ZİNDAN NOTLARI: BAHTİYAR DEDE

0
489

Gece saat iki herkes uyuyor şimdi. Uyumak zorundalar çünkü unutmak gerek her şeyi diye düşünüyorlar yaşanılan her şeyi.
Unutmak zorundayız… Hasta haliyle bakıma muhtaç olan annemizi unutmak mecburiyetindeyiz. Üç ay sonra doğum yapacak eşimizi unutmak zorundayız. Kapılarda gözü yaşlı bizi bekleyen bebeklerimizi eşlerinizi…

Hey sen elimde ki dertli tesbihim, dinlemek ister misin?
Dertli Bahtiyar’ın bahtiyar olmayan dertli hikâyesini…

Hele anlat bakalım sarı kalem dök içini. Kızma yahu biliyorum sende çok yoruldun. Ama kime anlatayım,  herkes dert ormanı… Kime anlatsam onun dert ormanında kayboluyorum. Sonra dönüp  senin ki de dert mi yahu  haylaz bir sus deyip kendime kızıyorum…

Ama ne yapayım tesbihim, kime anlatayım derdimi, kime dökeyim yangın yeri olmuş,  yanıp kavrulan içimi.

İşte sen varsın,  ranza var,  avlu var…  Bir de karanlık var.  Ranzaya anlattım aylarca dayanamıyorum sus dedi. Sustum, avluda ki tellere anlattım bir kaç ay yarısı paslandı dönüp bakmıyorlar artık yüzüme.

Hani geçen seni tanıştırdığım adını şahit koyduğum karıncam vardı ya oda gitti. Kış geldi. Sonuçta ailesiyle beraber yuvasına gitti oda. Bir sen kaldın hele biraz dinle beni… Kendimi anlatmayacağım bu kez yemin ederim 73 yaşında sakallarına ak düşmüş bir dedenin zindan hikâyesini anlatacağım.

Saat gece 3 oldu tesbihim bak yağmur başladı yine.

Bir efsane anlatacağım sana beni iyi dinle…

 

Bundan iki hafta önce soğuk yağmurlu bir kış günüydü. Günlerden kapalı görüş günü. Yani salı günüydü.
Koğuşta herkesin ailesi geldi ziyaretine ben tek kaldım. Yine yapayalnız…  Yalnızlığa alıştım desem yalan söylerim. Annem yok yanımda çok zamandır, annesizliğe alışılır mı?  Yokluğa alışılır mı? Zindanın ölümü öldüren soğuk duvarlarına, çığlıkların fısıltı olduğu paslı  gökyüzüne alışılır mı? Asla alışılmaz değil mi? Ben de alışmadım. Biliyorum birazdan avluda ağlayacağım… Tek başıma herkes gitti ailesinin yanında kurşun geçirmez, göz yaşı geçiren camlı dünyadan ailesini izliyor şimdi.

Bir bebek babasıyla oyun oynadığını zannediyor camın buharına çizdiği küçük bir kalple,  bir eş camın arkasına umut, aşk, güç ve güzel yarınlar geçirmeye çalışıyor şimdi.

 

Ve bir baba evladım, “aslanım erkek adamın başına iş gelir, yüksek dağların başından kar eksik olmaz “cümlelerini haykırıyor “sen erkek adamsın, korkma dik dur” demek için.

Herkes gitti ailesinin yanına avluya çıktım çıplak ayaklarımla tek başıma. Yürümeye başladım hızlı adımlarla sonsuzluğa yürürcesine. Hıçkırarak ağlamaya başladım, biliyordum ağlayacağımı zaten… Yağmur ıslattı tüm bedenimi sırılsıklam oldum resmen.
Aslında üşüyorum ama beynimin karanlık dehlizlerinden gelen çığlıklar ıslanmamı söylüyor. Avluda koşmaya başladım umuda doğru ve bir anda kapı açıldı.

Görüş bitmemişti henüz  gardiyan yeni birini getirdi galiba koğuşa.

Heyecanlıyım kim geldi acaba; Kapıdan giren 70’li yaşlarda olduğu belli sakallarına ak düşmüş bir dedeydi. Hemen “hoş geldin dede” dedim. Hoş geldin mazlum zindanına burası tam senin yerin gün inziva günü dedim.
Elini öpmek için eğildim  izin vermedi. Bende sarıldım hoş geldin dedem… Ben seni çok özledim niye torununu beklettin bu kadar dedim birbirimize sarılıp ağladık.

Sonra bir sandalye çektim oturdu bir bardak su verdim nefeslendi takati gelmişti ve sordu “sen kaç yaşındasın” cevap verdim.

 

“Zindana 22 yaşında girdim şimdi 23 yaşındayım”, “sen kaç yaşındasın dede” dedim.
Oda “bende daha gencim 73 yaşındayım” dedi tebessümle.
-“Dede” dedim sakince… “aramızda yarım asır var nerdeyse”

-Cevap verdi; “torun gün olur asra bedel  işte bugün bir asır eder.” “Yaşıt sayılırız belki sen benden büyüksün  hatta”
-“Adın ne senin”

-“Adım yok lakabım var sarı derler bana”
-“Sarı mı güzelmiş bana Bahtiyar derler”.

-“Dede senin ismin daha güzelmiş Allah seni cennetle Bahtiyar eylesin”

-“Âmin evlat hadi gel biraz yürüyelim”

-“Hasta olursun dedim ben gencim daha…”

-“Ne hastalığı evlat…”
-“Madem öyle hadi o zaman” dedim ve avluya çıktık yürümeye başladık, birkaç adım attık biraz yürüdük…

Göz göze geldiğimiz ilk anda dedim ki “dede, Ahmet Kaya  diye bir şarkıcı var  bir sarkışında diyor ki; Diyarbakırlıymış adı Bahtiyar suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar” “söylesene dede senin de adın bahtiyar sen nerelisin, sen  ne çaldın  senin suçun ne  dedem?” durdu bir süre… Sonra başladı anlatmaya.

 

“Torun Diyarbakırlı  Bahtiyar’dan farkım hiç yok bende buralıyım.
Suçuma gelince suçum domates toplayıp fakir çocuklara vermekmiş” şaşkındım dediklerine. Ardından “öyle söyledi polisler.” Diye ekledi.

“Torun ben ne çaldım biliyor musun?  Ben fakir çocuklarının ümitsizliklerini çaldım
hayallerine ümit ektim. Ben yarınların karanlıklarını çaldım. Anadolu evladının boynu büküp durmasını çaldım. Torun ben var ya ben yeri geldi kendi evladımın rızkından çaldım düşmanlar Anadolu’nun geleceğinden çalmasın diye. Şimdi sen bana anlat diyorsun ne anlatayım hakikat ortada ayan beyan gören  görüyor zaten. Hakikat sadedir herkesin gözü önündedir ama sen gözünü kapatarak sadece kendine gündüzü gece yaparsın. Anlat diyorsun kızım hapiste damadım hapiste kelimelerle ne anlatabilirsin ki… Bak evladım hakikat hak kökünden türemiştir. Peki, hak diyoruz ama ne hakkı, her şeyin hakkı vardır şükrün  hakkı, vefanın  hakkı… İşte ben de geldim buradayız zindanın hakkı bir sor kendine sana Allah’ın nasip ettiği bir lokmanın bir nefesin ve bir bakışın şükrünü eda ettin mi?”

“Peki ya Vefa! Borçlarını ödedin mi? Annene bir öf bile demeden ana baba hakkını gözettin mi?”

“Peki, zindandasın aylardır…  Zindanın hakkını verebildin mi?  İsyan etmeden, kadere taş atmadan, şöyle olsaydı böyle olurdu demeden… Eğer bu dediklerimi yaptıysan zindanın hakkını vermiş olursun.”

“Bak evladım bir de bunların üstünde hatta her şeyin üstünde Allah’ın hakkı, Kur’an’ın hakkı vardır. Yani Ya Hak’ın hakkı vardır ve Ya Hak’ın hakkı her şeyin üstündedir.

“Ve Allah elbet kendi hakkını alacak… Ama bu dünya da alacak ama ötelerde alacak… Ama bugün alacak ama yarın alacak… Zaman taksimi başka bir mesele, zamanı yalnız o bilir, vakti yalnız o bilir, karışmamak lazım.”

“Mesela doğum vaktine karışabilir misin?  Sen sanırsın ki 9 ay sonra doğum olacak ama bir bakarsın 7 aylıkken doğar, bazen kışları kapkara bulutlar kaplar gökyüzünü sen sanırsın ki  birazdan gök yarılıp sağanak yağmur yağacak ama bir bakarsın güneş açar ve o kara bulutlardan eser kalmaz.”

“İşte torun zaman taksimi böyledir sen kışa, sarp yokuşlara, derin vadilere hazırlıklı ol sebepleri yerine getir.”

“Kaderin adaletine karışma endişeye mahal verme… Zira endişe kanser gibidir. Vücuda giren virüs gibidir.”

“Endişeli insan sarhoş bir şoför, kör bir doktor, yol bilmez izci, dilsiz bir şarkıcı,
zaman ayarlı bomba gibidir. Vakti geldiğinde patlar ve herkesi öldürür  buraya nerden geldik evlat?  Hakikatten geldik… Allah bizi hakikate götürsün evlat” dedi ve sustu.

Sonra tesbihim geri içeri girdik iki haftadır ne sorsam “hakikate sor” diyor…  Başka bir cevap vermiyor.
Şu arka ranzada yatan dede var ya… O dede, Bahtiyar dede… Sen dinlesene onu belki sana başka şeylerde söyler…
-Sarı kalk hadi kalk
-Ne oluyor ya
-Bir şey olduğu yok yine betonda uyuya kalmışsın.
-Hadi ya! Abi çok acayip bir rüya gördüm ya.
-Ne gördün hayır olsun.
-Abi rüyamda tesbihle konuşuyordum.
-İyice kafayı yedin gecen gün de ranzayla konuşmuştun.

-Abi valla bak konuşuyordum deli değilim ben.
-Yav he he deli değilsin çok akıllısın kalk hadi abdest al teheccüd vakti.
-Off ya her gün niye kılıyoruz ya hadi hadi Tamam kalktım gidiyorum işte…

Selam dua saygılarımı hürmetlerimi sunarım…

SARIKALEM

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here