Diğer Cemaatler Neden Sessiz ?

0
1210

 

Çünkü küçük hedefleri vardı. AKP ve Erdoğan eliyle bunları hayata geçirmeye başlayınca büyük başarılar elde ettiklerini düşündüler, sonra bu imkanı kendilerine sağlayan güce minnet duydular ve sonra da diyet ödeme mecburiyetinde kaldılar. Ödemeleri gereken diyet belliydi: yapılan ve yapılacak olan her türlü zulme, haksızlığa, günaha karşı sessiz kalmak.

Hâlbuki Hizmet Hareketi’nin hedefleri farklı idi. Küçük hedefleri yoktu. Allah rızasını hedeflemişlerdi ve Efendimiz’in adını dünyada her yere ulaştıracaklardı. Bu minvalde yapılması gereken şey bu hedefleri gerçekleştirecek insan yetiştirmekti.

Bunu anlamayan diğer cemaatler maalesef 3-5 insan namaza başlayınca, kızlar örtününce veya erkekler sakal bırakmaya başlayınca büyük hizmetler yaptıklarını düşündüler. Bunları küçümsemek haddimize değil, bu hizmetleri de öpüp başımıza koyarız. Ancak şuursuzca yapılan birçok şey kalpte inşirah meydana getirmezse, akla gelebilecek sorulara tatmin edici cevap verilemezse devamının gelmeyeceği muhakkaktır.

Hizmet, Anadolu topraklarında yaşayan hemen hemen herkesin sahip olduğu taklidi imanı tahkiki imana yükseltme derdindeydi. Yani Bediüzzaman’ın bahsettiği üç büyük hastalıktan cehaleti eğitimle tedavi etmeyi hedeflemişti. Açılan okullar, dershaneler ve etüt merkezlerinin amacı buydu. Buralardaki eğitimciler gerek meslekî gerekse de insanî açıdan öğrencilere örnek olan insanlardı.

Toplumda yaşanan her türlü problemden arındırılmış bu sulh adacıklarında yetişen öğrenciler de elbette bu kurumların boyasıyla az-çok boyanacaklardı. Nitekim öyle oldu; yalan söylemeyen, rüşvet almayan, hırsızlık ve yolsuzluk yapmayan işinin ehli insanlar yetişti.

Hiç kimseye “devlette görev alma; git bakkal ol, işçi ol” denemeyeceği gibi böyle başarılı insanlara da “sen artık bir cemaat mensubusun, bir lokma, bir hırka sana yeter” denebilir mi? Böyle bir söz İslam’ı anlamanın, çağdışı olmanın göstergesidir. Hiçbir müridinin devlette çalışmadığını iftiharla söyleyen ve böyle devam etmelerini tavsiye eden bir hoca üniversite okumamış olmasıyla da övünerek mi dine hizmet edecek? Bu yaklaşım, İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekten başka ne işe yarar?

Anadolu topraklarının evladı en iyi eğitimi almalı, her yerde olmalı, her işi yapmalıdır. Öteden beri Osmanlıyı hep tenkit ederiz; ticaret Yahudilerin elindeydi, sanat gerektiren işleri Ermeniler yapardı, diplomaside Rumlar söz sahibiydi, Türkler ise tarımla uğraşırdı, diye. Eğitimden, sanattan, ticaretten uzak insanlardan ne topluma, ne Türkiye’ye ne insanlığa ne de İslam’a bir fayda gelmez.

Yetişmiş adam yokluğundan dolayı Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yaşanan sapma sapan işleri İslamcılar, tarikatlar, cemaatler yıllardır anlatıp duruyorlar. Böyle bir eksikliği tespit etmelerine rağmen neden bunun telafisi adına gayret sarf etmediklerini onlara sormak gerekir. Ama ne yazık ki hâlihazırda bırakın buna cevap vermeyi, soruyu bile anlamayacak durumdalar. Başta da söyledim ya hedef küçük olunca şekerleme mahiyetindeki kazanımlar onlara yetiyor.

Televizyonlarda veya meydanlarda bağırıp çağıran, gazete ve dergilerde kalem oynatanların durumu ortada; küfür, hakaret, iftira ve seviyesizlik had safhada. Bırakın İslam’ı, hangi anlayış veya düşünce bunları mazur görebilir. Bu muydu Necip Fazılların, Mehmet Akiflerin, Sezai Karakoçların hedefi? Evet, hohlaya hohlaya buzdan dağlar eridi ama tedbir alınmadığı için ortalık çamurdan geçilmez oldu. Maalesef şimdi de bu çamuru temizlemek zorundayız.

15 Temmuz sonrasında Hocaefendi’nin sohbetlerini dinleyenlerin farkında oldukları bir şey var. El konulan kurumlar, kayyım atanan şirketler, cemaatlere peşkeş çekilen okullardan hiç bahsetmiyor Hocaefendi. Oysa bir tane binasına müdahale edilen cemaatlerin neler yaptığını medyada gördük. Hocaefendi, eskiden olduğu gibi sohbetlerinde binalardan ziyade hep insandan bahsediyor. Zira yetişmiş insan, zamanı gelince o binaları ve müesseseleri kısa zamanda tekrar yapar ama insan yetiştirme yıllara vabeste bir iş.

Eğitim denince “ilim Çin’de de olsa alınız” hadisi ile Hz. Ali’ye ait olan “bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” ve “çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin” sözlerini dilinden düşürmeyen dindar, muhafazakâr, İslamcı geçinenlere bu sözlerin gereklerini ne kadar yerine getirdiklerini sormak lazım. Kimse kusura bakmasın, zamanın gerçeklerini göremeyen, hadiseleri okuyamayan, geleceği göremeyen ve bu yüzden de tedbir almayan kim olursa olsun koyunlar gibi bir çobanın emrinde sürünmeye mahkûmdurlar.

Hizmet’e ait eğitim kurumlarının kapatılması ile piyasaya çıkan vakıf, dernek, yurt ve okullarda yaşanan rezaletlerin sebebi eğitimli, şuurlu, tahkiki imanı elde etmiş insan yokluğundan başka nedir ki? Paralel devlet yapılanması ve 15 Temmuz bahane edilerek devlet kurumlarından tasfiye edilen insanların yokluğunda Türkiye’nin geldiği durumu göz önüne alınca yetişmiş insana ne kadar ihtiyaç duyulduğu ortada değil midir?

Hizmet Hareketi’ne mensup veya sempatiyle bakan insanlar tasfiye edilmeden önce Türkiye, parmakla gösterilen, örnek alınan bir ülkeydi. Devletin başındaki insanlar her ülkeyi ziyaret edebiliyor ve el üstünde tutuluyorlardı. Şimdi ise sadece diktatörlükle yönetilen ülkelere gidebiliyorlar. Hasbelkader demokratik bir ülkeye gittiklerinde ise planlanandan daha erken veyüzleri asık dönüyorlar. Katıldıkları uluslararası toplantıların sonuç bildirgelerini de iç siyasete malzeme yapacak şekilde yanlış tercüme edip havuz medyası ile piyasaya sürüyorlar.

15 Temmuz’dan beri Hizmet Hareketi mensupları farklı bir eğitim sürecinden geçiyorlar. Zamanı geldiğinde aldıkları eğitimin gereğini yerine getirmek üzere tekrar harekete geçeceklerdir. Bediüzzaman’ın Tiflis’te Şeyh San’an Tepesi’nde Rus polisine “Müslümanlar eğitim almak üzere dünyaya dağılmışlar …” sözlerinden harekete diyebiliriz ki;

Her kışın bir baharı, her gecenin bir nehârı vardır. Zaman durmadan deveran ediyor, karanlıkları ışıklar takip ediyor, gündüzler gecelerin ardından süratle geliyor, tatlı haller sıkıntılı halleri takip ediyor, bugün birilerine bayram yarın başkalarına bayram… Bugün birileri derelerin dibinde emekleyip duracaklar ama yarın onlar zirvelerde gezmeye namzettir. Bugün ortalık kurak ve çorak olabilir ama bugünün bağrına dökülen gözyaşlarının yarını çemenzar haline getireceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

 

Halit Emre Yaman

Twitter: @halitemreyaman

Mail: halitemreyaman@hotmail.com

 

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here