Hiç gece yarısı kapınız küfreden polisler tarafından yumruklandı mı?

0
618

Bundan 17 ay önce, 24 Ağustos 2016 tarihinde gece yarısı, karanlığın hâkim olduğu bir zamanda, yavrumu daha yeni uyutmuşken, kapımız defalarca vurularak çalındı. Eşimle bakışırken, bu saatte misafir beklemediğimizi konuştuk. Sürekli şiddetin hüküm sürdüğü coğrafyadan olsa gerek hep farklı ihtimalleride düşünür ona göre değerlendirme yaparız. Bu kapı vurma durumunda da, belki birileri birilerinden kaçarken, can havliyle kapımıza sığınmıştır diye düşünüp kapıya yöneldiğimde, kapıda aslında can havliyle gelen birilerinin olmadığını anladım. Kapıyı açtığımda ağızlarında küfürlerin salya gibi aktığı 6 polis memurunu gördüm.

Kapıyı açmamla onların içeri girmesi bir oldu. Sonra, eşimin kimlik tespitini öyle bağırarak yapıyorlardıki sanki bütün mahalle üzerimize yıkılacak gibi oldu. Bu andan itibaren evin odalarına haydutlar gibi dağılıp, evi saatlerce didik didik aradılar. Bu aramalarda bulabildikleri şey, kullandığımız cep telefonları, ben ve eşimin canlı bedenleri oldu.

Sonra eşimle odada yalnız kalmak istediklerini söylediler. Bu isteklerini duyunca endişelerim arttıkça artı. Çünkü yaşadığımız coğrafyadan olsa gerek, tek kalanların ciddi şiddet gördüklerini, birşeylerle tehdit edildiklerini veya pencere kenarına getirip düşme süsü verip öldürdüklerini öğrenmiştim. Bu bilinç altındaki endişelerimden dolayı, isteklerini reddettim. Bu tavrıma karşılık telefonumu istediler, telefonu verince de ekran şifresini istediler, şifre isteklerini de reddedince iğrençleştiler. Tehdit üstüne tehditler savurdular. Onlara, telefonumda özel fotoraflarımız olduğunu söylediysem de beni dinleyecek durumda değillerdi maalesef. Çünkü öyle kinlenmişlerdi ki, kinleri, akıllarını rehin almıştı.
Sonra da bu kinlerinin neticesi, gecenin bir vaktinde, hakkımda herhangi birşey olmamasına rağmen 1.5 yaşındaki oğlumu babasız ve annesiz bırakacak seviyeye geldi.

Sonra, “bana da hazırlan seni de götürüyoruz” deyince, herşeyden habersiz, melek yüzlü oğlumun uykudayken, yanaklarına bir öpücük kondurup, onun bedenine sıkıca sarıldım. Bu sarılışım öyle içten oldu ki, bir daha kavuşamama endişesi kapladı içimi. Yazın bunaltıcı sıcaklığına rağmen bedenim tir tir titredi. Duygularım, aklımın önüne geçince yüreğim yandı, içim kan ağlasa da kadere rıza deyip, yola koyulma vaktini bekledim.

Sonra, umutsuzluğun bu coğraf yada ölümle eşdeğer olduğu aklıma gelince, yavrum için toparlanıp, kendime gelmeye çalıştım. Bu toparlanmayla beraber her hizmet ehlinin yaşadığı ilahi bir nefha kapladı içimi, sanki kevserin başındaki hal gibi içim rahatladı…

Evden çıkma vakti gelince, ellerime demir kelepçeler takıp, gecenin yarısından sonra ki bir bölümünde polis merkezine götürdüler beni. O gece demir parmaklıkların ardında hüzünlendikçe hüzünlendim. Oğlumun gece uyandığında yanındakilere sorabileceği sorular geldi aklıma, çıldırmanın eşiğine gelirken, sabah ezanları yankılandı minarelerde…

Ertesi gün emniyette ifadem alındı. İfadem alınırken, darbeyle suçlandığımı öğrendiğimde acı çekmeme rağmen gülmemek için kendimi zor tuttum.

Sordukları sorular arasında eşimle nasıl tanıştığımızı sorunca bu durumdayken bile içime kahkahalar gelmeye başladı. Hem ülkemin tiyatral durumuna üzüldüm, hem bu tiyatral durumla karartılan hayatlara, hem dağıtılan ailelere, hem bizi bekleyen sona…

Sonra ara ara çocuğumu, yaşını, cinsiyetini sorduklarını, güya bununla da beni tehdit edeceklerini düşünmüşler.

Sonra, beni geç saatlere doğru nöbetçi savcıya çıkarmak istediler ama savcı bey beni mesaisaatinde ancak sorgulayabileceğini ifade etmiş!!! Ertesi gün de bilindik sorular, yani Diyanetin cami imamının eline tutuşturulan hutbe yazısı gibi, seri hitabet sorularla sorgulayıp hakime sevkedince neredeyse o gün de oğluşumdan ayrı kalacaktım.
O gün hâkim beni haftada 4 defa imza atmak karşılığında denetimli serbest bırakınca halime şükretmekten başka çarem kalmamıştı.

Birgün önce evde oturupta çocuğuyla ilgilenen, eşinin iş yolunu gözleyen sıradan bir insanken, birgün sonra azılı bir terörist muamelesi görmek herkes için ayrı bir duygu olsa gerek. Benim için bu duygu insanlığın dibi gibi birşeydi sanki.

Aradan iki gece geçtikten sonra eve geldiğimde evimiz cenaze evi gibiydi(Ben,
eşim, ağabeyimin biri ihraç,biri içeri alınmıştı). Tam bir şok hali…
Kelimelerin o an ki duygularımı ifade etmede yetersiz kalacağını sanıyorum.
Eve vardığımda oğlum beni kapıda karşılarken, tüm bedenimle ona sarıldım. Bu yaşta,hem de masumiyetin zirvesindeki bir dönemde,onu bensiz ve babasız bırakanlara lanetin tüm versiyonlarını okudum. Ona bir daha ayrılmama sözü verdim minicik kulaklarına, bilinmeze doğru onlarca soru sordu. Babasını sorduğunda kahrolup gittim. Çünkü oğlum babasına çok mu çok düşkündü. Oğluşumu babasız bırakana tekrardan lânet okudum.

Sonra bütün dert ve kederlerin içinden eşimi aramaya koyuldum ama eşime bir türlü ulaşamıyordum. Eşimi benimle beraber Van polisi alıp götürmüştü ancak Van polisinden bilgi alamıyordum bir türlü. Sonra birazcık da olsa semtine merhamet uğrayan birinin bana, eşimin dosyasının Yuksekova’da olduğunu ve oraya götürüldüğünü ifade edince açıkcası biraz sevindim.

Sonra TEM, KOM’la başlayan birimleri tek tek aradım. Ve nihayetinde eşimin Yuksekova KOM’ da olduğunu öğrendiğimde güneş aydınlığını çekiyordu Vangölü üzerinde. Eşim burada 11 gün boyunca gözaltında kaldı. Sanırım Yuksekova’da 11 gün gözaltında olmanın ne demek olduğunu oradaki halk ve biz çok iyi biliyoruz.
Ve eşim fiziki ve pisikolojik işkencenin her türlüsüne maruz kalanlardan biri oldu.

Eşimi hapse attıklarında görüşme için bazı evrakları temin etmem gerekiyordu. Nihayetinde o evrakları da tamamladım. Bu işlemlerin ardından uzunca bir zaman sonra telefon görüşmemiz oldu. Bu telefon görüşmesinde uzunca bir süre karşılıklı ağlaştık. Sonra ki 15 günde de ilk açık görüşümüz olduğunda, oğlumun babasına öyle bir sarılışı vardı ki görülmeye değerdi(İnsallah bu sarılış karesini kimseye satmaz). Bu ilk görüşmemiz de eşim “insanlık dışı işkencenin kendisine yapıldıgını, eşinin(benim) zaten tutuklandığımı(yalan söylemişler), çocuğunun, çocuk esirgeme kurumuna verileceğini, çocuğun artık sizin çocuğunuz değil de başkasının(devletin şefkatli kanatları altında olacağı, sizin gibi terörist olmayacağı) çocuğu olacağını, itirafçı olmamı teklif ettiklerini” ifade edince, isyanlarım arttıkça artı. Güçlü olmam gerektiğini bilmeme rağmen ağladıkça ağladım. Yüreğim yandı demek belki basit olur. Tıpkı demircinin demiri közde yakması gibi oldu. Bizim ayrılma vaktimiz gelince oğlum babasından kopmak istemedi. Tekrardan lanet okudum bu zülme, bize bunu reva görenlere…

Halbuki sakinlerinin bile kaçtığı bu bölgede eşim 5 yıl görev yapmıştı ve son 3 yılını da Ova’da geçirmişti. 3 yıl boyunca görev yaparken, 6-8 Ekim olaylarını beraber yaşadık, yeraltındaki bombaların üzerinden beraber atlamış, kış soğuğunu iliklerimize kadar beraber yaşamış, mahrumiyetin her türlüsünü yaşamamıza rağmen vefasızlık yapıp kenti terketmemiştik. Bu yaşadıklarımızın karşılığında belki bize vefasızlık etmeyeceğini umuyordum. Ama yanılmışım işte…

Sonra, eşimi güvenlik gerekçesiyle Hakkari’den Van’a aldılar. Van’dan da 1 ay kadar kalıp Osmaniye’ye götürdüler.

Şimdi ki cezaevi, bizden15 saat uzakta, 28 kişilik koğuşta, 15 günde bir telefon görüşmesi ve 2 ayda bir açık görüşümüz var.

O, bir saatlik görüşümüz dolu dolu geçiyor. 5 dakikada olsa babası oğlumla oyun oynuyor. O AN’ları oğlum zihninde albüme konulmuş fotoğraf gibi yerinde ve zamanında herkese anlatıyor 2 ay boyunca.

Herkese “babamla oyun oynadım, bana çikolata aldı, meyve suyu aldı” diye…

Oğlum babasından sonra, dedesine, yani benim babama çok düşkündü. Onu babasının yerine koyuyordu. Bunu yaşamakta, bu cümleyi kurmak çok zor ve acı ama babasının yerine koyduğu dedesini
18 Ağustos 2017’de kalp krizinden kaybettik. Oğlum çok etkilendi. Gelen gidene dedem nerde diye soruyordu. Babam kalp krizi geçirirken oğlumda ordaydı. Ambulans gelip hastaneye götürdü ve babam bir daha bize dönmeyince, kızdığı zaman “ambulans gelsin, sizi de götürsün, gelmeyin” diyordu. Oğluşum ona da alıştı, küçücük bedeni ama kocaman yüreğiyle. Şimdi dayısına(ihraç öğretmen) aynı şekilde bağlandı.

Babasının çıkmasını heyecanla bekliyoruz.

Oğlum; “Anne kumbaramda babam için para biriktiriyorum, gidip babamı alalım” diyor.

Bir de babadan çoķ küçükken ayrıldığı için baba şefkatini de göremedi maalesef.

Her yaşadığımız acı dolu hayat karemize rağmen halimize şükrediyoruz. Dünkü yaşadığımız semtteki hayatımız aynen devam ediyor. Eksikleriyle beraber. Sevdiklerimiz bir bir ayrıldı buralardan. Bazen eski günleri yâd ederken gözlerim dolup, gönlüm coşmak istese de KADERE RIZA DEYIP SABREDİYORUM herşeye rağmen.

Herşeye rağmen ALLAH KERÎM’ DİR…

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here