Konuşuyoruz ama… 1

2
1109
Group Of Colorful And Diverse People Holding A Meeting And Trying To Solve A Jigsaw Around A Large Rectangular Conference Table In An Office Clipart Illustration Image

İçinde bulunduğumuz sürecin bir neticesi olarak Hizmet Hareketi mensuplarının muhasebe ve murakabe içinde olduklarını söylemek yanlış olmaz. Bu çerçevede farklı platformlarda dile getirilen konulardan biri de istişare konusudur. Takip edebildiğim kadarıyla yapılan istişarelerden memnun olmayan arkadaşların sesi daha çok çıktı.

Farklı ortamlarda, farklı konularda, farklı kişilerle kimi zaman katılımcı kimi zaman yönetici olarak birçok istişare ortamında bulunan bu satırların yazarı olarak yaşadıklarımdan edindiğim tecrübeleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önce katılımcı arkadaşların ifadeleri: İstişareden yapmaktan ziyade, direktif ve emirler veriliyor, toplantıyı yapan kişi yeni ve alternatif fikirlere kapalı, Hocaefendi’nin ismi kullanılarak psikolojik baskı yapılıyor, sesi çok çıkanların dediği oluyor, insanlar ikna edilmiyor, itaat etmesi isteniyor, kadınların fikirleri sorulmuyor, istişareye sunulmadan yapılan işler var, …

Şimdi de yönetici arkadaşların sitemleri: Gündemler önceden verildiği halde hazırlık yapılmadan geliniyor, katılımcılar kendi fikirlerini ifade etmekten ziyade bir başka katılımcının fikirlerine katıldığını söylüyor, herkes kendi fikrinin en doğrusu olduğunu düşünüyor ve ısrar ediyor, yeni fikir ve teklif getirilmiyor her şey yukarıdan bekleniyor, …

Her iki kesimin de haklı olduğu ama ihmal ettiği noktalar var. Bir zamanlar katılımcı olan arkadaşlar gün gelmiş idareci olmuştur. Eğer bu arkadaş kendisini yetiştirmediyse ve istişare nasıl yapılır, kul hakkı nedir, nasıl daha verimli olunur, empati kurma gibi konularda bilgi sahibi değilse maalesef daha önceden rahatsız olduğu konulardan dolayı kendisinden şikâyetçi olunuyor.

İstişare ve toplantı yapma usulü ile ilgili yazılıp söylenecek çok şey var. Merak edenler özellikle bu konuda yazılmış kişisel gelişim kitaplarına ve ilgili dini eserlere müracaat edebilir. Ancak konu Hizmet Hareketi olduğundan bizim prensibimiz öncelikle kendi beslenme kaynaklarımız olmalıdır. Bu tartışma günümüzde yapıldığından ve işin içine Hocaefendi katıldığından gelin O’nun eserlerinden hareketle istişarenin ne olduğunu anlamaya çalışalım.

***

İstişare, Kur’ân’a göre mü’min bir toplumun en bariz alâmeti ve İslâm’a gönül vermiş bir cemaatin en önemli hususiyetidir: “Onlar öyle kimselerdir ki, Rablerinin çağrısına icabet eder ve namazı dosdoğru kılarlar; onların işleri kendi aralarında istişare iledir…” (Şura, 42/38). Yani istişare ibadet ölçüsünde bir iştir ve buradan hareketle diyebiliriz ki istişareye önem vermeyen kâmil manada Müslüman değildir.

Hakkında açık bir “nass” olmayan her konu istişareye tabidir. Devletin başındaki kişi vahiy ve ilhamla beslense de istişare etmek zorundadır. Herkesle istişare eden Efendimiz’in (sav) ifadesiyle “istişare eden zarar etmez, pişman olmaz.” Bu konuda Uhud Savaşı ne güzel örnektir. Bundan öte Allah’ın Hz. Âdem’in yaratılışı ile ilgili olarak meleklerle istişare yaptığını da hatırlamak gerekir. Hâsılı, istişare, nebevî; münferit hareket ise şeytanî bir davranıştır.

Akıllı, bilge, çalışkan ve becerikli insanlar bulunabilir; ama en önemlisi meşverete açık insanın bulunmasıdır. İki aklın bir akıldan daha hayırlı olduğu hakikatine bağlı olarak diğer insanların fikirlerine de kıymet atfedenler, dehâya denk belki dehânın da üstünde isabetli kararlar verirler. Meşveret, sınırlı akıl, sınırlı düşünceye sınırsızlık kazandırmanın önemli bir yoludur. Başkalarının fikirlerine saygılı olmayan kişi dâhi bile olsa istişare ile iş yapanlara göre daha çok yanılır. En akıllı insan başkalarının fikirlerinden istifade eden insandır.

Değişik şart ve devirlere göre şuranın icra şekli ve heyet mozaiği değişse de onu teşkil eden insanların vasıfları değişmemelidir. Adalet, ilim/bilim, tecrübe, hikmet ve feraset sahibi olma heyetin ene önemli vasıflarıdır.

İstişare, herhangi bir konuda verilecek kararların isabetli olabilmesinin ilk şartıdır. Meselenin önü arkası düşünülmeden, ilgililerin fikir ve tenkitleri alınmadan verilen kararların fiyaskolara sebep olma ihtimali yüksektir.

İstişare yapmakla herkes, o işe ruhen ve fikren iştirak eder ve yola sağlam adımlarla çıkılmış olunur. Bu sayede içtimaî şuur gelişir; herkes az-çok ne yapacağını bilir ve kendine değer verildiği ölçüde performans sergiler. Ayrıca daha sonra ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçlardan dolayı suçlama ve tenkitlerin de önü alınmış olur.

En sevilmeyen idareci kendi fikirlerini zorla kabul ettirmeye çalışandır. Meşveretsiz, müstebit idareciler arkada binler fiyasko bırakıp öyle gitmişlerdir. Oysa dava adamı ne yaptığını ve ne yapacağını çok iyi bilen biridir. O, “hele şöyle bir yapalım da ne oluyor görelim” mülâhazasıyla hareket etmez. Düşünür, istişare eder, planlar, sonra yapar ve ömrünü yap-sök’le tüketmez.

Ortaya attığımız fikirler makul görülürse memnun olmalı; makul görülmezse, “mevsimi değilmiş” deyip beklenmelidir. Bazen de makul fikir, onu teklif eden şahıstan dolayı reaksiyon görebilir. Böyle bir durumda, teklifi başkasına yaptırmak gerekir. Önemli olan, fikirlerin hüsnü kabulüdür. İstişare de üzerinde durulan mesele usulüne göre kabul ettirilmezse, tesir ve bereketi de olmayabilir. Hâlbuki bizim mesleğimizde bereket çok önemlidir.

Toplumu ilgilendiren konuları idarecinin istişareye sunmaması ve idare edilenlerin de fikir beyan etmemesi durumunda her iki taraf da mes’ul olmuş olur. Özellikle Hizmet’e müteallik konularda kimse tek başına karar veremez, bunu yapan ihanet etmiş olur. Çünkü verilen karar olumsuz neticelere sebebiyet verirse bütün cemaat mensuplarının hakkına girilmiş olunur.

İstişarede Allah rızası ve Müslümanların yararı gözetilmelidir. Rüşvet, baskı, tehdit ve cerbeze gibi faktörlerle heyetin düşünce çizgisinin saptırılmasına meydan verilmemelidir.

Bir vahidin değişik yüzleri gibi olan meşveret ve itaat, İslâm içtimaî hayatının önemli unsurlarıdır. Yapılan istişarede herkesin görüşü bir noktada toplanmayabilir. Bu durumda ekseriyetin düşünce ve kanaatine göre hareket edilmelidir. İstişarede adabına uygun şekilde alınan kararlara muhalefet etmek ve kendisine terettüp eden vazifeleri aksatmak caiz değildir. “Benim görüşüm daha isabetliydi” veya “ben muhalefet şerhi koymuştum” diyerek ortaya konan tavır ve davranışlar, istenen netice hâsıl olmayınca da “ben dememiş miydim” sözünü sarf etmek gıybettir, bozgunculuktur, günahtır.

İstişare tartışma demek değildir. Zira tartışma denen şey kavgadır, çatışmadır, insanın kendisine ve başkasına saygısızlık etmesidir. Üslupsuzluktan dolayı hakikat zarar görür. Her meseleye itiraz etme, her teklife başkaldırma ile samimi bir şekilde fikir beyan etme aynı kategoride değerlendirilemez.

Bazen his ve heves fikir suretine girebilir ve insan yanılarak mefsedeti maslahat zannedebilir. Arkadaşlarımız kendi içtihat ve istinbatıyla “şu işte maslahat var” diyerek kendi hissiyatına bağlı karar vermekten korkmalı; meseleyi mutlaka işin ehli olan kimselerle istişare ederek muhtemel zararı en aza indirmeye çalışmalıdır. Gerçekten de düşündüğü şekilde bir maslahat olabilir; fakat acaba o bir maslahat-ı mutebere mi, ya da maslahat-ı mürsele mi, yoksa maslahat-ı merdude midir?

İstişareden müstağni kalmamız mümkün değildir. Hele dava düşüncesi içinde istişare ise değerler üstü değerlere sahiptir. Bu işin içinde hamurum yoğruldu. Bunca tecrübenin ifade ettiği bir mana olabilir. Ama buna rağmen ben, her meseleyi kolektif şuur içinde çözmekten yanayım. Üç aklı, bir akıldan daha üstün görenlerden ve arkadaşlarımın çoğunluğunun hissiyatını, hissiyatıma tercih edenlerdenim. Öyleyse gelin; mutlaka istişare mekanizmasını işletelim. Geleceğin büyük problemlerini o çarkın içinde öğütelim ve katiyen münferit hareket etmeyelim.

***

Evet, Hocaefendi eserlerinde istişareyi bu şekilde tarif ediyor. Her ne kadar bunlardan sonra söz söylemek abes olsa da birkaç söz söylememe müsaade edin.

Halit Emre Yaman

Twitter: @halitemreyaman

Mail: halitemreyaman@hotmail.com

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

2 YORUMLAR

  1. Yazının devamı gelecek anlaşılan.. Olanlarla olması gerekli olanlar belirtildi. Umarım bundan sonra olması gerekenleri nasıl pratiğe dökeriz ve aykırı davrananları nasıl düzeltiriz konusuna eğilirsiniz. Başarılar!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here