NAZAR

1
417

Bediüzzaman Hazretleri kırk sene ömründe, otuz sene tahsilinde yalnız dört kelime ile dört kelâm öğrendiğinden bahseder. Bu kelimelerden birisi, eşya ve hadiselere bakış açısı anlamına gelen nazar’dır. Üstad Hazretleri; nazar’ın eşyanın mahiyetini değiştirebildiğini ve günahı sevaba, sevabı da günaha dönüştürebildiğini ifade eder.

Avrupa medeniyetinin tahakkümü, felsefe-i tabiiyenin tasallutu, hayat şartlarının ağırlaşması; fikir ve kalbimizi dağıttı, himmet ve inayetimizi parçaladı, zihinlerimizi maneviyata karşı yabanileştirdi. Nazarlarımız evvelâ ve bizzât saadet-i dünyeviyeye bakar ve ona göre hüküm verir hale geldi. Halbuki; dinin nazarı evvelâ ve bizzât saadet-i uhreviyeye bakar, âhirete vesile olması sebebiyle ikinci derecede dünya saadetine bakar.

Nazarları evvela ve bizzat ahirete bakan insanlar ile nazarları evvela ve bizzat dünyaya bakan insanların, eşya ve hadiseleri değerlendirmeleri arasında büyük farklar vardır. Bu farklı bakış açılarına sahip iki taraf, birbirini anlamaz ise; biri diğerini dalalet ile, öteki de berikini cehalet ile ittiham eder.

Bediüzzaman Hazretleri; Osmanlı’nın birinci dünya savaşında yaşadığı mağlubiyeti saadet-i uhreviye bakış açısı ile değerlendirir. “Musibet tamamıyla şer olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar.” diyerek söze başlar ve bu elim hadisenin sebep olduğu hayırlardan bahseder.

  • Şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i islamiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde çabuklaştırdı. Biz incinirken âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır. Şayet ölsek, yirmi ölecek, üç yüz dirileceğiz.
  • Biz mağlûb olarak, çabuk gelecek ama kısa sürecek olan bir saadeti kaybettik. Fakat; geç gelecek ama uzun sürecek bir saadet bizi bekliyor. Pek cüz’î, mütehavvil ve mahdut olan hâli, geniş istikbal ile değiştiren kazanır.
  • Galip olsaydık; düşmanımızın elindeki baskı ve zülme dayanan, despotizm ve diktatörlük akımına belki daha şiddetli bir şekilde kapılacaktık. Halbuki; o akım hem zalim, hem İslam aleminin tabiatına ters, hem ehl-i imânın büyük çoğunluğunun aleyhine, hem de ömrü kısa ve parçalanmaya namzettir. Eğer ona yapışsaydık, İslam alemini fıtratına ve tabiatına muhalif bir yola sürecek idik.
  • Dinimizce reddedilmiş, seyyiatı hasenatına galebe ettiğinden maslahat-ı beşer fetvasıyla hükmü kaldırılmış, insanlık uyandığı zaman yok olmaya mahkum, düşüncesiz, zevke düşkün, inatçı, gaddar ve mânen vahşi bir medeniyetin himayesini Asya’da deruhte edecektik.
  • Fâsık, günahkâr bir milletin, beşte biri olan dört milyonu velayet derecesine çıktı; gazilik ve şehitlik mertebesini kazandı.
  • Müşterek hatâdan ortaya çıkan eden müşterek musibet, milletin mazideki günahlarının silinmesine vesile oldu.

Bediüzzaman Hazretleri aynı bakış açısıyla Kerbela olaylarını da değerlendirir ve o elim hadisenin sebep olduğu hayırlardan bahseder.

  • Sahabe ve Tâbiînin başına gelen fitne, çekirdekler hükmündeki muhtelif istidatları tahrik edip kamçıladı. “İslâmiyet tehlikededir, yangın var!” diye her taifeyi korkuttu, İslamiyetin hıfzına koşturdu. Herbiri, kendi istidadına göre, câmia-i İslamiyetin kesretli ve muhtelif vazifelerinden bir vazifeyi omuzuna aldı, kemâl-i ciddiyetle çalıştı. Bir kısmı hadîslerin muhafazasına, bir kısmı şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı îmâniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur’an’ın muhafazasına çalıştı.
  • Dest-i kudret, celâlle o asrı çalkaladı, şiddetle tahrik edip çevirdi, ehl-i himmeti gayrete getirip elektriklendirdi. O hareketten gelen bir merkezkaç kuvveti ile, pek çok münevver müçtehidleri, nurani muhaddisleri, kudsi hafızları, asfiyaları ve aktabları âlem-i İslâmın her tarafına uçurdu, hicret ettirdi. Bu hicretler sayesinde pek çok insan İslam ile müşerref oldu.
  • Şarktan garba kadar ehl-i İslâmı heyecana getirip, Kur’ân’ın hazinelerinden istifade için gözlerini açtırdı.

Uhud Savaşı’nda yaşanan acı hadiselerin vesile olduğu hayırları da şöyle anlatır, Bediüzzaman Hazretleri.

“Müşrikler içinde, o zamanda saff-ı sahabede bulunan ekâbir-i sahabeye istikbalde mukabil gelecek Hazret-i Hâlid gibi çok zatlar bulunduğundan, şanlı ve şerefli olan istikballeri nokta-i nazarında bütün bütün izzetlerini kırmamak için hikmet-i İlahiye, hasenat-ı istikbaliyelerinin bir mükâfat-ı muaccelesi olarak mazide onlara vermiş, bütün bütün izzetlerini kırmamış. Demek mazideki sahabeler, müstakbeldeki sahabelere karşı mağlup olmuşlar. Tâ o müstakbel sahabeler, berk-i süyuf korkusuyla değil, belki bârika-i hakikat şevkiyle İslâmiyet’e girsin ve o şehamet-i fıtriyeleri çok zillet çekmesin.”

Elim bir hadisenin sebep olduğu hayırlardan bahsetmek o hadisenin elim olduğu hakikatini değiştirmez. Günümüzde yaşanan ve vicdan sahibi herkesi derinden üzen hadiselerin sebep olduğu veya olacağı hayırları konuşmak da bu hadiselerin çok acı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Allah(CC) Yasin Suresi’nde Habib-i Neccar’ı anlatırken, O’nun linç edilerek öldürülmesinden ima ile bahseder. Fakat; ahirette kendisine lutfedilen nimetleri,  “Ah keşke halkım bir bilseydi! Bilseydi Rabbimin beni affettiğini ve ikram görenlerden eylediğini…” ayetiyle etkileyici bir şekilde anlatır. Habib-i Neccar o kadar büyük nimetlere mazhar olmuştur ki; öldürüldüğünü unutmuş hatta kendisini öldürenlere karşı kırgınlığı dahi kalmamıştır.

Hz.Cafer(RA)’ın Mute Savaşı’nda şehid edilmesinden sonra Allah Rasulu(AS); “Cafer’i, Cennet’te meleklerle birlikte uçarken gördüm.” diyerek, acı bir hadise içindeki güzelliği nazara verir. Belimizi büken, bizi iş yapamaz hale getiren, yeis uçurumlarının kenarında gezdiren üzücü olaylar karşısında bu bakış açısına ne kadar da muhtacız.

Allah’ın Celal isminin tecellileri içinde Cemal isminin tecellilerini de görerek bir nefes almak, bu nefesle ayağa kalkıp, üstümüze düşenleri yapmaya çalışmak herkes için bir zaruret haline gelmiş gibi gözüküyor.

 

ALP TEKİN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

1 YORUM

  1. Güzel, ufuk açıcı ve hatırlatıcı bir yazı olmuş. Elinize kaleminize sağlık! Ah keşke bir birimizi tecrim, ta’n ve teşni yerine bugünkü elim hadiselerin hikmetlerini görebilsek, ya da en azından görmeye çalışıp ona göre tavrımızı alsak!.. Üstadın analizlerine bugünkü hadiseler perspektifinden ne kadar da muhtacız..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here