Ağzı olan konuşuyor

0
1064

Hizmet Hareketi ve mensuplarına yönelik eleştiriler 40 yıldır yapılıyor. Devrin değişen şartlarına göre bunların mahiyeti de değişiklik arzetmektedir. Kaba bir tasnifle bunları hatırlatayım:

Çağın gereklerine göre kendini yenileyemeyenler: “böcekten, makineden bahseden dergi çıkararak dine hizmet mi edilir”, “okul açıp dinsiz devlete adam mı yetiştireceksiniz”, “televizyon kurarak insanları günaha sokacaksınız”, “banka kurup faizle iş mi yapacaksınız” …

Bir kısım Nurcular: “siz Üstad’ın varisi değilsiniz, Risale basamazsınız”, “Risaleleri ne hakla sadeleştirirsiniz”, “Risalelerde her şey var, ne diye başka kitaplar okuyorsunuz”…

Büyük cihaddan haberi olmayan İslamcılar: “çok pasif bir cemaatsiniz”, “neden sokağa çıkmıyor, meydanlara inmiyor, miting yapmıyorsunuz”, “haksızlıklara karşı başkaldırmıyor, bağırıp çağırmıyorsunuz”, “bu kadar gencin enerjisini heba ediyorsunuz”…

İslam’ı anlatmayı kendisi ve çevresi ile sınırlı sanan dar görüşlüler: “Hristiyan’la, Yahudi’yle, dinsizle ne işiniz var”, “Alevilerle, Kürtlerle birlik olup devlete zarar veriyorsunuz”, “diyalog nereden çıktı”, “misyonerlerin oyuncağı oluyorsunuz”…

Kafayı Hizmet mensuplarının ve kurumlarının maddi durumuna takanlar: “hep kendi esnafınızdan alışveriş yapıyorsunuz”, “eğitim kurumlarınızda öğrencilere kendi ders kitaplarınızı aldırıyorsunuz”, “topladığınız paralarla insanları zengin ediyorsunuz”…

Hizmet’in eğitim kurumlarına yönelik: “hep zeki çocuklarla ilgileniyorsunuz”, Türkiye’nin eğitimi bu halde iken yurtdışına okul mu açılır?”, “hep kendi öğretmenlerinizi istihdam ediyorsunuz”, “soru çalıp sınavlarda birinciler çıkarıyorsunuz”…

Bir kısım aklı karışıklar: “hep kendi kitaplarınızı okuyorsunuz, neden farklı kitap okumuyorsunuz”, “Abant toplantılarında ipsiz sapsız adamların ne işi var?”, “işiniz gücünüz din, biraz da kültür sanatla ilgilenin”…

Son dönemde ise: “istişaresiz iş yapılıyor”, “işler ehline verilmiyor, liyakat göz ardı ediliyor”, “Hocaefendi de hata yapabilir”, “ilahiyatçılardan yönetici olmaz”, “siyasete bu kadar bulaşmayacaktınız”…

Bir fikir olsun diye yukarıda sıraladığım başlıkları da içeriklerini de uzatmak mümkün. Her mevzuya zamanında cevaplar verildi, izahı yapıldı. Kur’an ve Sünnet perspektifinde izahları yapıldı. Ne var ki okuma, dinleme ve araştırma özürlü olan toplumdan çıkan fertler bunları okumadı, duymadı, görmedi. Bu yetmemiş gibi nefsinin ve şeytanın mırıltılarını dile getirmeye devam etti. Bunun sonu gelmeyecektir. Ömrümüz vefa ederse bundan sonra da çok şey duyacağız.

Müsaadenizle bu konu etrafında içimi dökmek istiyorum:

Ey akılsız adam! Farkında mısın? Dün bizi eleştirdiğin bütün alanlarda bugün sen bir şeyler yapmaya çalışıyorsun. Dilinde din-iman ama aklında para kazanma, koltuk kapma, meşhur olma derdi var. Farkımız bu işte… Hangi Hizmet mensubu bulunduğu konumu kullanarak bir yere gelmiş, para kazanmış. Öyle işkembeden atma… Çık açık açık söyle, belgelerini göster… O meşhur sosyal medya fenomeni gibi “işte görüyorsunuz, anlatmaya gerek yok” diyorsan sen boş hatta bomboş birisin…

Sen, aklı midesine inmiş sefil yaratık! Elbette güvendiğim, bildiğim ve itimat ettiğim insanlarla iş yapacağım. Hangi etin kullanıldığı, besmele ile kesilip kesilmediğini bilmediğim yerde yemek yemeyeceğim. Çocuğumun ahlakının bozulacağı okula onu göndermeyeceğim. İçinde saçma sapan bilgilerin olduğu kitabı almayacağım, okumayacağım. Manevi hayatımı olumsuz etkileyecek televizyonu seyretmeyeceğim, gazeteyi ve dergiyi okumayacağım. Biliyor musun işte bu yüzden biz farklıyız. Çünkü bize uymayan zamana uymuyoruz, zamanı doğru bildiğimiz hakikatlere uydurmaya çalışıyoruz.

İslam’ın devlet nizamına dair okunmadık kitap bırakmayan İslamcı kardeşim! Ne kadar sefil durumda olduğunun farkında mısın? O öğrendiğin devlet nizamının neresinde rüşvet ve yolsuzluğa fetva uydurma bahsi geçiyor? Çocuk istismarını örtmek için “bir kereden bir şey olmaz” bahsi hangi kitapta geçiyor? Bahsini ettiğin “günah işleme özgürlüğü” en sefil toplumlarda bile dile getirilmiyorken sen ne kadar alçaldığının farkında mısın? “Kur’an, akrabanızı kollayıp, gözetin” dediğinde senin için dinin hiçbir anlamının olmadığını deklare ettiğini biliyorsun değil mi? Söyle bana hangi Hizmet mensubu bu kadar alçaldı? Dini şahsi emelleri için kullandı?

Ey, İslam’ın ne olduğunu bilmediği halde onu inhisarı altına almaya çalışan zavallı cahil! Efendimiz’in mesajını ilettiği insanlardan kaç tanesi Müslümandı? Bilmiyorsan söyleyeyim: hiçbiri… Efendimiz İslam’ı müşriklere, Hristiyanlara, Yahudilere, putperestlere, ateşgedelere anlattı. Onlara yemek yedirdi,  kapısına gitti, hediyeler verdi. Bilmiyorsan söyleyeyim bunları yaparken eziyetlere maruz kaldı, üzerine taşlar, işkembeler atıldı, ama O yaptığından vazgeçmedi. Yaptıklarıyla gönüllere girdi, zamanı gelince de fevc fevc insanlar Müslüman oldu. Örnek mi istiyorsun: İşte Ebu Süfyan, işte Ebu Cehil’in oğlu İkrime, işte Hz. Hamza’yı şehid eden Vahşi…

Şu dünyada bir baltaya sap olamamış zavallı beceriksiz adam! Hizmet mensuplarının haksız yere devlet yönetiminde bir yerlere geldiğini iddia ediyorsun ya… Sen en büyük yalancısın. Hem zeki öğrencilerle ilgilendiğimizi iddia ediyorsun hem de elde edilen başarıları karalamaya çalışıyorsun. Bu halinle kendinle çeliştiğinin farkında mısın? Ama ne gezer sende bunu düşünebilecek akıl ne arar? Nasıl olsa hesap soran yok, çamur at izi kalsın değil mi? Ahireti unutmuş gibisin… Yol yakınken dön. Hepimiz seni affetmeye hazırız. Yeter ki samimi ol!…

Kendisinin kültür sanat alanında post sahibi olduğunu zanneden be hey cahil! Önce Hizmet’in organize ettiği programlara davet edilecek seviyeye gel, ondan sonra konuş. İçinde insanın dünyasına da ahiretine de faydası olmayacak şeylere biz kültür-sanat demiyoruz. Sadece kendi anladığın şeyin alıcıları değiliz biz, git onu kendin gibilere sat. Biz malumatfuruşluk yapanlarla değil ortaya ürün koyanlarla yola çıkar, heybemizi doldururuz. Hem İslam’dan dem vuracaksın hem kul hakkına gireceksin hem de küfür ederek edebiyat yapacaksın öyle mi? Yok kardeşim, seninle işimiz olmaz, hadi başka kapıya…

Gelelim günümüze…

İçeriden veya çevreden olup iyi niyetle eleştirdiğini söyleyen sevgili kardeşim! Bu mudur bizim üslubumuz? Ne oldu “her doğru her yerde söylenmez” prensibimize? Eleştirdiğin abilerinden/ablalarından senin ne farkın var? Onlar hatalar yaptı da sen her şeyi doğru mu yaptın? Tamam, seni mağdur ettiler de, senin mağdur ettiklerin ne olacak? Yapman gerekenleri tam anlamıyla yaptın da bu yüzden mi mağdur oldun? Öyle olsa bile senin ahiret inancın yok mu? Allah’a itimadın yok mu? İnsanların zulmedebileceği ama kaderin hep adil olduğunu defalarca çevresine anlatan sen değil misin? Şimdi nedir bu ölçüsüz ileri geri konuşmalar?

Hiç kimse “Hocaefendi hata yapmaz” demediği halde ikide birde “Hocaefendi de hata yapabilir” diye yazan, konuşan mübarek kardeşim! Nedir Hocaefendi ile alıp veremediğin? Farkında mısın bilmiyorum ama Hocaefendi’nin üzerimizdeki hakkı neredeyse anne-babamızınkinden daha fazla. Ebeveynlerimiz daha çok dünyamızı şekillendirmeye çalışırken o, ebedi hayatı kazanmamız için elinden geleni yaptı, yapıyor. Minnet duygularıyla onu anman gerekiyorken kıt aklınla, küçücük pencerende gördüklerinden bahsediyorsun. İnsanda biraz utanma olur! Hocaefendi’yi artık dinlemediğini söylüyorsun, sonra da çıkıp ileri-geri konuşuyorsun.

Her fırsat bulduğunda “benim katıldığım istişarelerde…” diye başlayıp üst perdeden ahkâm kesen aziz kardeşim! Neden o istişarede gerektiği gibi söz söylemedin? Belli ki bir korkun, bir çekincen vardı? Doğrusunu ben söyleyeyim: konuşulan konu hakkında yeteri kadar bilgi sahibi değildin, medeni cesaretin yoktu, konuştuğunda fikrinin saçma olacağını vehmediyordun vb. Bir de kendi yaptığın istişareleri hatırla… Kaç kişinin fikrini söylemesine izin verdin? Muhatabın konuşurken onun fikrini çürütmek için aklından neler geçirdiğini hatırla! Uzatmanın manası yok, sen sana düşeni yaptınsa sevabını alırsın, alınan karar yanlışsa hesabını verecek kişi düşünsün.

İlahiyatçı, mühendis ve eğitimcilerin yöneticiliğinden şikâyetçi olacak kadar her şeye vâkıf olan bilgili kardeşim! Şimdi sana Efendimiz de, Üstad da, Hocaefendi de ilahiyatçıydı dersem verecek cevabın mutlaka vardır. Kusura bakma da, Hizmet bugün 170 ülkede gönüllere girdiyse eleştirdiğin bu insanlar sayesinde oldu. Onlar senin gibi profesyonel eğitim almamasına rağmen Hizmet’i bugüne getirdiler. Şimdi iş sana, bana düşüyor. Hadi gel de ortaya kafa kafaya verelim de bundan sonra ne yapabiliriz onu düşünelim? İtiraz etmek, eleştirmek, fikir vermek kolay, ne de olsa dilin kemiği yok.

Son dönemde siyasetle fazla içli-dışlı olduğumuzu söyleyen hakikatbin kardeşim! Kısmen haklısın… Hizmet genel strateji olarak siyasete bulaşmadı. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar Hizmet’i buna mecbur etti. Yetişmiş, işinin ehli olan ve devlette çalışan Hizmet mensupları neden daha önce ön plana çıkmadı hiç düşündün mü? Senin bir cevabın vardır ama ben söyleyeyim: dindar kimliğinden dolayı amirleri onları dışlıyordu. Yıllarca İslam’ın devlet nizamını konuşmaktan adam yetiştiremeye fırsat bulamayan İslamcı AKP mecburen bizim arkadaşlarımıza sarıldı. Söyle Allah aşkına hangi devlet memurunun verilen görevi kabul etmeme hakkı var? AKP’nin ilk yıllarındaki başarısı nereden geliyor? Bürokrasi olmadan devlet mi yönetilir? Son yıllarda Hizmet mensuplarının devlet işlerinden el çektirilmesi ile geldiğimiz hali görmüyor musun? Bir devlet memurunun verilen vazifeyi yapması ne zamandan beri siyasete bulaşmak oldu anlamış değilim. Seçimler, oy vermeler vs. deme sakın. O dönemde ne yapılması gerekiyorsa o yapılmıştır. Tıpkı daha önce farklı partilere oy verildiği gibi… Tamam, bu dönemde yakınlık biraz fazla oldu, bu da bizim hatamız. Siyasetin ne menem bir şey olduğunu biliyorduk ama AKP’nin bu kadar münafık olduğunu bilmiyorduk, öğrendik.

Hâsılı, sevgili kardeşim! Bizler peygamber değiliz ki hatasız olalım. Zaten bunu iddia eden de yok. Önce kendimizi eleştirelim, muhasebemizi ve murakabemizi yapalım, hatamız eksiğimiz yoksa ondan sonra usulüne uygun ne söyleyeceksek söyleyelim. Her olayı her şahsı kendi şartlarında değerlendirip hüküm verelim. Yoksa kaybeden biz oluruz. Üstad’ın Urfa’ya doğru yola çıkarken talebesine söylediği sözü kulağımıza küpe etmekte yarar var: “Allah bu hizmeti payidar edecektir, siz kendinizi kurtarmaya bakın…”

Oh be… Rahatladım…

 

Halit Emre Yaman

@halitemreyaman

halitemreyaman@hotmail.com

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here