yanda evde anne babalarını bekleyen çocuklar.  Her biri dünya güzeli. Her biri anne babasının bakmaya doyamadığı sevmeye kıyamadığı yavrular. Kim  bu üç yavrunun  hasta yatağındaki annesini  tutuklamaya kalkan bahtsızlar? Kim evlat hasreti ile yanan hasta bir kadını ömrünün baharında hayattan koparanlar?
         Kim gözaltında işkence ile ölen Gökhan Öğretmenin sorumlusu? Hani nerede? Suçlu ise sucu neydi ki işkence ettiniz? Suçsuzduysa ödül mü şimdi göreve iade ettiniz?  “işini iade edebilirsiniz ama kendisi iade etmeye gücünüz yetecek mi? “diyor Gökhan Öğretmenin eşi buyrun size?
       Hani bir anne vardı. Onun da çocukları vardı. Küçük. Onlar da anne sevgisine muhtaçtı. Önce gözaltına alındı. görüştürülmedi kimseyle. Sonra çıkarıldı mahkemeye. Suçsuzdu. Hayır için yapılan  kermeslere katılmış.  Ara sıra da manti açmıştı.  Beraatini bekliyordu ümitle. Karar verildi. Hüküm okundu yüzüne. Tutuklu yargılanmasına.   Şaşırmıştı. Yüreği kaldıramamış kararı, bayılmıştı. Işte kim  yürekleri böyle yakan. Ayrılık hasreti ile anneleri göz bebekleri yavrularından ayıran? Karar  veren kim? Kim hukuku hiçe sayan? Adalet Saraylarını Zulüm Saraylarına döndüren? Itaat ettiremediğini mahkum ederek dize getirmeye azmeden?
    Kim 10 kişilik koğuşlara 25-30 kişiyi mahkum eden? Kim cezaevlerini kreşe döndüren? Yürümeyi unutan cocuklar. beton zeminde emekleyen bebekler. Yavrularının biricik rızkı sütlerini lavaboya dökmek zorunda kalan yeni anneler. Anne sütünün bir damlasına, annesinin  bir bakışına hasret yeni doğmuş bebekler.. Babası bir cezaevinde annesi bir başka yerde tutuklu olup ikisi arasında mekik dokuyan kardeşler. Yapılan zulümlere kalbi dayanmayanlar. Üzüntüden hastalıklara düçar olanlar.. Hangi birini yazsın kalem bilmem ki, kağıt hangi hikayeye ağlasın?
  “Haritanin en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adaletin kılıcı, kalkan düştü
Mahkumlar yargılıyor hakimler mahkum simdi
Hakların gölgesine sanki bir volkan düştü..”
Kim masum kim suçlu?
Mahkum kim, Kim hâkim?
F. BETÜL IZGIN
Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here