Zaman Ve Zeminin Resmi

0
337

 

Dün bir vakti doldurduk. Bugün başkasını… Kaçıncı ikindi bilemiyorum. Saymadım. Bir parkta, kamelya da, oturmuş edit edilmesi gereken yazıları gözden geçirirken zaman denilen olguyla olan savaşımdan galip çıkamayacağımı düşündüm.

Bir anne, ikiz çocukları… Yıllarca özlemini çektiği çocuklarına kavuşması an meselesiyken bir anda kendini zindanın soğuk dehlizlerinde buldu. Nur ile Hayat’ i birleştiren ismi iki cana hayat olacakken zindan karanlığına gömüldü o iki can. Nur ve Hayat gitti. Şimdi serbest o anne… Ama kime göre neye göre…

Bir mütefekkir. Hayatının elli yılını hak ve hakikate adamış bir münevver. Bir sosyolog olarak örnek aldığım abide şahsiyetlerden. Bir bakıma Türkiye’deki gerçek birkaç sosyologdan biri… İsmi gibi Ali kendisi de. İlkin zift medyasının hedefinde… Sonra ise yine zindan karanlığı… Onun için belki de aydınlığı… Zindan olmasa hayatında münevverliğinden şüphe duyardım. Artık şüphem kalmadı. Oda bir münevver… Zor şartlar altında zindan hayatı. Yaşamı boyunca okuyan birine en büyük zulüm kitaplarından alıkoymak… Oda alıkoyuldu. Sonuç, hala çilesiyle meşgul…

Bir başka hayat, bir akademisyen… Çalıştığı üniversitenin Rektör’ünün şikâyeti ile başlayan zindan hayatı. Ardından mesleğinden ihraç… Zindanda da rahat bırakmamışlar tabi. Oradan oraya sürgün… En son zindanın bir o köşesine bir bu kösesine… Bir süre sonra Kanser teşhisi koymuşlar doktorlar. Aşırı kilo kaybı ve zorda olsa hastane… Ameliyat edildi. Yanına bir refakatçi bile verilmedi. Hastalığı 4. Evrede… İşi zor. Doktorlar az ömrü var deyince tahliye edildi. Birkaç ay sonra vefat etti. Bununla da kalmadılar birde cenazesine çok kişi geliyor diye ihbar… Komşuları… Ailesine bir acı daha… Sonuç? Şimdi o mu kurtuldu zindandan biz mi bilemedim.

Bir öğretmen. İki çocuk babası bir eğitimci… Oğlunun doğum gününü kutlarken aldı uğursuz gecenin haberini. Çok geçmeden onu da aldılar gözaltına. 14 gün anca dayanabildi yapılan işkencelere… Dayanamadı. Yeter artık sesini bile duymadı taş kalpliler. Bir gece vakti rahatsızlanınca onun da yolu hastaneye düştü. Kurtarılamadı. Raporuna kalp krizi diye geçirdiler, yaptıklarının üstünü örtmek için. Gökhan öğretmen de uçtu gitti ötelere… Bir de hain damgası vurup hainler mezarlığına gömmek istediler garibanı. Oda alacaklı gitti anlayacağınız… Sonuç? Aradan geçen bir buçuk yılın ardından göreve iade… Kim kazandı kim kaybetti…

75 yaşında bir piri fani. Gençliğinde deli denilenlerden… Esnaf ama ne esnaf… Bir gece gördüğü bir rüya ile malını mülkünü satıp rüyada gösterilen yere yurt yaptıracak kadar deli bir esnaf. Ne mi oldu ona da? Önce kızını ve eniştesini ihraç ettiler. Oğlu açığa alındı. Ve kendisi ben ve babamla birlikte gözaltına… Denetimli dediler önce… Askerdeydim o zamanlar. Çıkınca askere almışlardı beni de. Haberini aldım. Kalp krizi geçirmiş. Döndüm… Gördüm ki dağ gibi adam bir deri bir kemik kalmış. Ama hala kulaklarımda sözleri “Allah bizimle evlat”…  Ardından mahkemesi… Sonuç? Küçük bir yerde güzel yurdumun insanı okusun diye malından geçmiş bir Babayiğit’in canına kast. Bu yaşta 6 yıl 6 ay hapis…

Bir öğretmen daha… O malum geceden sonra eşi çocuklarını da alıp evi terk etti. İki çocuğuna hasret. Birde üstüne ihraç kararı… Ardından yakalama emri çıkarmışlar garibana… 8 ay gaybubette… Sonra adı görünmüş bu gönlü güzele. Adı Tarık… Bir yolunu bulup cebri hicrette… Sonuç mu? İki çocuğunun ve gariban anasının hasreti ile yanarken gurbet ellerde, kendi gibi mağduriyet yaşamış insanların hayatlarını yazmakla meşgul…

Bir arkadaş… Oda benim gibi ihraç. Onun çilesi kendinden değil ailesinden. Önce annesini aldılar bir sabah baskınında. Neredeyse bir yıl zindan. Dışarısı da ona zindan. Annesi tahliye edildi. Ama biter mi insanoğlunun imtihanı… Bu kez de babası alındı. Yeni aldım haberini babasını da tutuklamışlar. Sonuç mu? Bazen diyorum. İçerisi de dışarısı da zindan bu ülkenin…

Bir de hicret var tabi. Ama cebri olanından… Bu zindandan kurtulmak için bir kutlu yol… Hicret… Çoğu, doğup büyüdüğü topraklardan hicran içinde tehlikeli yollarla çekip gitmek zorunda kaldı. Karşıya geçenleri ayrı sıkıntılar bekliyordu. Ya o nehirden geçemeyen ve umut yolculuğu sonsuza ulaşan garipler… Artık yürek dayanmıyor. Onları biliyoruz hepimiz. Sonuç mu? Bence onlar en güzel hicreti yaptılar…

Daha niceleri. Bir ikindi vakti ve ben bir parkta bir kamelyanın içinde oturmuş yazıları edit ediyorum. Yürek dayanır mı bilmem. İnsanın en büyük mağduriyeti anlatamamakmış dedim ya… Evet, sol yanınıza oturan bir devin ağırlığı içinde yazıları tekrardan kaleme almak… Zaman ve zemin artık ne zaman müsait olur bilmem ama ikisine karşı açtığım savaşı sanırım kaybettim. Belki de onlar kaybetti. Kim bilir..

SEYFULLAH SACİT

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here