Biliyorum çok acı çekiyorsun

0
1714

Biliyorum çok acı çekiyorsun. Sen, hak geçmesin diye telefonunu, çalıştığın yerde şarj etmekten imtinâ et ammâ, şimdileyin sana hırsız muamelesi yapılsın. Sen, yıllarca biraz da kantarın topuzunu kaçıracak raddede bu vatanı sev ama, sana “hayin” denilsin el’ân. Sen, birazcık da abartı olacak derekede “millî” bir duruş sergile de, şu sıralar moda olsun, sana “İsrayil dölü” denilsin.  Yine sen, dünyânın bir çok ülkesinde okul aç, Türkçe öğret de, emeğine “gavur procesi” denilsin. Sen, İstiklâl Marşı öğret/okut da türbanlı bacımız Sümeyye’nin profitrolleri senden için  “Soros”tan girsin, “Ciamat”tan çıksın.

Seni anlamıyorlar, değil mi? Sen ve senin gibilerin doğru düzgün, sadra şîfâ bir tavuk kesmişliği bile yoktur. Sana silâh verilse, tutmasını bilmezsin, hayâtta en yabancı olduğun nesnelerdendir o. Sen ki silahın “s”sinden anlamazsın ama “liseli”ye ve kâselislerine göre sen teröristsin. Hay ben senin gibi teröristin ayağından öpeyim ki, balıkların ağzı incinir diye sen balık tutmaktan bile içtinâb edersin. Sana terörist denilmesine kederleneceğine, İbrâhîm/Ebu Rahîm’in neslinden gelen, yetîm bir çocukla oturup ağlayabilen, evde beslediği kuşu vefât eden çocuğa başsağlığına giden Kaf-ı Levlâk Hz. Muhammed’e terörist denilmesine dertlen; üzüntüden kendini unut, kalbin duracak da bedenini durduracak gibi olsun. Ben bu dediğim olamadım ama vicdânım, o olmam gerektiğini fısıldıyor; haydi sesini nefesime tetik yap da berâber patlayalım, dertten çatlayalım.

Sen, kime göre “terörist”sin? Dağda terörist başına çiçek uzatan topal topaca göre; omurga dükkânı açılası, içinde çalıştırılası baba Barlas ve terekesine göre; bugünün “Havuz”u medyadan kovulduğunda Cemâat’in her yönden sâhip çıktığı, “ay ne kadar da içli müslümân!” görünümlü Ahmet Taşkesilen’e göre; yavuz’ul-havuz medyasına, bilhassa “Bu kış F…’nün son kışı olabilir” derken, kendisi çıkamayan GYY’den sonra gelen,“F…’nün cinayetlerine dikkat” başlıktan kokarken cinâyete kurbân giden GYY’nin gazetesine göre; rivâyet olur ki “Sizi böcek gibi ezeceğim!” demişliği varken kamyon altında ezilen savcıya göre; şu sıralar tvitırlatıp “kısmi felçler geçiriyorum ey ahali” meyânında duyuruları yapan; Erasmus programına “Orgasmus” demişken, kendi kızının da Erasmus’la yurt dışında okuduğu ortaya çıkan Yusuf Kaplan’a göre; vakti zamânında “Obama, Amerika’ya başkan olursa, çıkıp Taksim Meydanı’nda anırırım diyen, dünün Siyasal İslâm düşmânı(konuya taalluk kitâp yazmışlığı bile var) Engin Ardıç’a göre; “Onu o kadar seviyorum ki (Tayyip Erdoğan) emretsin 12 yıllık yuvamı yıkar 3 çocuğumun gözünün yaşına bakmam.” diyen, diyebilen köşebaşı yazarına göre; “Türkiye bir hukuk devletidir.” Diyen, diyebilen Bekir Bozdağ’a göre; çok değil, 2 yıl önce meydânlarda sesi kısılacak kadar esip gürleyen, sonra nasıl bir aydınlanma yaşadıysa, bağırdıklarını yutup, bugünlerde tam aksini söyleyebilen/yapabilen Devlet Bahçeli’ye göre; Recep Tayyip Erdoğan’ı Harun gibi gelip Karun gibi olmakla ittihâm eden, fakat şimdilerde onun partisinin sözcülüğünü yapan Numan Kurtulmuş’a göre; “Hocaefendi” derken, kendinden geçen, vaziyet tağayyür edince Türkiye’de F… ile en etkin mücâdele eden 3 kişiden biri olduğunu söyleyebilen İ. Melih Gökçek’e göre; evvel zamânda, “Türkçe Olimpiatları’nın sizsiz bir tadı yok!” tarzında cümleler kuran, bugünün “ver mehteri”cisi Erkan Tan’a göre; bir zamânlar Tayyip Erdoğan’ı hırsızlık ve yolsuzlukla suçlayan, şimdileyin Tayyip Erdoğan hükûmetinin İç İşleri Bakanlığını yapan Süleyman Soylu’ya göre; her dönemin mağdûrlarına katı, menfaat söz konusu olduğunda sıvı, bütün muktedîrlere gaz olan Aydın Doğan medyasına göre; bir zamânların hızlı solcusu, “komünist” olduğu için babasıyla sorunlar da yaşamış; bugünün “anam, babam, çocuklarım sana feda olsun!” reisçisi, ve işler büyüdükçe reisine tamâmiyle duygusal olan âşkı da artan Etem Sancak’a göre; yine solcu olarak başladığı kariyerine Dréj Ali mafyası dirsek temâslarıyla devâm eden, şantaj-kaset vak’asından dolayı kurşunlanan, sakat kalan, en son post modern bir faşizmde karar kılan Mahmut Övür’e göre; bir cümleyi düzgün yazabilme becerisinden yoksun; dün, boğazını patlatırcasına Türkçe Olimpiyarları’na heyecânlı övgüler dizen, bugünün Maltacısı Binali Yıldırım’a göre; Eskinin çek-senet kırıcısı,tescilli mafyacısı, bugünün umrecisi, en hayırsever işadamı(sı) Sedat Peker’e göre…

Mevcûdu listelemeye kalkarsam,sabâha kadar yazsam bitmez. Şimdi söyle bana, son 5 yılda sende neler değişti? Sen bir kahramanken, ne oldu da terörist oldun? Hîçbir şey değişmedi. Birileri kânûn dışı işler yaptı ve suçüstü yakalandı. Ve ki bu birileri güçlüydü. Mesele bundan ibâret. Yat-kalk şükret! Ya bu iki yüzlü, derecesine göre iki yüz yüzlü insânların safında olsaydın! Demem o ki, bu ölçüye göre “terörist” sayılmak nûr u nîmet! Bürokraside birileri bir makâma getirilecekse,aşağı yukarı parametre şu(nlar); sigara ve tecîhen alkol kullanmak, namâz kılmamak, ağzı bozuk olmak, yine tercîhen az da olsa kriminal suçlara bulaşmış olmak. Evet, çünkü senin, bunların hîç birini yapmadığını iyi biliyorlar. Düşün, alâmet-i fârikan, erdemli(ahlâklı) olman. Erdemli(ahlâklı) olmandan seni şıp diye bulabiliyorlar. Tutuklu bir asker, kumâr oynadığını ispâtlamış, serbest bırakılmış. Seninki ne güzel bir “terörist”lik, değil mi!? Ezcümle; putperestin, puştperestin bu zâviyede sana “terörist” demesi, bil ki madalya-yı şereftir.

Yâni demem o ki sana dedikleri sözlere takılma. Yezid’e göre Seyyidinâ Hz. Hüseyin devleti yıkacak bir tehdîtti; Ebu Cehil’e göre , Hz. Muhammed, toplumda anarşi çıkarıyordu. (hâşâ! Sümme Hâşâ!) Hocana bak… Kasetlerini evir çevir. 40-50 yılını araştır karıştır da tek bir tâne hilâf-ı vâki bir şey bulabiliyor musun? Sana ödev! İnce ince incele bir daha! Büyüğünün söylediklerinde tek bir yalan bulursan, bırak git, özgürsün! Bırak “kizbî” bir durumu; onun, insânlarla muhatâb olduğunda esnediğine, bayıcı bir yüz ifâdesine büründüğüne, birilerini tezyîf ettiğine, birilerini aşağıladığına, birilerini küçümsediğine, birilerini hedef gösterdiğine şâhit olursan bana da söyle, alıp başımızı gidelim. Muarız, “Bizim rahmetimiz gazabımızı aşacaktır inşaallah!” diye fücûriyât derelerinde yüzerken, senin hocan kendine “kıtmir” yakıştırması yapar/yapıyor. Bir kere kendini övdüğünü, bir kerecik olsun kendine bir pay çıkardığını, kitaplarını parlattığını gördün mü? Duydun mu? Argo bir kelime kullanacaksa bile talebelerinden bağışlama diler, kelimeyi öyle istimâl eder. Diyeceği kelime de kendine argo. Argoyu bile tesviye eden bir kâmet. Ve bunca hakârete, haysiyetsizliğe, çirkînliğe karşı, bir kere bile üslûbunu bozdu mu? Hayır.

Tamam, dertlen; de facto bir emirdir ve kutsaldır dert! Ama la keder! Keder, dertten farklı bir şeydir. “Âh, insânlar acı çekiyor, âh güzel günler yaşamak varken bu da nesi!?” iç geçirişleri kedergillerdendir; biraz hümaniter bir bekraunda, biraz da konfora taalluk eder. Lâkin, dert öyle değil. Ben, biz o kadar acı çekelim.. Yine-gene misliyle çekelim ama İslâm’ın o bercemâl yüzü kirletilmese.  Okullara, firmalara el konuldu..  “Âh insânların işi gitti, o güzelim dershânelerimiz gitti!” diye düşünüp acı çeksen keder; sâbıkı düşünmekle beraber, ona inancî bir aroma katsan ve özünle buluştursan dert olur, son kıvâmı şöyle olur: Hayfâ! İnsânlara, insânlığa vâsıl olabileceğimiz kanallar kapandı/kapanıyor.

Dünyâ bir imtihan sahası. Yaratılmışın yaradılışında ne varsa ortaya çıkacak. Kimi o fıtrât toprağına “ene” zakkûmunu eker, büyüdükçe bir “ben” büyür; o “ben” büyüdükçe rûhtan üflü benliği uyutur; kişi, Rûh’ul-Kuddûs’tan sıyrılır. İnsânın karadeliği rûhundadır; karadelik büyür ve insânlığını/ insânîliğini yutar. Ez’zamân oluşum tamâmlandığında kişi zift u katrândan bir abdulkend olur. Sonsuzca bu hâl üzere olacaksa, Rabb’ul âlemin mührünü vurur. Cehennemin sonsuz olmasının mantığı da budur. Sana gelince.. Âkıbet bağlamında bıiznillâh sana bir şey olmaz, olmayacak! Rabbin, hatâların olduğunda hemen başına bir tâne vuruyor feleğin eliyle. Biliyor ki sen yaratılmış olduğun hâl üzre kalma niyetindesin. O da senin akıntını, âkıbetini cennetin engebeli arâzisine sürüyor. Kötüye bir şey olmaz derler ya hani, bomboş bir lâf değil, hakîkat payı var işte ezcümle. Senin konumunun  sağlamasını hemen yapalım mı? Evet sâir insânlar gibi sen de mide u nefesle yaşıyorsun. Ammâ sen insânlar için acı çekiyorsun, onların iyi olması için duâ ediyorsun. Mânâ duâsıyla yetinmiyor, dünyânın her tarafına koşturuyorsun.

Evet, iflâhımızı kesiyorlar. Evet, 200 bine yakın insân ihrâç. Evet, İşkence. Evet, cezâevlerinde 70 bin esîr; kadın, yaşlı, hâmile, özürlü, bebek. Evet, insânları balkondan atıyorlar. Evet, şehrin ortasından adam kaçırıyorlar. Evet, döve döve öldürüyorlar.

Bu cigersûz vaziyetin yanında  bir de şu var:

Dünyânın en eğitimli üç ülkesinden biri olan Kanada’da senin okulun dengî okullar arasında en yüksek dereceyi almış. Amerika’da da öyle. Senin bilgisayar lisenden Facebook’a, Twitter’a, Apple’a kapılar açık, açılıyor. Kimi ülkelerde başbakan, bakan, milletvekili çocukları senin okullarında okuyor/yetişiyor. Senin organizasyonlarına yüksek mevkideki müsteşarlar, seçkin kişiler katılıyor. Avrupa’nın göbeğinde organizasyonlar yapıyorsun. Senin programını Hollywood oyuncuları sunuyor. Senin iftâr programına gelen gayr-i müslimler, senin duygularını anlamak için o gün oruç tutuyor. Bir ülkenin en yetkili kişisi “Bu okullarda yetişen insânlar rüşvet almıyor, dürüst çalışıyor. Bunun için devlet kademelerinde personel aldığımızda bu arkadaşlara öncelik tanıyorum” diyor.

Ve ki acı, dert, bu “Yolun Kaderi”dir. Rivâyete göre Hz. Eyyub’un bir düzineden fazla evlâdı göçük altında cân vermiştir. Ve çeşît çeşît musibetler…  Hz. Peygamberin oğlu Kâsım’ın boykot yıllarında açlıktan vefât ettiği nakledilir. Ve boykot yıllarında bebeklerin, çocukların açlıktan öldükleri vâkidir. yine o sıkıntılı zamânlarda Efendimiz bir menfez açabilmek için Taif’e gitmiş. Orada kabîlelerin liderlerince kendisiyle alay edilmiştir. Ve Efendimiz şehri terkettiği sırada, çoğunlukla çocuklardan ve delilerden oluşan ve 2 kilometrelik bir hattı kapsayan insanlarca türlü türlü çirkînliklere mârûz kalmış, taş yağmuruna tutulmuş, kanlar içinde bırakılmıştır. Bu meşakkat, Mirâc’ın dibâcesi olmuş; aleddevâm, Efendimiz, Sidret’ul-Münteha’ya çıkmıştır.

ByLock mu?

Sen biliyorsun, onlar biliyor, onların ağababaları da biliyor ki darbeyle hîç alâka; Abi sen şu kadar bâb cevşen oku; kardeş, sen şu cüzü oku; arkadaşım, bu gece teheccüde kalkıyoruz; falan öğrenci evinin erzâkı bitmiş…

Netice?

Sen, 160-170 belki iki yüz ülke kuşanacaksın. Dünyânın her yerinde evin, yurdun olacak. Gâyen i’lâ-yı kelimetullâh; çağın sesi, sen olacaksın. Ki “beklenen bahâr”dan murâd da budur. Türkiye, hizmet ettiğin ülkelerden sâdece biri olacak. Öngördüğümüz o ki; sana zulmeden, o peygamber torununun başını kesen, o kucaktaki altı aylık bebeği oklayan Yezidgillerin kan kardeşi, ahlâk kardeşi  Neo Yezidler, yalnızlığa ve tecrîde mahkûm olacak; kimi ulusal-uluslar arası mahkemelerde yargılanacak.  Hak ihlâllerinden dolayı bu ülke, milyarlarca lira tazminât ödeyecek. Bu çakalistik dönem er geç sona erecek. Uzunca bir tedâvi ve tâdilât dönemi seni bekliyor.

“… Yaratılış gayesi  dışında hareket edenler(zulmedenler, haksızlık yapanlar), yakında nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir. “  (ŞUARA 227)

 

ABDULLAH AY

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here