Mustafa Hikmet KAYAPALI

0
1190

15 Temmuz kontrollü darbe girişiminden sonra 200 bine yakın insan işinden oldu. 50 binden fazla kişi tutuklandı. Hapishanelerde tedavi ettirilmeyip ölenlerin sayısı da giderek arttı. Erdoğan rejimi bunca hukuksuzluğun yanı sıra muhalif gördüğü kesimlere yaşam hakkı da tanımadı. 15 Temmuzdan sonra hapishanedeyken, gözaltına alınırken, gözaltı sonrasında veya ev baskınında kayıtlara geçen 65 şüpheli ölüm vakası bulunuyor. Bunlardan biri de 59 yaşındaki ilahiyatçı-yazar Mustafa Hikmet Kayapalı. 10 Mayıs 2017’de ajanslara düşen haberde, “Balıkesir’de, örgütün eğitim danışmanlığı yapılanması içerisinde faaliyet gösteren ve ‘Erzurum irşad imamı’ olarak aranan kişi, örgüt toplantısına düzenlenen operasyonda polisten kaçmak isterken bir apartmanın 3’üncü katından düşerek öldü” deniyordu. Gerçekten hakikat bu olabilir miydi? “Sarsılmayan İman”, “Allah Dostlarından İbret ve Hikmet Öyküleri”, “İnanca Dair 100 Soru-Cevap” gibi kitapların yazarı 59 yaşındaki bir insan, kaçmak için, üstelik gelenlerin polis olduğunu bile bilmeden 3. Kattan atlamayı göze alabilir miydi? Yoksa korkulduğu gibi bu bir cinayet miydi? Bu soruların cevabının büyük bir kısmını olay gecesinin tanığı Mustafa Kayahpalı’nın kızı Şeyma Ölmez verdi.
Mustafa Hikmet Kayapalı, damadının Ekim 2016 da Bylock’tan gözaltına alınması ve tutuklanması ile zor durumda kalan yüzde 41 yürüme engelli kızına destek vermek için Balıkesir’e gitmişti. Baskın yapıldığı an ajanslarda geçtiği gibi herhangi bir toplantıda değil, kızının evindeydi. Takvimler 9 Mayıs 2017’yi gösteriyordu. Kızı Şeyma Ölmez sosyal medyada yaptığı paylaşımda o geceyi şöyle anlattı: “Saat 22.30 sularında ailecek evde çay içerken kapı çalındı. Zile basılmadı sadece kapıya vuruldu. O sırada babam ve eşim yatsı namazı hazırlığı yaparken annem de 2,5 yaşındaki kızımla ilgileniyordu. Herkes meşgul olduğu için başörtümü takıp kapıya yöneldim. Kapıdan baktığımda bir bayan ve erkek gördüm. Kapıdakilere ısrarla kim olduklarını sordum. Her seferinde sadece kapıyı açmamı söylediler. Polis olduklarını söylemediler. Kapıyı açmamla içeri çullanan sivil giyimli 7-8 kişiden birisi ısrarlı sorularım sonunda uzaktan bir şey gösterip ‘polis’ diye bağırdı. İçeri girenlerden bazıları direk babamın düştüğü balkona açılan odaya koştular. Diğerleri beni, eşimi ve annemi iterek salona topladılar. Bebeğimi almak istememe rağmen ‘biz senden daha iyi bakarız’ diye bağırarak vermediler. Hemen telefonlarımızı topladılar. Biz salondayken birkaç dakika içerdeki sesler arttı sonra ‘kaçıyor kaçıyor’ diye bağırarak birkaç polis aşağı indi. Meğer bu sırada babam balkondan düşmüş ancak bize bunu ev araması bitene kadar söylemediler. Yanımızdaki polisler krize giren annemin üzerine giderek telaşla defalarca ‘Eşin balkondan mı atladı, nerden kaçtı?’ diye sordular. Babamın düştüğünden habersiz bir şekilde ve bizleri birbirimizle dahi konuşturmadan 2 saat kadar ev araması yaptılar. Polisler bir ara babamın bacaklarının kırık olduğunu ve hastanede olduğunu söylediler. Arama bitince eşimi aşağı götürdüler. Evden ayrıldıklarında balkondan baktım ve ömrümce unutamayacağım o anı yaşadım; canım babamı kanlar içinde yerde gördüm! Saat 23’te balkondan düşmüş, Ambulans 20 dakika sonra aranmış, müdahale yapılmamış adeta ölüme terk edilmişti. Ölüm saati kayıtlara 23.50 olarak geçmişti. Ölüm haberi de gece 1.30’da arama bittikten sonra verildi.”
Kızının bu paylaşımları meseleye başka bir boyut kazandırdı. Yaşanan resmi kayıtlara girdiği gibi sadece kaçma veya balkondan düşme hadisesinden ibaret değildi. Fakat ne olayı sorgulayacak bir hukuk sistemi, ne de olayın üzerine gidebilecek savcılar vardı. Şaibeli ölümün ardından kendini toplamaya çalışan Şeyma Ölmez konuyla ilgili başka detaylarda paylaştı. Sosyal medya hesabından olay gecesi yaşadıkları çelişkileri şöyle sıraladı: “Eve giren polisler neden doğrudan balkonlu odaya gittiler? Babamla balkonda sadece kendileri bulunmalarına ve bu nedenle direk şüpheli konumuna düşmelerine rağmen bu istihbarat polisleri ev arama tutanağına neden imza atmadılar? Neden sadece 4 polisin imzası var tutanakta? Eve girer girmez anneme ‘balkondan mı atladı?’ diye sorduklarını tutanağa yazdılar. Babamın düştüğünü öğrendiklerine göre neden anneme defalarca babamın kendisinin atladığını söylettirmeye, teyit ettirmeye çalıştılar? Halbuki annemi balkonun bulunduğu odadan değil; diğer odadan alıp salona ittirmişlerdi. Yani annemin babamdan haberi yoktu! Tutanağa annemin ‘herhalde balkondan atladı’ şeklinde ifadesi yazılmış. Bu ifade tamamen yalan! Bütün kurgu babamın balkondan kendisinin atladığı üzerine mi kuruldu? 112, saat 23.17 de aranmış. Tanık memurların ve babama ilk müdahale eden emekli hemşirenin ifadelerine göre 112’nin aranmasında 20 dakika gecikme olduğu anlaşılıyor. Halbuki emekli hemşirenin ifadesine göre babam ilk müdahale esnasında yaşıyormuş. Babam bilerek ölüme mi terk edildi? Babamın düştüğü balkonun korkuluklarının neden parmak izi alınmadı? Aranması olmayan bir insan birkaç sivil giyimli insanı görerek 3.katın balkonundan atlamaya yeltenir mi? Babamın bir kulağı 30 yıldır duymuyor ve biz yanındayken bile sesimizi yükselterek konuşuyoruz. Babamın kapıya vurulduğunu duymadı imkansız. Duysa bile gelenin polis olduğunu düşünmesi imkansız. Çünkü arandığını bilmiyordu” Şeyma Ölmez’in bu sorularına yetkililerden bir cevap gelmedi. Yaşadığı bunca stres yüzünden ayağındaki hastalık tekrar nüksetti. Yürüme yetisini neredeyse kaybetmiş durumda.
Şeyma Ölmez’in paylaşımları olayın kasıtlı bir adam öldürme mi olduğu konusunda şüpheli beraberinde getirirken, hükümet yandaşı gazetecilerden Cem Küçük ve Fuat Uğur, TGRT’de yayımlanan Medya Kritik programında, darbe girişimi soruşturması kapsamında yargılananların ‘konuşturulması’ için infaz ve işkence yöntemleri önerdi. Başka istihbarat servislerinin muhalifleri, intihar süsü vererek infaz ettiğini söyleyen Cem Küçük, “Mossad’a böyle bir şey yaptılar diyelim. Dünyanın her yerinde her gün 15-20 tane toplu ölüm duyardın, trafik kazası duyardın, intihar duyardın. Dayanamadı köprüden atladı. İnce yapmayı iyi biliyorlar. Havlu tekniği var, yüze havlu atıyor, yukarıdan aşağıya suyu döküyor ağzına, boğuyor. Bir sürü şey denersin” ifadelerini kullandı. Gazeteciden çok faşist iktidarların propaganda ayağı gibi çalışan bu yazarların açıklamalarından sonra Mustafa Kayapalı gibi onlarca kişinin öldürülmüş olma ihtimali güçlendi. Sonuçlar ve soru işaretleri, meselenin bu kadar basit bir kaçma veya balkondan düşme olayı olmadığını gösterse de olayla ilgili bir soruşturmanın olup olmadığı kamuoyuna yansımadı. Bir insan şaibeli bir şekilde öldü ve hukukunu kaybetmiş devlet sessiz kaldı.

Bu videonun hazırlanmasında emeği geçen metin yazarlığı, seslendirme ve montaj ekiplerine teşekkür ederiz.

Mustafa Hikmet Kayapalı’ nın yaşadığı trajediyi anlattığımız yayını VİDEON kanalımızdan izleyebilirsiniz.

Abone olmayı unutmayın..

 

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here