Acının Kavramsallaştırılmasına Davet

0
946

Bugün Acı’nın kavramsallaşma sürecinin en sert noktalarını hissettim.. Sonuca odaklayan ve kavramsal bir Acı var artık..

Acının Kavramsallaştırılmasına Davet

Pakistan’da kaçırılan Kaçmaz Ailesiyle ilgili gelişmeleri takip ederken bir kaçırılma hadisesi daha gündeme geldi. Kazakistan’da yaşayan iki Türk’ün uçaktan indirildiği ve on iki gündür haber alınamadığı sosyal medyada yayıldı. Farkettim ki olaylar üzerine yoğunlaşmak her hadiseyle insan enerjisini düşürüyor. Bir müddet sonra kişi, kötü haber duymama noktasına geliyor.

Kaçırılma başlıklı bir yazı yazmak için kalemi güçlü iki gazeteci arkadaşımdan fikir almak istedim. Maalesef onlar da benim gibi, yakın Türk tarihinde kaçırılma vakalarına dair analiz edebileceğimiz bir veriye ulaşamadılar.

Daha önce görülmeyen ilişkisellerin ve bağlantıların zihnimizde ortaya çıkması deney ve gözleme dayalı bilgilerin kavramlar üzerinde yorumlanmasıyla ortaya çıkıyor. Bu kavramlar, toplumsal olana nüfuz etmesiyle şekilleniyor. Normalleştirilmeye çalışılan bu toplumsal hadiseler duygu durumumuzu metaforlar cenderesinde çıkmazlara sürüklüyor.

Tablonun anlattığıyla tabloya dedirtilen, tablonun gösterdiğiyle tabloda gösterilen arasındaki farklar var. Sosyolojide kavram; nüfuz ettiren, gösteren, açığa çıkartan durumunda iken, Sosyoloji pratiği bile göstergelerden, değişkenlerden kavrama geçtiği andan itibaren artık bir yorumlama ve tematikleştirme çabası içerisine giriyor.

Kavramlar üzerine yoğunlaşmak ve ne yapabileceğimizi düşünmek, odaklanmayı arttırıyor. Bu tavsiyenin ikna edici tematikleştirme vurgusu; Ali Bulaç, Nazlı Ilıcak gibi duayen gazetecilerin savunmalarını okuduğunuzda eğer bir iç ses ‘yazıklar olsun’ nevinden bir burkuntu hasıl ediyorsa doğru yolda değilsiniz demektir. Esas konu ve zihnimizde kavramsallaşması gereken nokta; bu gazetecilerin haksız yere mahkum edilmesi ve bu mahkumiyetin en kısa zamanda sona ermesidir. Sürecin devamında yayılan olumsuz haberler, yaşanılan mağduriyete sessiz kalmamızı netice vermemelidir. Çok yakın bir gelecekte haksızlık yapan zalimin hakettiği cezayı almasıyla çocuğu da mağdur oldu diyelim. Çocuğa merhamet etmeyecek duygu birikiminde olmak, olayların baskısı altında hissi davranmak olur. Halbuki kavramlar ana başlığında çocuğa merhamet etmeli ve hakkını korumalıyız.

Yarın çok büyük emek sarfettiğimiz hadiselerin aslında gereksiz bir efor harcama olduğunu duyabiliriz. Kavramsallaştırdığımız şey olayın kendisi değil de hak ve adaletin tesisi adına etkili adım atma girişimi olarak nitelendirebilirsek, neticelerin istediğimiz gibi olmadığı durumlarda da yılgınlığa düşmeyiz.

Gelelim Acı çekmeye..
Ruhsal acılar kendini farkettirmeden ağır ağır yerleşir ve sonunda depresyon, ruh çöküntüsü, travma ..vb ortaya çıkar. Bedensel acılarımızın sebepleri bulunup doktor tarafından yok edilebilirken, ruhsal acılar nedenleri yönünden psikologlar tarafından tedavi edilemez, sadece sonuçları yönünden tedavi edilir. Genellikle bu tedaviler hastanın eğlenceli şeyleri yapmasına teşvik ya da hayatına yenilik getirmeyi önermek gibi şeylerdir.

Aslında ruhsal acılarımız hadiselerin nedenlerine takılıp kaldığımız için nedenleri yönünden tedavi edilemez. Bu sebeple değişime katkıda bulunacağımıza inandığımız sonuca odaklanma bizi iyileştirecek ve bu sayede pozitif kalmamızı sağlayacaktır. Olaylar değil de kavramlar üzerinden hadiselere bakabilirsek enerjimizi süreç bitene kadar kullanır durumda tutabiliriz. Hem de değişime katkıda bulunabiliriz.

Hz. Ali RA nın sözü son sözümüz olsun.
Derdin sende,
ama görmezlikten geliyorsun.
Farkında değil gibisin,
ama ilacın da sende.
Küçük bir varlık sanıyorsun kendini.
Halbuki;
‘En büyük Alem’ sende dürülmüş..

Deniz Zengin/ @kamphatiralarim

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here