Bir Feryat, Bir Çığlık: Atina Mektubu

0
3962

Hepimiz, çaresizlik girdabındayız, yokluğu iliklerimize kadar yaşarken, bir de umutsuzluk kaplayınca yüreğimizi, durumumuz halden hale giriyor.

Hiçbirimiz, başımızı tutup iki elimizin avuçları içine alma cesareti gösteremiyoruz; o kadar korkunçluk içindeyiz ki, yüzleşmeyi sürekli tehir ediyoruz.

Bu durum, amcamın şeker hastası olmasına rağmen bir türlü gidip tetkikleri yapmaması gibi bir örnek. Çünkü, amcamın bilincinde, önceden ani şeker komasından ölüp giden üç abisi ve bir de ablası vardır. Ölümün ertelenemeyeceğini amcam da biliyor ama yüzleşmek istemiyor hastalığıyla…

Bu örnekle beraber belki de büyük bir kitlenin ruh halini, iç dünyasını yansıtan daha canlı bir örnek vermek istiyorum.

Bundan birkaç gün önce kaçakçıyla(gelişi güzel görüşüyoruz. 5 yaşındaki çocuklarımız bile Atina’daki kaçakçıları biliyor. Büyük bir kitleyiz ancak yolları, yöntemleri herbirimiz yeni doğmuş yavru gibi sıfırdan öğrenmiş oluyoruz. Sanırım kervan yolda düzülür mantığı hakim olunca, riskleri ve etkileri hesap edemiyoruz. Teknoloji çağındadaki çiftçinin ilkel aletlerle tarım yapması gibi yöntemleri kullanıyoruz.) görüşmelerin neticeleri biraz uzayınca gerginlik halimle uyudum. Sabah da aynı gerginlikle uyanınca 8 yaşındaki oğluma çattım. Ona bazı kelimeleri yasakladığımı söyledim ama gece yatmadan önce oğlum o kelimeleri tekrar kullandı. Söylediklerim, çocuk üzerinde tesir yapmıyor diye, belki de cinnetin biraz da son versiyonlarını yaşadım. Ve bu halle uykuya dalarken sabah namazına kalktığımda dudaklarımın üst kısmının patladığını gördüm.

Sonra akşam başka bir meseleden dolayı oğluşuma biraz kızdım ve bu kızma şiddettim gitgide artı. Sonunda dayanamayıp evin dışında, hem de cadde kenarında oğluşuma hafif de olsa, avucumun içiyle başına vurdum.

Oğlum, masumiyetin verdiği saflıkla, sessiz, sessiz ağladı ve ben oracıkta söylene söylene kaçtim.

Halbuki oğlum veya kızım, eminim, benim ve eşimin yaşadıklarının katbe katını yaşadılar.

Çünkü biz, bu yola çıkarken Türkiye’de yaşadıklarımızı, devam edecek hayatımızda yaşayacaklarımızı, yolda başımıza gelebilecekleri bilerek çıktık yola. Halbuki, masum yavrularımın, böyle bir maceradan haberleri olmadan sürüklendiler bu hayata.

Oğlum, benim, hem gaybubet arkadaşı, hem kaçarken ki yoldaşımız, botta sırt sırta dayandığım arkaşım, nezarethanedeki pis kokuları burnuna çeken burundaşımız, hapishanedeki ranzadaşımız, denemelerdeki “fake”daşımızdı…

Atina’da, Selanik’te hepimiz derin tranvalar yaşıyoruz. Dengemiz altüst olmuş durumda.

Gündemimizde sürekli ve ferdi olarak kaçak yolları araştırmak var. Arkadaşlarımızın çoğu, aynı zamanda birkaç kaçakçıyla anlaşmış durumda. Sık sık geçiş denemeleri yapmaktayız. Ve olumsuz neticelenen her denemenin ardından yıkım yaşıyoruz.

Bütün yaşantımızın göbeğinde, istenmeden de olsa çocuklarımız da oluyor. Çocuklarımız, bu yaşlarda derin tranvalar yaşıyor. Çoğumuz, geçeriz umuduyla çocuklarımızı okullara gönderemedik. Aylardır hayatları, dört duvar arasıda geçen bu çocukların büyük bir kısmı, tabletlere indirdikleri oyunla oluyor. Çocuklarımız, farkına varmadan elimizden kayıp gitme riskiyle karşı karşıya.

Elbette yaşadıklarımızın bir kısmının farkındayız.
Hepimiz eğitimli insanlarız.
Belki de önceki hayatımızda bir kısmımız, idareci konumunda da olduk.
Ancak bugün burada kendimize gelemiyoruz.
Herbirimiz sebeplerin neler olduğunu biliyoruz ama kendi hayatımızı ve çocuklarımızın hayatlarını düzene sokamayacak acziyeti yaşıyoruz.

Her türlü desteğe ihtiyacımız olduğu kanısındayım. Şimdiye kadar iyi kötü hayatımızı bu noktaya kadar taşıyabildik.
Bisikletin sürülmesi gibi.
Ayaklarımız, pedalleri çeviriyordu ancak artık ayaklarımız yoruldu ve yardıma ihtiyaçları var. Bu yardım da, artık pedalleri çevirecek ayaklar değil de, tekerlekleri yürütecek motor olmalı.

Buralarda, yaşadıklarımızı empati kurabilecek birileri olmalı(çünkü buradaki idareci konundakiler dahil herkes, bizim gibi mazlum ve mağdur. Mazlum ve mağdurun da bu durumlarda idare etme zaafiyeti oluyor). Hepimiz aylarca gaybubet yapmiş veya hapis hayatı yaşayip, ardından ölümün yollarından geçip gelen insanlarız. Herşeyimizi ama herşeyimizi kaybedip geldik buralara. Getirebildiklerimiz, eşimiz ve çocuklarımız(bazı arkadaşlarımız maalesef bunları da getiremedi ve bazılarının eşleri içeri alındı ve alınmaya da devam ediyor) oldu…

Darbe tiyatrosuyla beraber, çoğu konuda karar verme yetkisi tamamen bize bırakıldı. Bu bırakmayla beraber, yolunu kaybetmis karınca kolonisi gibi herbirimiz, farklı yerlerde dolanıp duruyoruz.

Hüsran üstüne hüsran yaşıyoruz.

Çoğu tecrübeler ilk oluyor bizim için ve maalesef çok kısa bir süre içinde umutsuzluk kapısının müdavimi olmuş oluyoruz.

Hayatında, hiçbir başarısızlık yaşamamış insanlar olarak, birden başarısızlık girdabında kaybolup gidiyoruz. Sonra da umutsuzluğun hakim olduğu bünyemiz, ruhu çekilmiş bedene dönüyor.

Bunları söylemek ve yazmak acı bişey ama çoğumuz için hakikatin tâ kendisidir maalesef.

Çözüm üretememe girdabındayız, durumumuz, hastahanelerin acil servisi gibi.

İğne yapıyor, ağrı bir müddet kesiliyor ama tedavinin devamı gelmediği için beden günden güne eriyip gidiyor. Olaylar karşısında kahrolup gidiyorsun. Çünkü, hepimiz çaresiz durumdayız. Elimizden de bişey gelememe acziyeti yaşıyoruz…

Türkiye’den kaçıp, buraya ulaşabilen insanlar, her yokluğu göze alıp geldiler buraya.
Ve hiçbiri, bu kadar uzun süre burada kalacağını tahmin edemedi.
İnsanlarda yeni yeni sorunlar nüksetmeye başladı.
Bu sorunlar, intihar etmeye teşebbüs, intihar etme ihtimali olan, depresyon ilacı kullanan, herşeyi göze alip Türkiye’ye dönmeyi düşünen, ağır tranva yaşayan, ağır kilo kaybı olan, yeni yeni hastalıklarla tanışan…

Uzunca ve ölümün yolunda yolculuk yapıp gelen bu insanlar(yeni gelenlerin durumu, önceden gelenlerin durumundan daha da kötü. Çünkü aylardır ya gaybubetteler ya da hapis hayatından yeni çıkmışlar. Acil müdahele ihtiyaçları var.) psikolojik, pisikyatrik, pedagojik ve tıbbı müdaheleye ihtiyaçları var.

Belki, birileri, inançlı “insanlarda bu durumlar olmaz” der. Ancak bu fikre hiç katılmadığımı belirtmeliyim. İnançlı insanın, belki de en büyük avantajı “IMANLI OLUP, ÜMİTLİ” olmaktır. Tedaviyi teslimiyetle cem edip, hızlıca cevap verip, hastalıktan kurtulmaktır.

Herşey, elbette kötü değildir ancak mevcut olan ve olabilecek sorunlara ön tedbir alma mecburiyetindeyiz. Bunlar, bizim yıllardır hayaliyle yaşadığımız değerlerimizdir. Geleceğin inşaasının mimarları veya fedaileridir. Az bir dokunmayla, belki de çoğu şeyleri düzelebilir pozisyondalar…

Hepside ulaşılabilme konumdalar…

Gelecek adına elbette umutluyum.
Ancak, sadece benim umudumla işlerin olmayacağını da biliyorum. Hepimiz bedenin uzuvları gibiyiz. Birbirlerimizin eksiklerini rahatlıkla görebilme melekelerine sahibiz.

Umarım, yazıyı okuyanlar, olayları kişileştirmeden okumuş olurlar.
Yazıyı yazma nedenim, onlarca insanla görüşme neticesinde ve kendi kişisel gözlemlerim sonucunda yazdım. Umarım bişeylere faydası da olmuş olur.

Atina’dan, zalim ve tiranların hüküm sürdüğü diyardan 2 yavrusuyla kaçmayı başarabilen bir nefer…

Atina’dan vesselam…

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here