BİR MERİÇ HİKAYESİ

0
871

Aziz Meriç şehitlerinin, masum ve masumelerin şehadetiyle, şefaât hissesi alır, kalan ömrümüzü bizde böyle adanmışlık ruhuyla, feda eder miyiz duasıyla yazma gereği duydum bu satırları.

Seven, sevileni şehadetle direk yanına alır misafir edermiş kimseyi araya koymazmış. Nâmerde hatta merte dahi muhtaç etmezmiş. Bu hazin olay mesai arkdaşlarımın, öğretmenlerimin vedası oldu ama, kimlerin dirilişine vesile olacak bilemedim..

Bizimkisi çok küçük bir Meriç hikayesi..

Size verilen hayat emanetini “Sevr yolunun” gölgesiyle taçlanacağını, bazende Medresey-i Yusufiye saatleriyle ömrüne ömür katacağını, veya emanetini alıp ebedi bir ömür verebileceğini nerden bilebilirdik…

Bir gün Kader, Celbini çıkarınca Edirne’nin bir köyünden İki buçuk saat gece yürüyüşü ile sınırdan gelen uyarı silah sesleri altında, diline vird-i zeban ettiğin dualarınla, bazen ailece, toprağa, tarlaya yatarak, bazende karanlık içinde bir ışık görünce aman müfreze asker görmesin korkusu ile koşarken…

Sessiz, çıt çıkarmadan yürümek ne zormuş arkadaş!

Korku, masumda olunca sahibin Rabbin oluyor, sekine yoldaşın..

Merice kavuşmak, yükü boşaltmak gibi bir şey. Ara, ara dünyalık atıyorsunuz üstünüzden, çantanızdan daha hızlı yürümek için yıllarca sevdiğinize ve sevildiğinize inandığınız ama yanıldığınız insanları bir an önce terketmek için…

Terkedemedikleriniz ise vefalarıyla yoldaş olmuş zaten. Kardeşten öte kardaş olmuş.

Yetmez mi? MERîC Osmanlı lügatinde müzdarip, sıkıntılı, Türkçe lügatinde “son umut” adını taşırken bile kaderin, kaderimiz olmuş ey hikayesi bitmez yolu uzun Meric!

“Karşı bayıra gömülen Yiğidin” kırk parçasından ilk kopan parçasıymışsın ey Meric!

Şark meselesi deyip sineden koparılmış, aslına rücû edemeyince kader, fetvasını vermiş ayırmış bizi ey Meric!

Aynı gece Meriç’i geçince yedi buçuk saat içinde onbeş kilometre yürüyüş ile dörtyüz yıllık komşunun köyüne (Oristia) geldiğimizde polisin sözü hala kulağımda “Korkmayın sizi Türkiye’ye geri yollamayacağız, emin ellerdesiniz, bütün yapılanlardan haberdarız” dedi.

Bir botla karşıya taşımışsınız umudunuzu… Emin elleri çok özlemişsiniz sanki asırlar oldu vefa görmeyeli…İki küçük oğlum ve hasta eşimin soğuk ve korkudan zangırdayan çenesi hala kulağımda, oğlumun ellerini çok ovuşturdum korktum donmasın diye. Aslında küçük diyorum ama onları bir anda Meric büyütüvermişti.. Yürüyemeyen annesinin koluna girecek kadar büyümüşlerdi…aslanım benim!

Uzun, bitmeyen gece yürüyüşünden kalan hatıra ne diye baktım.. Sabah aydınlığında dikenlerden kanayan el ve ayak.

Anadolun’un vefasızlığının yanında ne ki…

Vicdanlarda acı duyulmuyunca insan bota binermiş..

İnsanlık damarı bir anda çekilince insan, bota binermiş..üç tarafın su ile çevrili iken susuz kalınca insan bota binermiş..

Işığı görülen köy olunca, Yunan polisi perişan halimizide görünce “açsınızdır, islami helal tavuk-ekmek yersiniz biliyorum” dedi. Yemeği sipariş etti birde yanına sıcak çay.(herhalde bizden önce geçenlerden tecrübe etmiş olacak ki helal-haram üslubûnu öğrenmiş).

Düşünsenize Tarih ö[retmeniyim uzun yıllardır komşumu yanlış anlatmışım ögrencilere..

Tarihi bir daha yazmak gerekecek…

“Öz Yurdunda garipsin öz Vatanında parya” sözünü evrensel değerlerin olduğu yerlere evrensel bir merakla taşımak varmış kaderde. O vatan tüm dünya olmuş. Öğretene bin Dua…

Bir haftalık komşunun açtığı kapıdan yani kamptan sonra “yolunuz uzundur şu çocuklar daha küçük”diyen bir başka Yunan polisi ekmek arası peynir ekmekle bizi yolcu edip uğurladılar.

Anlaşılan Vatan yüküyle geride kalmış. Olsun Canlar sağolsun! Ne olsun kazanılması gereken ve sevk-i ilahiyle tanışılacak çok gönül varmış.

Anlaşılan ciğerlere bir anda nefes gitmeye başlayınca bu uzun yolculuğun adı Hicret oluyormuş…

Merhamet, vefanın damlası, yol azığı oluyor kaderinizin yazıldığı yere..

Bizimle suyun içine çoluk, çocuk düşüpte üşüyerek saatlerce sabahın ayazında ıslak yürüyüp hastalanıp kampa çok uzun zamandır gidemediğiniz doktora gidip muayene olup ilaç alınca neden dualarınızda yâd etmiyeceksin ki komşunuzu…

Meriçin hikayesi inanın, çok yazılası ne çok hikayesi var. Mütavaziligi bir kenara koymak yazmak lazım galiba…

Vefan kadar vefa gör ey insanlık!

NOT:Bunları yaşayalı 4 ay olsada hala yolcuyuz inanın.

Bu yolculuk bitmeyecek..

Mehmet Balcan

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here