Biri Işıkları Mı Söndürdü?

0
532

+ Işıkları açar mısınız lütfen! Çok korkutuyor beni bu karanlık.

-Ama henüz sabah ve güneş etrafı öyle aydınlatıyor ki…

+Yanlış anladınız… insanlığın üzerine kurduğunuz karanlıktan bahsediyorum.

– Hani bir gece vakti nefretle dolup taşmıştı yüreğiniz de “Bunların katli mübahtır!” Nârâları atıp ayırmıştınız yüzlerce insanı sevdiklerinden, sevenlerinden, kimilerini de koparmıştınız ülkelerinden. Birdaha da dönememişlerdi gittikleri yerlerden.

Bebeğini ilk kez kucağına almanın heyecanıyla bekleyen tazecik anneler vardı hani. Yavrusunu kollarına saramadan vurdunuz bileğine zincirleri. “Suçlusun! Çünkü mazlumlara uzatmışsın yardım elini” dediniz, demir parmaklıklar ardına mahkum ettiniz. Zulm ile abad olanın ahiri de berbad olurdu bilemediniz…

Bakın birde ne anlatacağım size. Emekle, güçlükle, sabırla, dişle, tırnakla kurulmuş kurumlar vardı vakti zamanında bir yerlerde.
Bir bina içinden tüm dünyaya yükselen hümanist seslere, terör yaftasını vurdunuz bir kere.

Herkes kendi karakterinin gereğini sergilerken geç kalmak yakışmazdı sizlere. Yılların kurulu düzenine kendi birikimlerinizmişcesine kuruldunuz, hırsızlık adına kayyum kılıfı uydurdunuz. “Bunlarda yetmez, birde mallarına el koyalım” dediniz. Ahlaksızlığa uydunuz. Ufacık bir bebekten tutun da binlerce masum insanın hakkına girdiniz, utanmak mı? O hissi çoktan unuttunuz.

Bir soru sorayım mı size? Cevabı yakan bir acı bırakır her zaman kalbimde..

Ölümün siyaseti olmuyor ama sizin yaptığınız siyaset öldürüyor insanları..

Peki ya siz? Siz hiç sevdiğinizi kaybettiniz mi?

Siz buna cevap ararken ben sayayım insanları sevdiklerinden zalimce nasıl aldığınızı…

Girdiği cezaevinde kalın bağırsak kanserinin 4.evresine gelen, tahliye edildikten sonra hastalığa yenik düşerek vefat eden akademisyen Ahmet Turan Özcerit,

Gözaltına alındıktan sonra solunum yetmezliği geçirerek, kötü beslenme ve olumsuz şartların etkisiyle hayatını kaybeden Gökhan Açıkkol,

İhraç edildikten sonra kanser hastası oğlu ile görüşmesine izin verilmeyen Bekir Görmez ve çocuk yaşta yaşadığı acılara dayanamayıp yaşamını yitiren yavrusu Berk Görmez,

Babası tutuklandıktan sonra kan kanseri teşhisi konulan ve hastalığı hızla ilerleyen  bu süreçe babasına hasret yaşayan Eray Özkul,

Kalemini silah sayan polisler evine baskın düzenlediğinde balkondan düşen yahut düşürülerek aramızdan ayrılan Mustafa Hikmet Kayapalı,

Zulümlerin nefes kestiği ülkeden kurtulmaya çalışırken tekneleri Meriç Nehrinde alabora olarak yaşamını yitiren Mağden ve Abdurrezzak ve Doğan ailesi,

Beyin ameliyatı geçirdiği sırada tutuklanan ve hapishane de bilinci kapanarak ardından vefat eden yargıtay üyesi Mustafa Erdoğan,

Tüm ailenin pasaportuna el konularak, beyin kanseri olan evlatlarının yurtdışında tedavi olması engellenince minik nedeni hastalığa dayanamayıp yaşamını yitiren Furkan,

Türkiye’de yaşanan zulmü dile getirdikten sonra tutuklanan Alpaslan Kuytul,

Hukuksuzca mesleklerinden ihraç edilerek, işlerini geri isteyen ve aylarca açlık grevinde bulunan Nuriye ve Semih,

OHAL ile açığa alındıktan sonra baskı ve haksızlığa dayanamayarak intihar eden genç doktor Orhan Çetin,

KHK ile ihraç edildikten sonra girdiği depresyonu atlatamayarak kendini asan Hemşire Sevgi Balcı,

Lösemi çocuğundan koparılıp mahkum edildikten sonra Akli dengesini yitiren Tuğba Yıldız,

Afganistan’da vefat edip vatanına gidemeyen Habibe Eyüboğlu,

‘İzin verin ülkeme gireyim, son günlerimi yaşıyorum’ yakarışına karşılık ‘Gelirsen tutuklarız, son nefesini zindanlarda verirsin’ denildi. Hastalığına yenik düşerek, vatanına hasret ötelere giden Cemal Uşşak,

15 Temmuz gecesi boğazı kesilerek öldürülen asker Murat Yetgin,

Bartın’da iş adamı iken hicret etmek zorunda da kalıp beyin tümörü den vefat eden Birol Dikyurt,

Babasını görmeye gittiğinde cezaevi önünde karşıya geçerken vefat eden Betül Seda,

KHK Mağduru, insaatta çalışırken iş kazası sonucu vefat eden öğretmen Bünyamin Aydoğan,

Cezaevinde Hastaneye geç götürüldüğü için vefat eden öğretmen Murat Saat, Şentürk Çoban, Selman Aşçı, Abdurrahman Şen, Ahmet Tatar, Hüseyin Pembe, Lokman Ersoy, Kadir Eyce, Ünal Takmakli, Naim Çıtır,

Bebeklerinden, yavrularından koparılmış Sütünü sagip lavaboya dökmek  zorunda kalan Anneler,

Tutuklu bulunan Engin Öztürk ve baskı, psikolojik sorunların etkisiyle kalp krizi geçirerek vefat eden eşi Rana Öztürk,

Ve tüm bunlarla birlikte yalnızca Türk okulunda öğretmen oldukları sebebiyle silahlı kişilerce kaçırılan/kaçırttığınız ailelerin hayatlarını aldınız..

Böyle kaybetmediniz belki birini ama kaybettirdiniz onlara dünyada yaşam haklarını.. Ahirette de siz yaşayasınız misli ile yaptıklarınızı…

Ve sonra siz sevdiklerinize yahut ülkenize hasret yaşarken ayrılık kor olup düştü mü hiç yüreğinize? Gözünüz yolda kaldı mı zaman zaman?

İşte bu da sizin kör olmuş vicdanlarınızın eseridir. Yaktınız, yaktığınız yerden yanasınız..

Sizler böyle söndürdünüz ışığımızı. Böyle karanlığa hapsettiniz hayallerimizi, hayatlarımızı..

Bizim umudumuz sonsuz kuvvette, bizim umudumuz parlak.

Ama siz… Işıkları hâlâ yakmayacak mısınız?

MELİKE ÇAĞAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here