Suudi tarzı saray darbesi ve Muhammed bin Selman

0
2924

Suudi Arabistan son bir ay içindeki gelişmeler ile belki de tarihinin en hareketli ve ilginç dönemini yaşıyor. Hem Katar konusunda atılan adımlar hem de birinci veliaht prens olarak Muhammed bin Selman’ın atanması çoğu insanı şaşırttı.

Bir önceki kral Abdullah’ın ölümünden sonra kral Selman tahta geçmişti. O zaman hiç beklenmedik şekilde birinci veliaht olarak kardeşlerinden birini değil yeğeni Muhammed bin Nayif ve ikinci veliaht olarakta oğlu Muhammed bin Selman’ı atayarak ilginç bir çıkış yapmıştı. Saray teamüllerinin dışına çıkarak yapılan bu görevlendirme Kral Selman döneminin farklı gelişmelere sahne olacağına dair ilk işaretlerden kabul ediliyordu. Muhammed bin Nayif, 57 yaşında, eğitimini İngiltere de lewis&clark college’de tamamladıktan sonra FBI’da güvenlik kurslarına katılmış, batı ile yakın ilişkiler konusunda etkin bir isim. Onun birinci veliaht olarak tayin edilme sebebinin, Kral Selman’ın yaşından kaynaklanan boşlukları doldurmak ve oğul Selman’a zaman kazandırmak olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Suudi Arabistan’da iş çevresi olarak ifade edilebilecek insanların neredeyse tamamı kraliyet ailesine mensup prensler. O nedenle ekonomi büyük oranda ailenin elinde. Yaşanması muhtemel bir ekonomik sıkıntı kraliyet ailesi ve otoritesi açısından büyük problem. Suudi bütçesi geçen yıl bir önceki döneme göre büyük açık verdi. Kral Selman’ın tahta oturduktan sonra dağıttığı yaklaşık 43 milyar dolarlık ikramiye, petrol fiyatlarındaki gerileme ve en son Yemen savaşı ekonomiyi ciddi sıkıntıya soktu. Geçen yıl petrol, su ve elektrik ücretlerine yapılan %65-70’lik zamlar bu açığı kapatabilecek gibi değil.

Son Trump ziyareti ve sonrasında Katar hamlesi, iyi çalışılmış bir projenin parçaları. Bunun arkası gelecek ve bu işin bir ucu Türkiye’ye ve tabii ki Erdoğan’a uzanacak.

Suud ailesi içinde Muhammed bin Nayif ve Muhammed bin Selman,  farklı ekolleri temsil eden iki figür. Görevden alınan Muhammed bin Nayif, “Âli şeyh” denilen ve ülke içinde giderek güç kaybeden Selefi-vahabi otorite tarafından desteklenen bir isim. Suudi iş dünyası içinde, tercih edilen ve desteklenen biri değil. Otoriter ve sert mizaçlı bir kişilik. Suudi Arabistan’ı dış dünyaya açıp, sıkışan ekonomiyi rahatlatacağına dair ümit vermiyor. Erdoğan ile ilişkileri oldukça iyi.

Erdoğan, kraliyet ailesi ile iyi ilişkileri var gibi görünsede işin aslı öyle değil. Hem Erdoğan hem de Suud kraliyeti, Ortadoğu’da hakim güç ve söz sahibi olmak konusunda iddialı. Erdoğan’ın kendisine maddi-manevi destek verilmezse İran’la mücadelede Suudi Arabistan’ı yanlız bırakmak ile tehdit ettiği biliniyor. Suudilerin nasıl bu kadar hızlı Erdoğan ve Türkiye’ye sırtını döndüğüne şaşırmaya gerek yok. Bir yerde iki kral olmaz. İşte görevden alınan Muhammed bin Nayif, Erdoğan ile ilişkileri iyi tutmak konusunda aile içinde en istekli olan isimdi. Bu nedenle Kral Selman ve oğul Muhammed bin Selman ile ters düştü.

Suud kraliyet yasalarında ve teamüllerinde olmayan bir şekilde görevinden alınarak yerine Muhammed bin Selman getirildi.

Bu tam bir saray darbesi. Bu plan uzun zamandır çalışılıyordu ancak uygulayacak uygun ortam oluşmamıştı. Trump’ın başkan seçilmesi ile bu fırsat elde edilmiş oldu. İran konusu, Suud ailesi için çok önemli. Katar hamlesi’ne bu açıdan bakılmalı. Suud yönetiminin başını çektiği ülkeler hem katar yönetimini hemde katar üzerinden Türkiye’yi İran ile ilişkiler konusunda sıkıştırmaya çalışıyor. Bu konuda ellerindeki bütün kozları sahaya süreceklerinden emin olabilirsiniz.

Suudi Arabistan yönetiminin bu kadar batı ile içli dışlı ilişkileri çoğu insan tarafından garip karşılanıyor. Oysa ki Suudi Arabistan pratik hayat açısından oldukça farklı. Ülke, hem sosyolojik hemde kültürel açıdan üç farklı bölgeye ayrılır. İçinde Cidde, Mekke ve Medine’nin yer aldığı Hicaz bölgesi. Suud ailesinin atalarının da yaşadığı ve büyük tüccarları ile meşhur orta suud diyebileceğimiz Kassim bölgesi ve ülkenin diğer kısmı olan, Bahreyn ve Arap Körfez’ine kıyısı olan Dammam bölgesi.

Hicaz bölgesi, kutsal şehirler ve mekanları içinde barındıran az-çok bilinen bir bölge. Kassim ve Dammam bölgeleri ise çok bilinmiyor. Ülke aslında bu iki bölge üzerinden yönetiliyor. Başkent Riyad ve sanayii bölgeleri Kassim (orta suud) de, petrol bölgelerinin tamamı ise Dammam ve civarında. Dammam bölgesi çevresinde oldukça yoğun olmakla birlikte ülke nüfusunun %13-15’i Şii’lerden oluşuyor. Suudi Arabistan’ın İran ile kavgasının, katar hamlesinin ve Yemen savaşının arka planında İran’ın desteklediği Şii nüfusun, oluşturabileceği riskleri ortadan kaldırmak yatıyor. İşte böyle bir ortamda, Erdoğan’ın Suud krallığını İran üzerinden tehdit etmesi bardağı taşıran son damla oldu. Fırsat ele geçince hem Erdoğan ve Türkiye’yi hemde onun ülke içindeki destekçilerini yönetim devre dışı bıraktı.

Muhammed bin Selman diğer ismiyle ‘bay herşey’ ülkede yenilikçi, hırslı ve genç kanadın sözcüsü. Çoğunluğu ABD ve UK eğitimli genç bir kadroya sahip. İş dünyasından büyük destek görüyor. Yabancı danışmanların hazırladığı ‘2030 vizyonu’ Muhammed bin Selman için çok önemli. Suudi Arabistan’ı dış dünyaya açmayı planlıyor. Bu durum başta ABD ve İngiltere olmak üzere herkesin işine geliyor. Muhammed bin Selman’ın yapmayı planladığı bazı projeleri ise şunlar..

-Suudi Arabistan Hicaz bölgesi dışında turist vizesi alınamayan bir ülke. Bu nedenle insanlar başkent Riyad’ı ziyaret etmek isteseler mutlaka yerel bir şahsın veya şirketin davetiyesi ile vizeye başvurmak zorunda. Bu durum insanların ülkeye gelişi önündeki en büyük engel. İlk atacağı adımlardan bir tanesi bu durumu değiştirmek.

-Suudi yönetimi sessiz sedasız Körfez ülkeleri arasında kullanılacak ortak bir para birimi oluşturmaya çalışıyor. Bu konuda ciddi mesafe alındığı söylenebilir.

-ülkede ciddi oranda yabancı yaşıyor. Bu yabancılar kazançlarını ülke içinde tutmayıp hızlıca dışarı çıkarıyor. Yıllık 20-25 milyar dolarlık bir rakamdan bahsetmek mümkün. 40 yıldır ülkede yaşayan ancak hiçbir hakkı olmayan insanlar var. Bu nedenle belli kısıtlamaları olan bir greencard uygulaması getirerek insanların ülke içinde yatırım yapması hedefleniyor.

-Muhammed bin Selman, 2 trilyon dolarlık bir fon oluşturarak bununla farklı sahalarda yatırım projelerine girmeyi planlıyor. Google, apple gibi teknoloji şirketlerinden hisse satın almak, Afrika’da geniş araziler satın alarak ziraat yapmak vb.

-Eğlence sektörüne yapılacak yatırımlar ile çevre ülkelerden ve dünyanın farklı yerlerinden insanları ülkeye çekmek ve petrol harici gelir oluşturmak öncelikli projelerden..

Peki, Muhammed bin Selman bunlar ve benzeri pek çok projeyi dini otoriteyi by-pass ederek hayata geçirmekte zorlanır mı ?. Halktan destek alabilir mi ?. Ülkede ekonomi iyi gittiği müddetçe halktan gerekli desteği alacağı kesin. Zaten pratikte batılı gibi yaşayan bir ülke insanından dünya’ya daha fazla entegre olmayı sağlayacak projelere tepki geleceğini beklemek saflık olur. Bizim bildiğimiz Suudi Arabistan ile hali hazırdaki ülke arasında çok fark var. Ülkenin eğitimi international school sistemine ve yabancı eğitim kurumlarına emanet. Lisans, master ve doktora programlarında her yıl onbinlerce öğrenci devlet bursu ile Batı’da eğitim görüyor. Halkın %55-60’ı rahat İngilizce konuşuyor. Her yıl kitap fuarlarında satışların %75-80’ı yabancı klasikler ve yayınlar, alıcıların neredeyse tamamı kadın okuyucular. Sabah 05’te starbucks kafelerin önünde kuyruk görmek mümkün. Başkent Riyad’ın nüfusu 8 milyon civarında. 1.5 milyon yabancının yaşadığı söyleniyor. Riyad’da sadece yabancıların yaşadığı, içinde içki satışının yapıldığı, havuz başı partilerin düzenlenebildiği ve tesettürlü ailelere ev kiralanmadığı siteler bile mevcut. Parklarda yüksek sesli müzik eşliğinde break dansı yapan gençlerin olduğu bir ülkede Muhammed bin Selman inanın hiç zorlanmayacak..

Ancak kısa vadede Muhammed bin Selman’ın çözmesi gereken bir kaç problem var. Birincisi; veliaht değişimine tepkili kraliyet içindeki sesleri susturmak. İkincisi; ekonomik kriz içindeyken toplamda 350 milyar dolarlık silah alımı anlaşmasına tepki gösteren halkı sakinleştirmek. Üçüncüsü; Körfez ülkeleri içinde lider bir güç haline gelmek. Bu üç konuda zamana ihtiyacı var. Bu zamanı ona olası bir katar operasyonu sağlayabilir. Ancak; genç, hırslı ve hayalperest bir lider Ortadoğu’da ülkesini yıkımada götürebilir.

Faruk Ali

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here