Suriye’de siyasi zemin kayıyor mu?

0
964

Ne konuşulacaktı? Acaba Türkiye’nin katkısı olmaksızın IŞİD’e karşı savaşın kilit aşaması olan Rakka operasyonunun yapılamayacağı anlaşılmış, YPG devre dışı bırakılmaya mı karar verilmişti? Dünyanın iki süper askeri gücüyle Türkiye bunun planlaması içinde miydi?

Bu sorular akla geldi, çünkü bu toplantı öncesinde bir dizi önemli gelişme olmuştu.

Örneğin önceki hafta El-Bab şehir merkezine girilmesi ardından geçen hafta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Münbiç’e yürür, YPG varsa vururuz” demişti.

Bunun cevabı YPG ile 2014 Kobani’den bu yana işbirliği yapan ABD’den beklenirken, Rusya’dan gelmişti.

Rus genelkurmayı “O iş bende” havasıyla YPG’nin Münbiç’ten çekileceğini, ama kontrolün Suriye rejim güçlerine devredileceğini ilan etti. Bunun anlamı, Ankara’nın bastırdığı gibi Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) devredilmesinin ABD’den önce Rusya tarafından veto edildiği idi. Ve ABD’nin YPG ile Münbiç’i IŞİD’ten aldığı Ağustos 2016’da başlayan Fırat Kalkanı harekâtı, Rusya ile varılan anlaşma olmadan bu aşamaya kadar gelemezdi.

Tabii ne de olsa Moskova, Suriye’de Kürt kartını sadece ABD’nin ellerine bırakmak istememişti. 23-24 Ocak Astana ateşkes görüşmelerinin ardından Moskova’da toplanan Kürt konferansına, YPG’nin de bağlı olduğu PKK’nın Suriye kolu PYD davet edilmiş, yeni Suriye’de Kürt özerkliğine göz kırpılmıştı.

Diğer yandan ABD’nin Suriye harekâtını yürüten Merkezi Komutanlık (CENTCOM) daha önce örneği görülmemiş bir halkla ilişkiler kampanyası ile YPG militanlarını Amerikan medyasında övüyor, Başkan Donald Trump’ın henüz açıklanmayan kararını Türkiye’nin tezleri etkilemeye çalışıyordu.

İşte Antalya toplantısı bu koşullarda düzenlendi.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Amerikalı mevkidaşı Joseph Dunford ve Rus mevkidaşı Valery Gerasimov’u iki gün boyunca ağırladı. İkili üçlü görüşmeler yapıldı. Genelkurmay basına verdiği fotoğraflarda Rakka harekâtını ABD ile birlikte yapma planı sunulduğuna dair dosyanın görülmesini sağladı.

Toplantılar sonunda ortak bir açıklama yapılmadı. Geride sadece toplantıların Başında Başbakan Binali Yıldırım’ın, sonunda ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın söylediği, teröre karşı operasyon yaparken birbirini vurmamak için önlemlerin görüşüldüğü sözleri kaldı.

Ama toplantıların bitimiyle birlikte başka gelişmeler yaşandı.

Örneğin ABD Dışişleri Sözcüsü Mark Toner, Suriye’de YPG’ye desteği sürdüreceklerini, Türkiye’nin endişelerini anladıklarını ama katılmadıklarını, YPG’yi PKK gibi bir terör örgütü saymadıklarını söyleyiverdi.

Üstüne CENTCOM’un Rakka harekâtı için Suriye’ye 400 askerlik bir birlik gönderdiği açıklaması geldi. Bu birlikle birlikte 155’lik obüsler de gönderilmişti. Bunlar Fırat Kalkanı harekâtında büyük yararı görülen Fırtına obüsleri gibi ağır silahlar sınıfında sayılıyor.

Bir süredir Rakka harekâtının top ve tank gibi ağır silahlar olmadan yürütülemeyeceği, bu nedenle ABD’nin Suriye’nin NATO müttefiki komşusu Türkiye’nin kapısını çalabileceği askeri kaynaklarca ifade ediliyordu. Oysa ABD bu hamle ile Türkiye’ye bir anlamda “Sana muhtaç değilim” mesajı vermiş oluyordu. Üstelik Türkiye’nin yıllardır bastırdığı “Güvenli Bölgenin” de Türkiye sınırında değil Ürdün sınırında kurulabileceği, yani Türkiye’den önemli bir talepte bulunulmadan Rakka harekâtının yapılmak isteneceğine dair işaretler belirdi.

Üstelik belki de ABD-Rusya işbirliği ile…

Nereden mi çıkarıyorum bunu?

Şuradan…

Dün bu gelişmelerin üzerine tüy dikercesine gelen Rusya hamlesinden… Sosyal medyada yayılan ve Münbiç civarında çekildiği bildirilen fotoğraflarda, zırhlı araçlar üzerinde Rus askerleri üniformalarında YPG olmasa da YPG’nin ana kuvvetini oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) amblemleri takmış halde poz veriyorlardı. Bu da ister istemez SDG’nin ABD ve Rusya’nın Rakka’yı IŞİD’ten alıp Şam kontrolüne bırakmak için bir işbirliği zemini olarak mı kullanılmaya başladığı sorusunu akla getiriyordu.

Bu gelişmeler ve Antalya toplantısı sonuçları dün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a soruldu.

Kalın “Rakka için detaylı görüşme yapıldı. Henüz verilmiş bir karar yok” yanıtını verdi.

Kalın muhtemelen Trump’ın beklenen açıklamasını kast ediyordu ve o bakımdan haklıydı.

Çünkü bütün bu gelişmelerin sonucunda ABD’nin kararı siyaseten de YPG ile devam etmek, Türkiye’ye de “Bu koşullarda gelip katılmak istesen, buyur gel” demek olursa, Türkiye’nin Suriye’de Fırat Kalkanı ile elde edebildiği siyasi zeminin kaydığı, kaybolduğu saptamasını yapmak gerekecek.

Bunu önlemek için tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan Rusya’ya gitmeden önce AK parti hükümet kaynaklarından basına Vladimir Putin ile görüşme gündemi olarak “YPG ve S-400 füzeleri” sızdırmak, ABD’ye karşı koz olarak bir işe yarayacak mı? Çok emin değilim. Çünkü Rus hükümeti, tam da Antalya toplantısından bir gün önce Putin-Erdoğan görüşmesinin gündeminde ağırlıkla enerji konuları, Türk Akımı ve nükleer santraller olacağını resmen açıklamıştı.

Önümüzdeki birkaç gün, Türkiye’nin Suriye siyasetinin durumu ve geleceği bakımından ve ayrıca PKK ile mücadelenin alacağı şekil bakımından belirleyici olabilir.

 

Murat Yetkin- Hurriyet

Yayınlarımızın devamı adına, sizleri destek vermeye davet ediyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here