Ne Mutlu Kürdüm Diyene

2
2664

İnsanoğlunun doğustan tercih edemeyeceği şeylerin başında milliyeti ve cinsiyeti gelir. İnsanoğlunun yaradılışında, yaradanın hükmüyle tayin edilen bu iki özellikle övünmesi veya bundan dolayı üstünlük iddia etmesi akıl karı bir şey değildir.

İnsan tayin edemediği milliyeti nedeniyle, başka milletlere karşı üstün olduğunu iddia etmesi , öteden beri bana anlamsız ve manasız gelmiştir.

Allah tayin etmiş bunları  ve bunlarla, yine Allah’ın tayın ettiği başka ırktan veya renkten insanlara üstün olduğunu iddia etmek ve böyle davranarak kendisine konum etmeye çalışması, ne insani, ne ahlaki  ne de islami bir haldir.

Peygamber efendimiz, yaptığı tek Hac olan Veda Haccı’nda verdiği hutbesinde, dinin kesin hükmünü ilan ederek, acemin araptan, arabın acemden üstünlüğü yoktur. Üstünlüğün ancak takva, yani Allah’tan korkma ve ona kul olmakta olduğunu ilan etmiştir.

Durum bu iken, kendisine Müslümanım diyen insanların ırk üzeirnden üstünlük taslaması asla kabul edilemez.

Evet, insan ırkıyla övünebilir ve bununla gurur duyabilir, buda onun en doğal hakkıdır.

Bir Türk, Türk olmasıyla, bir Kürt, Kürt olmasıyla, bir Ermeni , Ermeni olmasıyla, bir Çerkez , Çerkez olmasıyla, bir Laz, Laz olmasıyla, bir Arap, Arap olmasıyla gurur duyar. Buda en doğal hakkı ve insani bir haldir.

Ben, Kürt anne babaya sahip bir insan olarak  Bingöl’de dünyaya gelmişim.

Babam, köylerindeki okul bir depremde yıkılıınca babası tarafından okutulmak istenmemiş ve dedemin dükkanın başına konulmuş. Babam hep okumak istediği için evden kaçmış ve orta okulu dışardan bitirmiş.

Daha sonra , Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir kadro şansı doğmuş ve İzmir’e göç etmişiz. Babam İzmir’in Tire ilçesinde bir okulda çalışıyordu. Tire gittiğimizde, ben 4 yaşındaydım. Tek kelime türkçe bilmiyordum.

 

İzmire gittiğimizde tek kelime türkçe bilmiyordum. Zamanla türkçeyi öğrendim ama kendi ana dilim olan kürtçeyi unuttum. Gaziantep’e göçerken tek kelime kürtçe bilmiyordum, unutmuştum. Annem babam kendi aralarında konuşurdu ama ben anlamazdım. Gaziantep’e göçünce, etrafımda hep kürtçe konuşan akrabalarım, arkadaşlarım oldu. Tabi ben anlamıyorum ne konuştuklarını. Zamanla öğrendim kürtçeyi. Ama şimdi sadece anlıyorum ama iyi konuşamıyorum. Babam evde kürtçe konuşurdu, ana dilinizide öğrenin unutmayın derdi.

Komşularımız, annemin anlattığına göre ilk başlarda bize çok sıcak davranmamış doğudan göç ettiğimiz için. Fakat babam hiç dert etmemiş. Onlarla güzel dostluklar kurmuş zamanla. Bir komşumuz vardı, marangoz Tahsin amca. Tahsin amcamın marangoz dükkanın üstünde evi vardı. Babamı  ve bizi zamanla çok sevmişti. Beni tornu gibi severdi.

Tahsin amcanın oğlu Hasan o zamanlar liseye gidiyordu. Şimdi profesör doktor oldu. Aradan 3o yıl geçmiş ve babamlar 30 yıl Gaziantep’te yaşamalarına rağmen hala görüşürler. Bayramlarda babam arar bayramlaşır hal hatır sorar.

İlk defa Urfa’ya dedemin evine gittiğimde çok şaşırmıştım. Evde herkes kürtçe konuşuyordu ve ben hiç bir şey anlamıyordum. Hala türkçe konuşamayı bilmeyen ninem, habire beni öpüyordu seviyor ve birşeyler diyordu. Ama ben sadece sevdiğini anlıyordum.

Dedemlerin evinde, dedemin odasında duvara asılı 3 çerçeve vardı. Ortada Türk bayrağı, sağında yandan bakan siyah beyaz bir adam resmi, solda sonradan 300 yıllık soyağacı olduğunu öğrendiğim bir resim. Dedeme sormuştum, bu adam kim diye. O da bana  “O Seyda ” demişti. Küçük yaşımda, galiba dedemin babası ve adı Seyda demiştim kendimce. Yıllar sonra, Hizmet Hareketiyle tanışıp, Tarihçe-i Hayat kitabında aynı resmi görünce öğrencektim o kişinin Bediüzzaman Said Nursi olduğunu.

Daha ilk okula başlamamıştım, rahmetli nenem Kürtçe olarak Kur’an okumayı öğretmişti. Hala kulağımdadır, elif zeber e, elif zer i, elif peş u demesi. Sonra İmam Hatipte, zeberin üstün, zerin eser, peşin ötre olduğunu.

İlkokula giderken çok hoşuma giderdi andımızı okumak. Daha 2. Sınıfta ezberlemiştim ama ilk defa mikrofonda okumak 3. Sınıfta nasip olmuştu. Sesim gür çıkıyor ve ben büyük bir şevkle okuyordum.

Andımızda “Türküm !, doğruyum !, çalışkanım !” diyerek başlamak ve sonunda “Ne mutlu Türküm diyene ! ” demek hiçte yadırgadığım bişey olmadı. Zira biliyordum Kürt olduğumu ama asla, “Ne Mutlu Türküm Diyene ” demek tuhafıma gitmedi ve yadırgamadım.

İlkokula giderken babam hademeydi okulumuzda. Sabahları sobaları beraber yakar bazen babamın yerine okul kantinine ben bakardım. Babam o zamanlar liseye gidiyordu, tabi yine dışardan okuyordu. Lise bitince üniversiteyide dışardan okuyacam dedi ve Açıköğretimden İktisat okumaya başladı.

Ben üniversiteyi kazandığım sene babamda üniversiteyi bitirdi. Hademe olarak çalıştığı Milli Eğitim Bakanlığı’nda, yüksekokul mezunu olduğu için açılan şeflik sınavlarına katılmaya hak kazandı ve sınavda başarılı olunca şef oldu.

Üniversiteye giderken cemaat evlerinde kalıyordum. Babam daha ben orta okuldayken , Kürtçe Nev Bahar adında kürtçe dergiye aboneydi ve hep okurdu. Onun aldığı dergileri bende okumaya çalışa çalışa bende artık okuyabiliyordum. Üniversiteye gidince bir kaç defa o dergilerden götürmüştüm kaldığım eve.

Abiler sormuştu bu hangi dilde diye, bende kürtçe deyince şaşırmış ve bazıları yadırgamıştı.

Evimize Time dergiside geliyordu, ama nedense kürtçe bir derginin evde olmasına tepki vermişler ve bunu pek anlayamamıştım.

Sonuçta, kürt olan Said Nursi’nin kitaplarının okunduğu ve onun kitaplarında yazılanların örnek alındığı bir yerde, Kürtçe bir derginin olmasından neden rahatsızlık duyulduğunu anlayamamıştım . Ama çok üzerinde durmamıştım, zira bunun gibi kürtlere yönelik hareketleri daha öncedende yaşamış ve çok sallamıyordum bunları.

Kayınpederim koyu bir ülkücüdür. Benimle ilk tanıştığında nereli olduğumu sormuştu. Bingöl’lüyüm deyince, “Kürt müsün ?” diye sormuştu. “Evet Kürdüm” deyince de, “ben Kürtleri hiç sevmem ” demişti. Bende, “ben insan olan ve iyi olan herkesi severim” demiştim ona.

İşte bu muhabbetle tanıştık kayınpederle. Sonra tek kızını bir kürt ile evlendirdi. Kürtleri hiç sevmem diyen adam. Kader işte.

Babam on yılda üniversiteyi bitirmişti. Ben de onun izinden giderek 8 yılda bitirmiştim üniversiteyi. Boynuz kulağı geçecekti de, kurada çıkan green kart sayesinde hocaların insafa gelmesiyle üniversiteyi bitirdim.

Üniversite bitince Amerika’ya geldim. Burda 2 çocuğum oldu. Anneleri yörük Türk, babaları Kürt, kendileri Amerikan vatandaşı.

Neden anlattım bunları diye soruyorsanız bana.

Hepimizin hayatıda eminim benim hayatıma benziyordur. Ve eminim bir çok kürtte benim yaşadıklarıma benze şeyler yaşamıştır.

Zaman karşımıza neler çıkaracak ve nelerle ve kimlerle karşılaşacağız bilinmiyor.

Bu gün ülkede, bir Kürt-Türk kavgası çıkarmak isteniyor. Ölen çocuklar Kürt mü Türk mü diye ayrıma tutulmaya çalışılıyor.

Bu gün şehit olan evlatlarının arkasında ağlayan anaların milliyeti sorgulanıyor ve aralarına kan  ve kin sokulmaya çalışılıyor Kürtlerin ve Türklerin.

Bana söyler misiniz. Bu kavga çıkarsa ve bu kopma olursa, benim gibi binlerce belki milyonlarca insanlar nasıl bölünecekler. Kürt  babası, Türk annesi olan, Türk babası, Kürt annesi olan çocukları nasıl böleceksiniz.

Bu gidişata dur demek, sadece Kürtlerin değil, Türklerinde görevi. Biz bir millet olmuş, kardeş iki milletiz.

Acılarımız bir, sevinçlerimiz bir. Binlerce yıldır kardeşiz. Neyi paylaşamıyoruz anlamıyorum ki.

Çok zor bir şey midir, insanların kendi ana dillerini okulda öğrenmesi. Bu haklarını vermek bir lutüf müdür. Ve bu hak verilince ülke bölüncek mi. Bu hak verilip, şu baş belası PKK’nın en çok kullandığı argümanı yok etmek çok mu zordur. Neden yapılmaz bu.

PKK eli kanlı bir örgüttür.

Ama bunu azdıranların, bu gün kalkıp PKK ile mücadele ediyoruz diyerek, masum halkı katletmesi, evlerinden etmesi hangi insani ve İslami ahlaka ve vicdana sığar.

“Çocuklar ölmesin”  demek, ama Kürt olsun ama Türk olsun farketmez, ne zaman teröre destek olmuştur ve bunu diyenler hain olmuştur ?

“Ne mutlu Türküm diyene”  demek ne kadar haksa,

“Ne mutlu Kürdüm diyene” demekte o derece hak değil midir ?

“Ne mutlu Ermeniyim diyene”  demek ne kadar haksa, “ne mutlu Lazım diyene, ne mutlu Çerkezim diyene, ne mutlu Arabım diyene”  demekte hak değil midir ?

Bunu deyince inanın ülke bölünmez.

Bu dediler veya diyorlar diye kimse bölücü olmaz.

Bunu deyince, hepimiz NE MUTLU İNSANIM DİYENE  de buluşacağız ve bu ülkeye huzur gelecek.

Yazının başlığını okuyunca, bana sinir olanlar ve önyargıyla yazıya başlayanlar.

“Ne Mutlu Kürdüm diyene”

“Ne Mutlu Türküm diyene”

“Ne Mutlu Ermeniyim diyene”

“Ne Mutlu Lazım diyene”

“Ne Mutlu Çerkezim diyene”

“Ne Mutlu Arabım diyene”

Demenin bir hak olduğuna inanıyorsan, haydi gel beraber, “Ne mutlu insanım diyene” diyelim beraber.

 

FUAT BARAN

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

2 YORUMLAR

  1. Selam, yazıyı bir kaç gün geç okudum. Yorumları merak edip bu kısma baktım. Hayret. Bu kadar güzel bir içeriğe tek bir yorum yok. Arkadaşlar twitlerle yorumluyorlar herhalde! Twitter da bayağı yorum var çünkü.

    Arkadaşlar. Twitter yazıları kitaplaşmaz, unutmayın. Kitaplaşsa da tadı tuzu olmaz. Oysa buradan bırakılacak olumlu veya olumsuz güzel yorumlar kitap tadında olur ve geleceğe ders verir.

    Milliyetçilik söylemleri artınca aklıma hep Mehmet Akif’in.dizeleri gelir. Sonunu Efendimizin sözüyle bitirir hani:
    Türk Arapsız yaşamaz, kim yaşar der, delidir.
    Arap’ın Türk ise ham sağ kolu, hem sağ elidir.

    Bir milletin, veya ferdin, kendi Milliyet ve geçmişiyle övünmesi kadar tabi birşey alamaz. Bu fıtri olduğu kadar iman ve islamdır de. Evvela en sevdiğiniz, babanız, kardeşlerimiz ve diğer arabalarını olur ve onlarla övünürsünüz. Sonra bu halka arkadaşlarınızdan başlayarak genişler. Belki milliyetini bile bilmediğiniz yüzlerce, belki binlerce çevreniz olur. Onlar seni tanımaktan, sen onları tanımaktan mutlu olursun.

    Güzel ve temiz duygulara sahip dostluklar gelişir. Hiç ummadığın insanlardan ummadığın yardımlarla karşılaşırsın. Elbette kötülerle de karşılaşırsın, fakat bu oluşturduğun çevre san ayrı bir dinamik sağlayıp seni daima dik ve diri tutar.

    Tam da burada bir şeye çok hayret ederim; nasıl olur da bu anlayışın içine “başkalarının milliyetine düşmanlık” girer. Ancak şunu da biliyorum, geçmişin bana verdiği bir derstir; insanlar en kolay milliyetçilik damarlarında avlanmış, ve yine aynı kolaylıkla insan avlanan bir Avcı haline getirilmişlerdir. Öyle ki, bu türler çok kolay bir araya gelip, toplumları parçalayarak toplu av partileri yapagelmişlerdir.

    Evet bunların en önemli karakterleri; toplumları en küçük parçalar kadar bölmek ve birbirine düşman etmektir. Anayı bile evladına düşman etmeyi becerebilirler. İşte bu noktada, bunlara karşı koyacak en güzel ve karşı konulmaz güç; kardeşlik söylemleridir. Birbirimize Allah için sevdiğimiz söylemektir. Bu onları çıldırtır. Hatta çatlatır, has eden kendi kendilerini yerler. Selam ve dua ile.

    Allah’a emanet olunuz.

  2. Düzeltme:
    4. paragraf: arabalarını değil, akrabalarını,
    5. Paragraf: san değil, sana,
    6. Paragraf: avlanan değil, avlayan,
    7. Paragraf: has eden değil, hasetten, olacaktır. Düzeltmeden gönderdim. Özür dilerim. Özellikle iktibas edeceklerini dikkatine!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here